ABD Başkanlık Seçimleri: Trump ve Clinton Yarışı
29

Anayasa ve teamül gereği yaz aylarında adaylıkları kesinleşecek olan Trump ve Clinton arasındaki siyasi rekabette ipi kimin göğüsleyeceğini halk belirleyecek. Görünen o ki, 2016 seçimleri çok renkli bir demokratik rekabete sahne olacak. Henüz her iki taraf da başkan yardımcılarının kim olacağını açıklamış değillerdir ve seçim sathı mailine girildiğinde adayların siyasi pozisyonlarının yumuşama ve merkeze doğru kaymaya başlaması beklenmelidir.

Amerika Birleşik Devletlerinde 2016 yılı seçim yılı. İkinci dönemini dolduran Demokrat Başkan Obama’nın görev süresi yıl sonunda bitiyor. Anayasa’ya göre başkan en fazla iki dönem seçilebildiği için kendisi tekrar aday olamıyor. Artık o emanetçi (topal ördek) bir lider olarak görünüyor. Güç ve sorumluluk bakımından dünyanın en önemli makamlarından biri olarak görülen Amerikan Başkanlık koltuğunun yeni sahibi Kasım ayında yapılacak olan seçimlerle belirlenecek. Gerçek seçim kampanyası, resmi olarak Temmuz ayının son haftasında yapılacak olan Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin aday belirleme kongrelerinden sonra başlayacak. Ancak son bir yıldır Amerikan medyası her gün seçim süreciyle meşgul. Hatta tüm dünya da gelişmeleri yakından izliyor. Bunun iki nedeni var: Birincisi, her iki partinin kendi içindeki aday adayları arasındaki ön seçimler. İkincisi ise özellikle Cumhuriyetçi parti içindeki yarışta kendisine çok şans tanınmayan ama sonuna kadar mücadele ederek aday olmayı başaran popülist siyasetçi ve milyarder işadamı Trump’ın giderek artan şekilde ilginç fikirlerinin medyanın ilgisini çekmesi oldu. Gerçekten de Trump’ın kadınlardan kaçak göçmenlere, Hispaniklerden Müslümanlara kadar kullandığı siyasi söylem şimdiden onu izlenmeye değer bir siyasi fenomene dönüştürmüş durumda. Diğer yandan Demokrat Partinin adayı olarak sivrilen Clinton’un, siyasi rakibi Trump karşısında ilk kez bayan bir aday olarak başkan olmaya yakın görülmesi de Amerikan halkı için 2016 seçimlerini oldukça ilginç hale getirmiş durumda.

Popülist Lider Trump

Donald Trump 70 yaşında ünlü bir işadamı ve TV figürü. Son derece spekülatif bir alan olan gayrimenkul alanında faaliyet gösteren bir aile şirketinin sahibi. Kendisi dolar milyarderi olduğu için siyasi olarak zaman zaman Demokrat partiyi, zaman zaman Cumhuriyetçileri desteklemiş ve hatta bir ara Reformist partiye de destek vermiş. Pragmatist bir işadamı olarak siyasi çizgisindeki bu belirsizlikler nedeniyle Trump, bugün aday olmaya çok yaklaştığı Cumhuriyetçi Partinin geleneksel siyasi elitleri tarafından çok güvenilen bir lider olarak algılanmıyor. Bu nedenle Amerikan siyasi hayatında en önemli figürlerden biri olan Temsilciler Meclisi Başkanı (House speaker) Paul Ryan Trump’ın ön seçimlerdeki delege sayısı itibariyle Parti adına aday olmayı garantilemesine rağmen kendisine destek vermediğini açıkladı. Hatta bazıları sadece delege sayısının yeterli olmadığı, Partinin temsil ettiği siyasi geleneğin temel değerlerini taşımayan bir siyasetçinin Parti adına aday olmasının Parti Kongresince onaylanmayabileceği de söyleniyor.

Kelimenin tam anlamıyla yarıştaki siyah at olmasına rağmen Trump’ı ön plana çıkaran bazı özellikler var ki esasen Parti elitlerinin siyasi hazımsızlığını tetikliyor. Öncelikle Trump genel anlamda siyaset için özelde ise muhafazakâr Cumhuriyetçi Parti için kelimenin tam anlamıyla “dışarıdan” (ousider) birisi. Daha önce seçilmiş bir görevde hiç bulunmamış, ama işini iyi yaparak New York gibi bir şehirde iyi para kazanmasını bilen ultra-kapitalist bir işadamı. Adaylık yarışına girerken Partinin ağa-babalarıyla işbirliğine gerek duymamış. Kampanya sırasında normal olan şey, Parti teşkilatları üzerinden para toplamak ve bu arada Partinin yönetici elitleriyle uzun dönemli ilişkiler geliştirmesi beklenirken, o kendi servetinden para harcama yoluna gitmiş. Bu nedenle de Parti patronlarına hiçbir şekilde siyasi borcu veya vefası yok. Parti makinesi dışında kalmasına rağmen onu Cumhuriyetçi Parti içinde Ted Cruz ve John Kosich’e karşı ön plana çıkaran şey ise Trump’ın Parti tabanına yönelik onların beklentilerini ve endişelerini dile getiren popülist ve hatta zaman zaman demogogca bir söylem kullanmasıdır.

Kamuoyu yoklamaları ve analistler Trump’ın özellikle 2008 krizi ile sarsılan ve bir daha tam anlamıyla eski gücüne kavuşamayan, dolayısıyla geleceğinden endişe duyan orta sınıftan ciddi destek aldığını ortaya koyuyor. Trump, Beyaz Amerikalılar (WASP) arasında derin ve güçlü bir gelenek olan milliyetçiliği, göçmen karşıtlığı nativizmi ve son zamanlarda tüm bu duyguları yeniden harekete geçiren islamofobik kesimlerin artan güvenlik kaygılarını temsil etmeyi amaçlıyor. Meksika sınırına duvar örmeyi teklif ederken, Müslümanların ülkeden kovulması gerektiğini iddia ediyor. En önemlisi, süper güç gibi davranan bir Amerika yerine  küresel anlamda yükselen aktörler karşısında düşüşe geçen bir ülke olmayı normal olarak kabul eden Obama dönemine tepki duyan Amerikan sağ seçmenine Amerika’yı yeniden büyük bir güç haline getirmeyi (making America great again) vaat ediyor.

Bu yönleriyle Trump’ın aslında, son yıllarda Avrupa’daki seçimlerde giderek oy oranlarını artıran aşırı sağ partilerin Amerikan versiyonunu temsil ettiğini söylemek mümkündür. Amerikan yakın siyasi tarihi açısından bir benzerlik bulmak gerekirse eğer, pek çok yönüyle Trump 1980 yılında Amerikan başkanlığına seçilen Ronald Reagan’a benziyor. Popüler bir film aktörü olan Reagan kendisi siyasetin dışından gelmiş; Carter döneminde Amerikan halkının onurunu kıran bir dizi gelişmenin (İran devrimi, rehine krizi, Afganistan’ın SSCB tarafından işgali gibi) ardından Amerikan halkına yeniden büyük olmayı vaat ederek iktidara gelmişti. Gerçekten de Reagan döneminde Sovyetlere karşı yeniden soğuk savaş politikasına ve silahlanmaya geri dönülmüş ve Sovyetlerin çöküşü hızlanmıştı. İlginçtir ki Trump da benzer bir dalga yaratmış gibi gözükmektedir ve kendisi de bunun farkındadır. Nitekim Trump’ın Cumhuriyetçi Parti içindeki yarışta kendisini zafere taşıyan kampanya sürecinde Paul Manafort ve Roger Stone gibi 1980’de Reagan’ın başkanlık kampanyasını yürütmüş isimlerle çalışması tesadüf olmasa gerektir.

Clinton mu, Trump mı?

Trump, Washington’ın siyasi mahfilleri için ne kadar yabancı ve hatta sistem karşıtı reformist bir isim ise, Demokrat Parti adayı olmayı garantileyen Hillary Clinton da o kadar müesses nizamın bir parçasıdır. Bu durumun farkında olan Trump rakibine “yozlaşmış Hillary” şeklinde hitap etmektedir. Gerçekten de Clinton’lar, ailecek uzun yıllar siyasetin parçasıdır. Eşi Bill Clinton iki dönem başkanlık yapmış; Bayan Clinton da kendisi uzun yıllar Senatör olarak New York’u temsil etmiştir. Ardından da Obama’nın ilk döneminde Dışişleri bakanlığı yapmıştır. Bu anlamda oldukça ciddi bir siyasi pratiği ve tecrübesi vardır. Lakin bu tecrübe Başkanlık yarışında kendisi için her zaman avantaj olarak görülmemektedir. Özellikle Dışişleri bakanlığı sürecinde yaşanan bazı olaylar onun siyasi yetenekleri ve ülkeyi dirayetle yönetebilme iradesi konusunda ciddi şüphe uyandırmaktadır. Libya’daki iç savaş sırasında Bingazi’de Amerikan büyükelçisinin teröristlerce öldürülmesi ve bakanlıktaki resmi e-posta hesabının kullanımına ilişkin iddialar Bayan Clinton’ın siyasi kariyerini etkilemeye devam etmektedir.

Netice itibariyle,  Anayasa ve teamül gereği yaz aylarında adaylıkları kesinleşecek olan Trump ve Clinton arasındaki siyasi rekabette ipi kimin göğüsleyeceğini halk belirleyecek. Görünen o ki, 2016 seçimleri çok renkli bir demokratik rekabete sahne olacak. Henüz her iki taraf da başkan yardımcılarının kim olacağını açıklamış değillerdir ve seçim sathı mailine girildiğinde adayların siyasi pozisyonlarının yumuşama ve merkeze doğru kaymaya başlaması beklenmelidir. Bizim ve aslında tüm dünya için Amerikan seçimlerinin ilginç konusu ise özellikle Trump’un iş başına gelmesi halinde Amerika’nın dünya politikasındaki rolü yeniden tanımlanacaktır. Örneğin Trump veya Clinton’ın Suriye krizine yönelik bakış açısının ne olacağı ve Rusya ile Ukrayna üzerinden yaşanan gerginliğin nereye evirileceği soruları herkesi yakından ilgilendirmektedir. Merakla bekleyip göreceğiz. 

Prof. Dr. Birol AKGÜN

SDE Başkanı

17.05.2016
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi