Selvet Çetin
Dünya İnsani Zirvesi ve Yardım Sisteminin Geleceği
04.06.2016

Küresel siyasi krizlerin insani krizleri tetiklediği bir zaman diliminde BM Genel Sekreterliği tarafından 23-24 Mayıs 2016 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Dünya İnsani Zirvesi (DİZ), bir ilk olma özelliğinin dışında BM’nin krizler karşısındaki işlevsizliğinin de sorgulanması gereken bir platform olarak nitelendirilmektedir. Bugün, tıkanan sadece insani yardım sistemi değildir, asıl felaket, uluslararası mekanizmaların insani değerleri korumak bakımından içine düştüğü acizlik ve bunun sonucunda ortaya çıkan eşitsizlik ve adaletsizliktir. İnsancıl hukukun küresel aktörler tarafından acımasızca ihlal edildiği bir ortamda sorgulanması gereken başlıca husus, her geçen gün daha fazla insani yardıma muhtaç topluluk üreten dünya sisteminin geleceğidir.

DİZ, küresel krizlerden etkilenen kesimlere yönelik insani yardımların artırılması ve bu krizlere nasıl çözüm bulunacağı gibi konulara odaklanırken, işgal, çatışma ve savaş politikalarının engellenmesi için uluslararası topluma büyük görevler düşmektedir. Bu çıkar savaşları durmadan insani krizlerin bitmesinin düşünülemeyeceği gibi insani yardımlara bağımlı hale gelenlerin sayısı da dehşet verici boyutta artacaktır. Küresel güçlerin bir yandan ülkeleri yıkım ve sefalete sürüklemesi, diğer taraftan insani yardım çalışmalarıyla göz boyamaya çalışması, trajikomik bir durumu yansıtmaktadır.

Nitekim ABD, Rusya ve İngiltere’nin dünya silah pazarının büyük bölümünü kontrol ederken aynı zamanda insani yardım faaliyetlerine bütçe ayırması “günah çıkarmanın” bir başka yolu olarak görülmektedir. 2014 yılı rakamlarına göre, resmi insani yardım sıralamasında ilk iki sırayı ABD ve İngiltere’nin alması, küresel insani sistemin işleyişinde bir sorun bulunduğunu anlamak için yeterlidir. Krizi çıkaranlara gerekli yanıtı vermek ve mağdurların durumuna acil çözüm bulmak yerine “salon diplomasisini” tercih eden BM’nin sadece bir figüran olmanın ötesinde hiçbir varlık gösterememesi kaygı vericidir. Yüzyılın en büyük insani felaketi olma özelliğini koruyan Suriye Krizi’ndeki kötü sicili BM’nin itibarsızlığının bir göstergesidir. 

Dünya genelinde son 10 yılda yardıma muhtaç insan sayısının iki katına çıktığı, yaklaşık 250 milyon kişinin siyasi ve ekonomik krizlerden etkilendiği ve her yıl 100 milyon civarında insanın doğal afetlerle karşılaştığı rapor edilmektedir. 38 milyon insanın kendi ülkesinde zorunlu olarak yer değiştirdiği, 21 milyonluk bir nüfusun ise mülteci ve sığınmacı konumunda bulunduğu küresel insani krizden en fazla etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Beş yıldır yaklaşık 3 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye’nin tüm olumsuzluklara rağmen resmi kalkınma yardımlarının son bir yılda %8,6 oranında artış göstermesi ciddi bir gelişmedir. Küresel İnsani Yardım Raporu’na göre, Türkiye’nin ABD ve İngiltere’den sonra dünyanın 3. büyük donör ülkesi konumunda bulunması, savaş ve çatışmalardan beslenmeyen bir ülke için başlı başına bir onurdur. Suriyeli mültecilerin insani gereksinimleri için bugüne kadar 10 milyar dolar harcayan Türkiye, buna karşılık uluslararası toplumdan ancak 455 milyon dolar destek alabilmiştir. AFAD, TİKA ve Kızılay gibi yaygın insani yardım çeşitliliği sunan resmi kuruluşların yanı sıra çok sayıda sivil toplum kuruluşunun uluslararası insani yardım faaliyetleri, Türkiye’nin bu alandaki kapasitesini belirgin şekilde geliştirmektedir. Sürekli olarak ifade edildiği gibi, başta mülteci krizi olmak üzere insani yardım düzeninin adil bir külfet paylaşımına dayanması gerekmektedir.

Suriye Krizinin yol açtığı insani sorunların giderilmesine yönelik OCHA, UNDP ve UNHCR tarafından oluşturulan ve uluslararası toplumun desteklediği 3RP Bölgesel Mülteci ve Dayanıklılık Planı, bu dayanışmaya iyi bir örnek oluşturmakla birlikte uygulamada birçok sorun yaşanmaktadır. Mültecilerin korunma, sağlık, eğitim, istihdam, barınma ve gıda ihtiyaçlarını karşılamayı, en dezavantajlı durumdaki sığınmacıların insani ihtiyaçlarını gidermeyi ve Suriye Krizi’nin Türkiye, Lübnan ve Ürdün başta olmak üzere bölge ülkeleri üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmayı hedefleyen bu uluslararası yardım girişiminin amacına ulaşması için küresel bir işbirliğine ihtiyaç vardır.   

Bütün bu olumsuz tabloya rağmen, Dünya İnsani Zirvesi’nde uluslararası insani hukuk, insani müdahale ve insani yardımların geleceği konularında uluslararası toplumun önerilerinden yola çıkılarak bir takım kararların alınması beklenmektedir. Zirvenin hazırlık çalışmalarının son bölgesel toplantısı Duşanbe’de yapılmış ve insani yardımın geleceğine yönelik oturumlar gerçekleştirilmiştir. Bu oturumlarda ‘İnsani Yardımların Etkinliği’, ‘Zarar Görebilirliği Azaltmak ve Riski Yönetmek, ‘İnovasyonla Dönüşüm’ ve ‘Çatışma İçindeki İnsanların İhtiyaçlarına Hizmet Etmek’ temaları altında müzakereler yapılmış, aynı temalar çerçevesinde medya, sivil toplum, üniversiteler ve özel sektörün katılımlarıyla Ulusal İstişare Toplantıları düzenlenmiştir. İstanbul Zirvesi, dünya çapında insani yardım sistemi ve faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve insani yardım aktörleri arasında bir network oluşturulması bakımından önemli bir rol üstlenebilir. İstanbul’un uluslararası toplumun arabuluculuk, barış faaliyetleri ve insani kalkınma konularında BM’nin ofislerinin toplandığı, faaliyetlerinin yapıldığı bir merkez olabilmesi bakımından da bu tür toplantılar önem kazanmaktadır. İstanbul’daki Dünya İnsani Zirvesi, Türkiye’nin özellikle insani alanda uluslararası, bölgesel ve ulusal düzeylerde sağladığı katkıların küresel ölçekte görünürlüğünü sağlamak bakımından ciddi bir rol oynayabilir. Türkiye’nin insani alandaki yardım ve müdahale çalışmalarının dünyaya etkili bir şekilde duyurulması açısından güçlü bir tanıtım kampanyasının hazırlanması, bu alandaki eksikliğin giderilmesi için önemlidir. 3RP Bölgesel Dayanıklılık Planı çerçevesinde, Suriyeli mülteci ve sığınmacıların temel ihtiyaç ve sorunlarının çözülmesine yönelik sektörel başlıkların İstanbul Zirvesi’nde ele alınması ve sivil toplum, medya, özel sektör ve üniversitelerin mülteci ve sığınmacılara yönelik insani yardım, insani müdahale ve çatışmalar sırasında sosyal ve insani riskleri azaltmaya dönük faaliyetlerinde işbölümü yapılması gerekmektedir.   

İnsani Zirve, küresel güçlerin insani değerleri yok eden çıkar mücadelesini sorgulamak ve bu değerlerin yaşatılmasına odaklanmak gibi bir perspektif ortaya koyabilirse amacına ulaşabilir. BM ve diğer uluslararası kuruluşların yapısal ve fonksiyonel başarısızlıkları sorgulanmadan, yeni bir insani yardım sisteminin hayata geçirilmesi ise çok güçtür. Türkiye, zirve ile birlikte insani yardım tecrübesini dünya ülkeleriyle paylaşarak bu alanda yürütülmekte olan çalışmalar için güçlü bir koordinasyon ağına da öncülük edebilir. Böyle bir kapasiteye de sahiptir.


Yazarın Diğer Yazıları
 1 2 3 4 5 6 
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi