“ABD’nin Orta Doğu Politikası ve Türkiye” Paneli Gerçekleştirildi
51

ABD’nin Orta Doğu politikasını ve bu bağlamda Türkiye-ABD ilişkilerini özellikle son gelişmeler bağlamında enine boyuna masaya yatırmak amacıyla, 1 Haziran 2016 tarihinde, SDE Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün’ün moderatörlüğünde “ABD’nin Orta Doğu Politikası ve Türkiye Paneli” Stratejik Düşünce Enstitüsü’nde (SDE) gerçekleştirildi.

Moderatörlüğünü SDE Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün’ün yaptığı panele, Doç. Dr. Mehmet Şahin (SDE Başkan Yardımcısı), Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney (Yıldız Teknik Üniversitesi) ve Ardan Zentürk (Gazeteci) konuşmacı olarak katıldılar.

Açılış konuşmasını yapan SDE Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün’ün ardından sözü devralan, Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney, bugün Türkiye’nin muhatap kaldığı içinden çıkılması zor durumun, ABD’nin politikası ya da politikasızlığı olarak adlandırdığı, Obama Doktrini olarak adlandırılan “geriden liderlik” ya da “geriden müdahale etme” stratejisiyle doğrudan ilgili olduğunu ve ABD’nin Orta Doğu politikasının yanında, Rusya, İran ve Şii milisler aracılığıyla bölgede gerçekleştirilen saldırıların sonucu olarak ortaya çıkan büyük bir göç dalgasının altını çizerek sözlerine başladı. Kendi ifadesiyle “jeopolitik tutukluk” olarak adlandırdığı ABD’nin bu politikasızlık durumunun, bölgede bir güç boşluğu doğurarak DAEŞ ve türevleri gibi devlet-dışı aktörleri ortaya çıkardığını ve bu aktörlerin de ortaya çıkmasıyla bölgede geniş çapta bir vekâlet savaşları gerçeğine yol açtığını belirten Ateşoğlu, daha sonra Rusya gibi Büyük Güçler’in de Suriye’ye müdahalede bulunarak Soğuk Savaş sonrası kaybettikleri pozisyonu yeniden sağlamayı amaçladıklarını ifade etmiştir. Bugün vekâlet savaşlarıyla sahadaki aritmetiğin masaya yansımaması sebebiyle de Cenevre Sözleşmelerinden bir türlü sonuç alınamadığını iddia eden Ateşoğlu, Türkiye’nin de Kobani Süreci’yle birlikte bölgede ABD ile karşı karşıya gelmeye başladığını vurgulamıştır. Ateşoğlu, en başından bu yana DAEŞ’le mücadeleyi temel öncelik alanı olarak ortaya koyan ve bugün ise YPG gibi unsurlara açık destek vererek Türkiye’den oldukça farklı bir pozisyonda duran ABD’nin, en başından bu yana önceliğinin DAEŞ olmasına rağmen neden Kilise düşen DAEŞ roketleri sonrası sessiz kaldığını sorarak sözlerine son vermiştir.

Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney’den sonra sözü Gazeteci Ardan Zentürk aldı. Konuşmasına, Türkiye’nin sadece ABD ile değil, bütün ülkelerle ilişkilerinin konuşulması için yeni tarihlerin olması gerektiğini vurgulayarak başlayan Zentürk, vekâlet savaşı tartışması üzerinden Büyük Güçlerin bölgeye çok fazla müdahalede bulunmalarının bölgede yaşananların en büyük sebebi olduğunun altını çizmiştir. Türkiye’nin Kıbrıs’ta “Türkiye Mukavemet Teşkilatı” ile kazanmış olduğu dost bir coğrafyada bizimle bağı olan unsurlarla beraber yürütülen doğal operasyon tecrübesini tartışarak konuşmasına devam eden Zentürk, Türkiye’nin bugüne kadar ki en büyük talihsizliğininse, Orta Doğu’da uzun süredir İran, Suudi Arabistan ve diğer Körfez Ülkeleri gibi vekâlet savaşlarını destekleme kapasitesini geliştirmeye yönelik adımlar atmaması olduğunu ifade etmiştir. Konuşmasının devamında Türkiye’nin ABD ile ilişkilerine geri dönen Zentürk, ABD’nin Orta Doğu’da takip ettiği vekâlet savaşlarındaki ittifak anlayışının ahlaksızlığı vurgulamış ve bugün DAEŞ’ten YPG’ye ABD’nin Orta Doğu politikasında kullandığı tüm unsurları kendi emperyalizminin temsilciliğini yapan aktörler olarak tanımlamıştır. Bu kapsamda Türkiye’nin sahip olduğu bütün ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Zentürk, başta ABD olmak üzere birçok “stratejik ittifak” ilişkisine sahip olunan aktörlerle artık “taktik müttefiklik” ilişkisine geçilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Artık Türkiye’nin herhangi bir konuda hangi adımı atacağı tahmin edilemeyen bir aktöre dönüşmesi gerektiğini dile getiren Zentürk, konuşmasının sonunda da Suriye’nin Ilımlı Muhaliflerinin bugüne kadar bir türlü başarı sağlayamamasının Yaser Arafat gibi önemli bir lider çıkarılamamasıyla ilişkili bulduğunu belirtmiştir.

Panelin son konuşmacısı olan Doç. Dr. Mehmet Şahin, bugüne kadar “stratejik ortaklık” ya da “model ortaklık” gibi kavramlarla açıklanmaya çalışılan Türkiye-ABD ilişkilerinde artık stratejik müttefikliğin söz konusu olmadığını, Türkiye’nin bugüne kadar gelişen ABD ile ilişkilerinden hep zararlı çıktığını ve ABD’nin müttefiki olarak ancak İngiltere ve İsrail’in sayılabileceğini iddia ederek sözlerine başlamıştır. ABD’nin Orta Doğu politikasının, yaratıcı kaos çerçevesinde kendinden bağımsız davranan aktörleri kendi beslediği devlet-dışı aktörlerle kendinden yardım ister hale getirme üzerine kurulu olduğunu belirten Şahin, ABD’nin Türkiye’ye de bu şekilde yaklaştığını, ancak Türk milletinin düşüncesini dikkate almadığını ve her geçen gün ABD’ye yönelik yükselen Amerikan karşıtlığının altını çizmiştir. Şahin, “11 Eylül’den 3 gün sonra Türk askeri El-Kaide armalı bir şekilde görüntü verseydi Amerikan halkı ne hissederdi?” sorusunu sorarak, bugün Türk halkının da ABD için aynı şeyleri hissettiğini iddia etmiştir. Bugün ABD’nin Orta Doğu politikalarıyla Türkiye’nin etrafında bir terör kuşağının oluşturulmaya çalışıldığını belirten Şahin, kısaca ABD’nin politikasızlığı tartışmalarının anlamsız olduğunu, kendisinin bilinçli bir politika takip ettiğini ve müttefiklik diye bir ilişkinin olmadığını dile getirerek konuşmasına son vermiştir.

Konuşmacıların ardından Moderatör Prof. Dr. Birol Akgün’ün, İsrail’in bölgedeki rolünü ve politikalarını özetleyen ve Batı’nın kendi planlarını kabul etmeye zorlayacak stratejik yorgunluğu sağlamaya çalıştığını vurgulayan ilavelerinden sonra, program soru-cevap bölümü ve SDE Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün’ün katılımcılara teşekkürleri ile son buldu.

01.06.2016
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi