Prof. Dr. Haluk ALKAN
Sağduyu Bloku

1 Kasım Seçimleri bir önceki seçimden henüz altı ay geçmiş olmasına rağmen büyük oranda oy kaymalarının yaşandığı bir seçim oldu. Seçimlerde AK Parti’de yaklaşık olarak % 9 oranında oy artışı yaşanırken, CHP’de ki artış binde üç düzeyinde gerçekleşti. Başta MHP ve HDP olmak üzere diğer partilerdeki oy kayması bir arada değerlendirildiğinde yaklaşık on puanlık aşağı yönlü bir hareketliliğin yaşandığı görülmektedir.

Seçim sonuçları AK Parti’nin 7 Haziran seçimlerinde MHP’ye yönelmiş oyları tekrar kazandığını, bunun ötesinde daha önce MHP’ye oy veren seçmen kitlesinden de destek aldığını göstermiştir. Yine AK Parti’nin bir önceki seçimlerde HDP’ye kaybettiği oylarını geri almak yönünde başarı sağladığı görülmektedir. Ancak AK Parti’nin aldığı % 50’ye yaklaşan oyu sadece bu iki faktörle açıklamak mümkün değildir. % 10 barajını geçen üç partinin olmasına karşılık alınan yüksek oy aranı ve çıkartılan milletvekili sayısı bu başarıda temel dinamiğin milletin sağduyusu olduğunu göstermektedir. Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi seçmenlerinin de bu artışta katkısı olduğu görülmektedir. Özellikle orta ve alt gelir grubundan, esnaf ve küçük işletme sahiplerinin, ücretli çalışanların, kısaca Türkiye’nin dinamik gücünü oluşturan toplumsal kesimler seçimlerde AK Parti’ye oy vermişlerdir. AK Parti kentli orta sınıfın ve çalışanların yaygın desteğini alarak seçimleri kazanmıştır. Bu seçmen tabanı çağdaş bir demokraside herhangi bir partinin hedeflediği bir toplumsal kesimi ifade etmektedir. Kazanan, halkların demokrasisine karşı, çağdaş kurumsal bir demokrasiyi hayata geçirme kaygısı taşıyan siyaset tarzı olmuştur.

1 Kasım seçimlerinde, HDP’nin barajı geçmek için CHP seçmenine ihtiyacının kalmadığının ortaya çıkması, doğal olarak HDP oylarındaki düşüşün CHP’nin oylarında bir miktar artışa sebep olacağı beklentilerini güçlendirmiştir. Ancak 1 Kasım seçimlerinde HDP’deki oy düşüşüne rağmen CHP oylarında görünür bir artışın yaşanmaması dikkat çekici bir sonuç olmuştur. CHP’nin büyük kentlerdeki oy hareketliliğine bakıldığında İstanbul’daki seçim bölgelerinin her birinde birer puanlık bir artış sağladığı, Ankara’da toplamda % 1,9, İzmir’de ise % 2,5 puanlık bir artış kaydettiği görülmektedir. Buna karşılık HDP’nin bu bölgelerdeki kaybı bu oranların çok üstündedir. Örneğin İstanbul’da HDP’nin toplam kaybı yaklaşık yedi puanı bulmaktadır. Dolayısıyla bu sonuçlar bir miktar CHP oyunun HDP’de kaldığını, HDP oylarındaki kaymanın daha çok AK Parti yönünde olduğunu göstermektedir. CHP Orta Anadolu’da MHP’ye, Batıda HDP’ye yönelen oyları geri kazanmakta zorlanmaktadır.

7 Haziran seçimlerinde MHP’nin aldığı oyların iki kaynaktan geldiği söylenebilir. Bu kaynaklardan ilki 2011 seçimlerinden sonra MHP’nin aşama aşama elde ettiği oylar, ikincisi ise daha önce AK Parti’ye oy veren ancak son seçimlerde MHP’ye yönelmiş milliyetçi hassasiyeti öne çıkan seçmenlerdir. 1 Kasım sonuçları MHP’nin her iki oy kaynağından da tepki aldığını göstermektedir. MHP’li seçmenler, uluslararası sistem içinde Türkiye’ye biçilmek istenen konuma ve terörle mücadelenin kararlılıkla yürütüldüğü bir dönemde MHP yönetiminin izlediği sığ politikalara tepki göstermiştir. Bu sonuçlar MHP yönetiminin, tabanının beklentileri ile parti politikası arasında bir sorgulamaya gitmesini zorunlu kılmaktadır.

HDP, 7 Haziran seçimlerinin ortaya çıkardığı sorumluluğu kaldıramamıştır. HDP yönetiminin marjinal sol gruplarla işbirliği ve elitist CHP seçmenlerle stratejik ortaklık üzerinden sonuç alma siyaseti zaten 7 Haziran seçimlerinde tartışmalı hale gelmişti. HDP’nin sahip olduğu oy tabanı ile ortaya çıkan temsil yapısı arasındaki çelişki partinin çözümlemesi gereken temel sorunlardan biri haline gelmiştir. Oysa 7 Haziran sonrasında bölgeden alınan yaygın seçmen desteği ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Eş Başkanlar ve milletvekilleri tabanın sıkıntı ve beklentileri ile ilgisi olmayan meydan okuyucu bir söylemi kamuoyu önünde gündeme taşımışlardır. Muhafazakâr değerlere kozmatik bir biçimde yer verebilen bu ideolojik bileşimle HDP’nin devam edebilmesi zaten mümkün değildi. Üstelik seçimlerden hemen sonra Kandil’in bölgesel oy artışını kendi politik önceliklerini Parti’ye hâkim kılma yönünde kullanmaya başlaması, bunu izleyen terörist saldırılar HDP’nin hareket alanını sınırlamıştır. HDP bu çelişki ve baskıya karşı Türkiye partisi olmanın gerektirdiği anlamlı bir tepkiyi ortaya koyamadığı gibi, politika geliştirmekte zorlanmıştır. Aksine Parti yönetimi yaşanılan sorunların tüm sorumluluğunu hükümet ve Cumhurbaşkanına fatura etmeye çalışan bir söylemi öne çıkartarak, PKK’nın istediği tarzda hareket etmeyi tercih etmiştir. Terör örgütünün politikalarına su taşımaktan öteye bir anlam taşımayan bu siyaset tarzı altı ay gibi kısa bir süre içerisinde kendine yönelen oyları kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Bölge seçmeni, çözüm sürecine bakış açısı noktasında HDP’nin ilerisinde olduğunu göstermiştir.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi