Dr. M. Levent Yılmaz
Yeni Bir Hikâye...

Türkiye hem küresel hem de bölgesel olarak çok kritik bir süreçten geçiyor. Sykes-Picot’un 100. yılında bölgesel gelişmeler her zamankinden daha karmaşık bir hal almışken özellikle küresel ekonomide yaşananlar ve buna bağlı olarak Türkiye’deki sistem tartışmaları içinde bulunduğumuz dönemi daha fazla hassas hale getiriyor.

Rusya ile yaşanan uçak krizi ve yeniden baş gösteren terör saldırıları ile beraber bölgenin her zamankinden daha sıcak bir hale gelmesi ve tüm bunlar yetmezmiş gibi içeride de özellikle muhalefet kaynaklı “kan dökülmesi” üzerinden gerilen bir ortam söz konusu.

Yukarıdaki gelişmelere ilave olarak izlediği belirsiz ve bir o kadar da sonuç almanın zor olduğu politikalarla dünya ekonomisini belirsizliğe ve kırılganlığa mahrum eden FED’İn de katısı ile 2016 yılı neredeyse tüm dünya için kayıp bir yıl olarak geçiyor.

Özellikle İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkmasının tartışıldığı bu dönemde kıtalararası ticaretteki yavaşlama ile beraber düşen talep ve buna bağlı olarak düşen emtia fiyatları durumu her geçen gün daha da kötüleştiriyor.

Türkiye kabaca yukarıdaki gibi bir ortamda her şeye rağmen ekonomide önemli adımlar atmaya çalışıyor. Tüm bu olumsuzluklara rağmen ve hatta iç dinamikleri hoşa gitmese bile yine de %4,8’lik bir büyüme rakamını yakalamış durumda. Bu bağlamda net ihracatın büyümeye negatif katkı sağladığı ve genel itibariyle özel tüketim ve kamu harcamaları kaynaklı büyümenin de gözden geçirilmesi gerekiyor.

Başta Başkanlık sistemi ve yeni anayasa tartışmaları önemli bir fırsat olmak üzere, Türkiye’nin yeni bir büyüme modeli ve belki de merkez bankacılığı uygulamasını acil bir şekilde ele alması gerekiyor. Dünyanın ekonomik ağrılık merkezinin hızla Doğu’ya kaydığı, negatif faizin yaygınlaştığı ve sistemik kırılmaların yaşandığı bu dönem Türkiye için son derece önemli bir yol ayrımına işaret ediyor.

Başta büyüme modeli olmak üzere, enerji koridorları ve belki de “İpekyolu”nun yeniden inşası gibi küresel çaptaki girişimleri de göz önüne alırsak Türkiye’nin artık yeni bir hikâyeye ihtiyacı olduğu ortaya çıkıyor.

Güvenli ve cazip yatırım ortamının sağlanacağı, İslami Finansın merkezinin Londra’dan İstanbul’ a taşınacağı, dünyanın enerji trafiğinin yeniden dizaynı ile petrol ve doğalgaz fiyatlarının belirlenebileceği, başkanlık sistemi ile bürokratik oligarşinin getirdiği tüm engellerin ortadan kalktığı ve tüm bunlara bağlı olarak potansiyelinin çok üzerinde bir büyüme gerçekleştirebilen Türkiye için bu yeni hikâyeye mutlaka gerek var.

Avrupa Birliği’nin teorik olarak dağılma aşamasında olduğu bu dönemde, Orta Doğu üzerinden Doğu’ya açılan en önemli kapı olan Türkiye’nin diğer pek çok ülke için rol model olduğu da düşünüldüğünde, Türkiye’nin ortaya koyacağı yeni yol haritasının sadece Türkiye için değil, diğer gelişmekte olan ülkeler için de yeni bir ümit olacağı kesin.

Belki de başta Almanya’nın sözde soykırım hamlesi olmak üzere 40 yıldır devam eden terör ve dış kaynaklı olduğu ispat edilen darbe girişimleri bu potansiyelin engellenmesi içindir.

Unutmayın,

Eğer bir yumurta dışarıdan kırılırsa hayat sona erer ama yumurta içten gelen bir güçle kırılırsa yeni bir hayat başlar. Bütün büyük değişimler içeriden gelen güçle olur.

Bugüne kadar hep dışarıdan kırılan yumurtayı Türkiye ilk kez içeriden kırmaya çalışıyor. İşte bütün mesele bu.

Yazarın Diğer Yazıları
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi