AK Parti Brüksel Temsilcileriyle Röportaj
85

AK Parti Brüksel bürosunda geçen hafta güzel bir hareketlilik vardı. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen gençlerle iki toplantı yaptık. Çözüm sürecinin tarihi arka planında neler oldubitti, bu konuyu dinlemek istiyorlardı. Dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım ben de. Ama içimden benden bu kadar hadi eyvallah demek gelmedi. Bir de gelmişken Avrupa’da doğmuş, büyümüş veya gençlik yıllarını Avrupa’da geçirmiş bu gençlerimizin fikri zaviyesinden Türkiye-AB ilişkileri nasıl görünüyor, anlamaya çalıştım. Anlayacağınız Brüksel’e gitmeye değdi doğrusu. Gittim, gördüm ve öğrendim ki, kim Türkiye’nin gücüne ve gençliğine inanmaya devam ederse, en doğrusunu yapar. Benden söylemesi..

Orhan Miroğlu

Gelelim röportaja:

Zafer Sırakaya:

1974 Almanya doğumlu. İlkokul tahsilini Almanya’da tamamladıktan sonra ortaokul, akabinde Bursa İmam Hatip Lisesi ve sonrasında üniversite tahsilini Bilkent Üniversitesi Siyaset Biliminde tamamladı. Almanya ve Türkiye’de yaşadı. Geçen Eylül ayında AK Parti Brüksel temsilciliğine Başkan olarak atandı.

Asiye Bilgin: 1983 Almanya doğumlu. Essen Üniversitesi İşletme mezunu. Aynı üniversitede doktora öğrencisi. Tez konusu, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreci. Türkiye ekonomisi gibi dinamik bir ekonominin Avrupa Birliği’ne entegrasyon sürecini araştırıyor. Eylül 2014’den bu yana AK Parti Brüksel Temsilciliğinde başkan yardımcısı olarak görev yapıyor.

İbrahim Akay:1981 Bursa doğumlu. 1996’dan beri Hollanda’da yaşıyor, öğrencilik ve akademik hayatının tümünü uluslararası okullarda geçirdi. Üniversiteyi Maastricht’de okudu, Avrupa Birliği ve Siyaset Bilimi Yüksek Lisansını aynı Üniversite’de yaptı. Daha sonra Avrupa Parlamentosunda Hollanda İşçi Partisi bünyesinde çalıştı ve sonrasında farklı tercüme ve redakte işleriyle uğraştı, şimdi de tekrar Brüksel çevrelerinde ve AK Parti Brüksel büroda görev yapıyor.

Deniz Aygül: 25 yaşında, Paris’te doğup büyüdü. Paris ve Strazburg Üniversitesi’nde Uluslararası ve Avrupa Birliği Hukuku üzerinde yüksek lisans mezunu, Fransa’da çeşitli Franco-Türk Sivil Toplum kuruluşlarında görev aldı. 1 Ekim 2014 Tarihinden itibaren AK Parti Brüksel Temsilciliğinde görevli.

Orhan Miroğlu: Sizi zor bir görev bekliyor gerçekten çünkü Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri belli ki 2023 yılına kadar büyük bir olasılıkla AK Parti politikaları çerçevesinde yürüyecek bu bakımdan büronun Brüksel’deki varlığı çok önemli. Burada kurduğunuz Siyaset Akademisiyle alakalı bilgi verebilir misiniz? Akademiyle neyi amaçlıyorsunuz?

Zafer Sırakaya: Türkiye’den ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden akademisyen entelektüel, gazeteci, düşünür ve spesifik konularda uzman kişilerin sunumları olacak. Avrupa Birliği konuları ağırlıklı olmak üzere Orta Doğu, Türkiye'nin yeni anayasası ve çözüm süreci gibi konularda sunumlar, paneller, çalıştaylar olacak.

Avrupa'daki Türk insanımızın siyasete ilgisi maalesef az. Bu ilginin artmasını ve insanların sandığa gidip oy vermesi için çaba göstereceğiz. Avrupa'da Türk insanlar arasında seçimlere katılım maalesef yüksek değil. Dolayısıyla, AK Parti Brüksel Temsilciliği olarak siyaset akademisi oluştururken Avrupalı Türklerin siyaset bilincini, siyaset heyecanını, siyasi katılımını arttırmak ve böylece aktif siyasete de dahil olmalarını sağlamayı hedefliyoruz.

Orhan Miroğlu: Asiye hanım, siz ne düşünüyorsunuz?

Asiye Bilgin: Türkiye son 12-13 yıldır bir dönüşüm geçiriyor. Bu dönüşümü Avrupa’da anlatacak olanlar bir taraftan sizin gibi Türkiye’den gelen entelektüeller ve siyasetçiler, bir taraftan da Avrupa’da yaşayan Türk toplumu. Avrupa’da 5 milyonu aşkın Türkiyeli var. Artık 3. ve 4. Jenerasyon da Avrupa’da yaşıyor. En az iki dilli, çok kültürlü ve farklı inançları taşıyan bir topluluk. Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip ediyorlar. Bazen isteyerek, bazen istemeyerek Türkiye’de olan gelişmelerin muhatabı oluyor, Avrupa’da Türkiye’yi anlatma görevini üstleniyorlar. Onların da Türkiye’deki bu dönüşümü anlayıp anlatmak gibi bir sorumlulukları var. Brüksel temsilciliği onlar için en yakınlarındaki, ulaşabilecekleri bir merkez. İyi veya kötü her olayda muhatap alabilecekleri bir kurum.

Zafer Sırakaya: Brüksel’in, Avrupa'nın başkenti statüsüne sahip olması, AK Parti Brüksel Temsilciliği’nin de burada stratejik bir konumda olmasını sağlıyor.

İbrahim Akay: Pilot, yani babystep bebek adımlarıyla ilerlemeye çalışılıyor. İllaki kendine göre sıkıntıları vardır. En başta zemini tanıma noktasında bazı çalışmalar yapmamız gerekiyor. AK Partiyi, Türkiye’yi dönüştürüp değiştiren 12 yılık lokomotif olarak düşünürsek, bu partinin böyle bir iddiası varsa, bunun birde AK Parti tarafından, Brüksel gibi dünyanın en büyük siyasi sinir merkezlerinin ve kurumlarının olduğu şehirde anlatılması lazım. Ben AB-Türkiye ilişkilerinin AB kısmındayken de AB Parlamentosunda olduğum dönemde de bu eksikliği net şekilde görüyordum. Herkes Türkiye’yi konuşuyordu ama Türkiye’yi dönüştüren ve değiştiren güç çok fazla bir şey söylemiyordu, buradakiler fazla muhatap bulamıyorlardı karşılarında.

Orhan Miroğlu: Avrupa Birliğinin Türkiye’yle ilgili raporları, o raporların bir yerde muhatabı olan bir hükümetin Avrupa’da çok test edilmediği bir ortamda yazılıyor sanki?

İbrahim Akay: Test edilmekten ziyade belki de yeterince etraflıca tartışılmadığı ortamlarda genel fikirler oluşuyor diyebiliriz. Raportörler kanaatlerini oluşturmak için Türkiye’de yaptıkları saha gezilerinde çok farklı spektrumdan siyasi ve sivil toplum temsilcileri ile görüşüp, o kısa dönem içerisinde raporlarına yansıtacakları resmi oluşturmaya çalışıyorlar, sonrasında tekrar Brüksel’e geldiklerinde yine çeşitli kanallardan lobi ve bilgilendirilmeler neticesinde raporlarına son şeklini vermeye çalışıyorlar. Dolayısıyla, salt lobi faaliyetlerini bir kenara bırakırsak, siyasi gücü elinde tutan partinin Brüksel’de temsilciliğinin olması buradaki tartışmayı daha diri ve taze tutacaktır. Gerek eleştirilerin birinci elden dinlenilmesi gerekse icraatların ve siyasetin, nedenlerini ve arka planlarını anlatıp daha sağlıklı bir resim çıkarmak için bu temsilcilik gerekliydi.

Orhan Miroğlu: Deniz hanım, galiba bu çerçevede azınlıklar meselesi bu raporların hazırlamasında çok önemli bir alan?

Deniz Aygül: Tabi azınlıklara mensup olan kişilerin hakları ile ilgili özel bir hassasiyet var burada ve bu çok doğal.

Orhan Miroğlu: Peki bu alanda büronun yapabileceği, sunabileceği katkılar nelerdir?

Deniz Aygül: Özetle şu; biz eleştiriye açık olarak Türkiye’de yapılan reformları anlatma rolü üstlendik. Burada doğrudan iletişim diyoruz hepimiz, Türkiye’de yapılan reformları, yenilikleri anayasa değişikliklerini azınlıklara verilen hakları, Avrupalılara anlatmak istiyoruz.

Zafer rakaya: Öncelikle insanların iletişim halinde olması çok önemli. İngilizlerin çok hoş bir sözü vardır “seeing is believing” yani görmek inanmaktır. Birinci merhalede Kürt entelektüellerimiz bu süreci yaşamış, geçmiş dönemdeki sıkıntıları yaşamış ama bu dönemdeki demokratikleşmenin değerinin farkında olanların, bu izlenimlerini Avrupa’ya aktarmaları çok faydalı olacaktır.

Orhan Miroğlu: Buralarda yıllardır yoğun bir Kürt trafiği var; siyasetçiler ve aydınlar geliyor. Doğrular ve yanlışlar karışıp gidiyor ama genel kanaate baktığınızda Türkiye’nin bırakalım değişimi, eskisinden daha iyi durumda olmadığı fikri ağır basıyor. Oysa bu bariz bir haksızlık…

Zafer Sırakaya: Türkiye’nin menfi yönünde değiştiğine yönelikle kanaat oluşturulmaya çalışılıyor.

Orhan Miroğlu: Şunu duyuyor musunuz siz de, ‘aslında geçmişte Türkiye dahi iyiydi bugünlerden’  diye

Zafer Sırakaya: Bu argümanları zaman zaman burada duyuyoruz tabi İçimizden insanları alıp Diyarbakır, Urfa, Batman gibi yerlere ziyarete götürmek geçiyor. Görürlerse kanaatleri değişir muhakkak. Geçenlerde, Alman parlamenterler ile Hatay'da bulunan Suriyelilerin kaldığı mülteci kamplarına gittik. Onların kafasındaki Urfa, Doğuda üçüncü dünya devletine ait bir şehir gibi İnsanların tamamen baskı altına alındığı, eşitliğin olmadığı şehirler Tabi ki bütün bu kanaatler gezip gördükten sonra az çok değişiyor.

Orhan Miroğlu: Ama şöyle düşünenler de var: ‘biz ne yaparsak yapalım Avrupalıların Türkiye'ye yönelik zihniyetinde değişim olmayacak.’

Asiye Bilgin: Bu doğru değil.

Orhan Miroğlu : Ama İslami kesimde böyle bir kanaat var gibi

Asiye Bilgin: Var ama bence doğru değil, Avrupa değişmez diye düşünmemek lazım. Türkiye’de bu ses fazla çıkıyor ve Avrupa Birliği bu söylemlerle önemsizleştirilmeye çalışılıyor. Benim kanaatim bu. Bu çok yanlış bir tutum. Dediğiniz gibi bazı konularda ön yargılar var ama Avrupa’dan Türkiye’ye bakıldığında değerlendirmeler çeşitlilik gösteriyor. Demokratikleşme süreci Avrupa’da aslında yankı buldu ve AK Parti’nin, yani eski Başbakan, şimdiki Cumhurbaşkanımızın bu süreç içinde ülkeyi nasıl dönüştürdüğünü görüyorlar. Azınlık hakları, Kürt sorununda cesur adımlar atarak, toplumu birleştirerek, çözüm sürecinde ciddi adımlar atıldığını görüyorlar. Ancak AK Parti olarak bir özeleştiri yapmamız gerekir. Geç kaldık.  Biz 2005 yılında Brüksel’e temsilcilik açmış olsaydık bugün daha dengeli eleştiriler yapılıyor olabilirdi. Birilerinin, muhalif çevrelerin yansıttığı o resmin Türkiye’yi yansıtmadığını göstermiş olacaktık. Şimdi anlattığımızda bazen ilgi ve şaşkınlıkla dinliyorlar.

Orhan Miroğlu: Galiba ana perspektif Merkelin söylediği gibi…

Asiye Bilgin: Merkel: ‘İslam, Almanya’nın bir parçasıdır’ dedi. Bu sözü için Merkel, partisi içinde çok sert eleştirildi. Merkel, bugün yaptığı açıklamada ‘İslam Almanya’nın parçasıdır’ sözünü savunan açıklamalarda bulundu. Yani bu açıklama, aslında Merkel gibi Hristiyan demokrat çizgiden gelen ve halkın çok desteğini alan bir lider için kolay bir açıklama değildi.

Orhan Miroğlu: Yani bu durum biraz AK Partinin Kürt meselesindeki pozisyonuna benziyor. Erdoğanın Kürt meselesiyle ilgili, yaptığı açıklamalar da zamanında çok eleştiri alıyordu.

Asiye Bilgin: Evet, aynen öyle. Çok doğru bir benzetme.

Orhan Miroğlu: AK Parti “risk alarak”, Kürt meselesi hakkında açıklama yaptığında, Milliyetçi taban çok rahatsız oldu, “tabanı sarsan açıklamalar’ şeklinde ifadeler kullanıldı ve bu yüzden halen çözüm süreciyle ilgili gelişmeler büyük tartışmalara yol açabiliyor.

Asiye Bilgin: Şu eklemeyi izninizle yapabilir miyim? Çok önemli bir ayrıntı var. Merkel’in kullandığı cümleyi ilk kez 4 yıl önce eski Almanya Cumhurbaşkanımız Wulff söylemişti ama hiçbir destek görmemişti ve kısa süre sonra başka sebeplerden dolayı görevinden istifa etmek zorunda bırakılmıştı. Merkel bu sözü Charlie Hebdo saldırıları olduktan sonra söyledi. Yani aslında Sayın Merkel bunu söylerken kendi ülkesi içindeki dinamikleri de gözlemleyerek, bu gidişata etkin bir şekilde dur dedi. Doğru zamanda, doğru bir açıklama. Açıklamanın zamanlaması önemli bir ayrıntı.

Orhan Miroğlu: Almanya'da yaşayan bir Türkiyeli olsaydım bu bana büyük bir güvence olurdu.

İbrahim Akay: Bütün alt yapı hazır. Siyasetçiler şimdiye kadar söylediklerine küçük bir ayar verip söylem değişikliklerine gitmek zorundalar: Bunlar bizim çocuklarımız, gitmeyecekler misafir çocuklar değiller. Artık buranın evlatları burada kalacaklar dolayısıyla bunları ne yapacağız? Kabulleneceğiz, içselleştireceğiz, dolayısıyla aile duygusunu bunlara da aşılayacağız demek durumundalar.

Orhan Miroğlu: Peki Deniz, İbrahimin bu söylediklerinin olabilmesi için Avrupa'nın ne ile baş etmesi lazım?

Deniz Aygül: Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği’nin en çok Müslüman nüfusuna sahip olan ülke Fransa’dır, toplumun %7’si Müslüman, çoğunlukla Magripli.

Müslüman entelektüel Tarık Ramazan ve toplumsal çalışmaları ile dünyada büyük saygınlık kazanan Fransız filozof yazar Edgar Morin ile 2014'te yayımlanan ortak kitaplarında ifade ettikleri gibi ırkçılık, islamofobi, antisemitizm'e karşı mücadele de çözüm ve eğitimden geçiyor. Örneğin Fransa Milli Eğitim Bakanlığı'nın tarih dersleri programı içerisinde, Fransa'nın yanında savaşan Magripliler ötekileştirildi ve ayrı tutuldular. Fransa'nın zaferi ayrı, Magriplilerin bu savaşta yaptığı katkılar ayrı anlatılıyor ders kitaplarında.

Zafer Sırakaya: Bir paralellik kurmak gerekiyorsa bence Türkiye'deki Türkiyelilik kavramı ne kadar güçlü bir kavramsa, burada da Avrupalılık kavramı o kadar güçlü bir kavram haline, bir aidiyet haline gelmeli. Herkesin kendi farklılığıyla kabul edildiği ama üst kimliğin de Avrupalılık olduğu bir kabul Böyle bir Avrupa sadece kendini değil, dünyanın yeniden inşasına da katkıda bulunur.

Orhan Miroğlu: Ama zaten Avrupalılık fikrinin gerçek anlamı bu değil miydi? Yani ulus devletlerden Avrupa federalizmine geçiş?

Zafer Sırakaya: Teoride aynen böyle anlatılıyordu ama pratiğe yansımasındaki eksiklerini yaşıyoruz bugün.

Asiye Bilgin: Avrupa Birliği bir barış projesiydi. Bunu çok çabuk unuttuk. Avrupa Birliği ülkelerini kendi tarihsel süreç ve gerçeklikleri ile değerlendirmek lazım. Avrupa Birliği ile oluşturulmak istenen yapının bugünkü şartlarda değerlendirildiğinde çok başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Bazı konularda başardı, bazı konularda başaramadı yani işte seyahat özgürlüğü, kültürel ve ekonomik entegrasyon sağlandı ama ortak güvenlik stratejilerinin oluşturulmasında, işbirliğinde eksik kalındı. AB’nin bir ordusu yok mesela. Birçok konu yine iç siyaset meselesi ve ulusal parlamentolarda çözülüyor, karara bağlanıyor. Avrupa Birliği Parlamentosu, ulusal parlamento kararlarının adeta deklare edildiği bir merkez.

Orhan Miroğlu: İbrahim, Avrupa Birliği ve Yeni Türkiye ile nasıl bağ kurabiliriz? Yeni Türkiye’nin yolu buralardan mı geçiyor?

İbrahim Akay: Yeni Türkiye’nin yolu muhakkak Brüksel’den geçiyor bir ayağı batıda bir ayağı doğuda olacak Türkiye’nin. İki tane entegrasyon teorisi vardı, Avrupa Birliğinin gelişmesiyle alakalı. Biri, Supranationalism, diğeri intergovernmentalism. Yani, Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi stratejilerinin hakim olduğu siyasi değerler bütünlüğünün olduğu bir kıta olacaktı Avrupa. En büyük gücü de ekonomi olacaktı bunun yanı sıra Avrupa Birliği şöyle tanımlanıyor; “ekonomik bir dev, siyasi bir cüce. Son dönemlerdeki sosyal ve ekonomik krizler Batı dünyasını çok fazla etkiledi. Yani burada hiç görmeyeceğiniz kadar insan işsizlikle mücadele etmek zorunda kaldı işlerinden çıktı. Otuz yıldır çalıştığı işyerlerinden çıkmak zorunda kalan insanlar oldu.

Orhan Miroğlu: Başbakan Davutoğlu: “Avrupa Birliği üyesi olabilseydik, Avrupa Birliği şu an bu problemleri yaşamıyor olacaktıdedi. Kimisi de, Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerinde üyelik mutlaklaştırılmamalı diye düşünüyor.

Deniz Aygül: Mutlaklaştırılmamalı mı gibi tartışmalar çok faydalı olmayabilir. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği sürecinin önem taşıdığını görmek gerekir.

AB’ye katılım sürecinin Türkiye’ye getirilerine bakmak gerek. Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinin yarattığı etkiler olumlu olmuştur. Bu bağlamda, TBMM tarafından AB Müktesebatına yakın kapsamlı reformlar yapılmış, yakınlaşmamız sağlanmıştır. Sonuç olarak, AB ile iş birliği ve uyum daha yüksek bir refah seviyesi sağlamıştır.

Zafer Sırakaya: Ben de, sürecin kendisinin sonuçtan daha önemli olduğuna inanıyorum. Sürecin sonunda sadece AB ülkelerinin değil, Türkiye'nin de ne diyeceği belirleyici olacak. Tabi ki biraz önce ifade ettiğiniz gibi Türkiye'nin bence yönü kesinlikle Avrupa. AK Parti, 2002’de iktidara geldikten sonra Türkiye'de birçok vesayet olgusunun yok edilmesinde AB ile ilgili yakın ilişkimizin çok büyük bir katalizör görevi üstlendiğini ifade etmekte fayda var. Dolayısıyla ülkemizin, önümüzde ki süreç içerisinde de Avrupa Birliğine tam olarak üye olup, olamayacağımızı düşünmeden kendi vatandaşlarımızın adına demokratikleşmemiz, eşit vatandaşlık, eşit yurttaşlık kimliği üzerinden yapılması gereken tüm reformları yapmaya devam etmemiz gerekiyor. Tabi ki Avrupa Birliği ile ilgili yakın ilişkilerimiz buna tekrar ivme kazandıracak.

Orhan Miroğlu: 2015 seçimleri sonrasında, Avrupa'nın ve Dünyanın gözü çözüm sürecinde olacak, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Asiye Bilgin: Tabi ki öyle olacak, çünkü çözüm süreci Orta Doğu’yu etkileyecek, bir bölgenin kaderini belirleyecek. Çözüm sürecinin başarılı olması, yeni bir bölge gerçekliği ortaya çıkaracaktır ama başarısız olması halinde de şüphe yok ki yeni şartlar ortaya çıkacaktır.

Zafer Sırakaya: Çözüm sürecine, Avrupa ülkelerini düşünerek baktığımız zaman bu sürecin onların iç siyasetleri açısından çok önemli olduğunu görüyorum, zira Türkiye'de kendi aralarındaki ihtilafı çözmüş, Türk ve Kürt kardeşliğini sağlamlaştırmış bir Türkiye, Avrupa'da var olan ciddi Türk ve Kürt nüfusunun topluma entegre olma noktasında çok daha sağlıklı katkı sağlar.

23.02.2015
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi