CHP ve Kılıçdaroğlu’ndan Ümit Kesilirken
36
Dr. Murat YILMAZ

CHP ve Kılıçdaroğlu, Erdoğan ve AK Parti karşıtlığının ötesine geçecek bir politika ve terörle mücadele perspektifi geliştiremedikleri sürece, ciddi bir meşruiyet sorununa ve parti içi tartışmaya gebe görünüyor. CHP bu haliyle Erdoğan ve AK Parti karşıtlığına şartlanmışlık içinde, Türkiye’ye yönelik şiddet kampanyası açan örgütlere açıkça tavır al(a)mayan bir pozisyona savruluyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP sözcülerinin açıklamaları CHP’nin giderek marjinal bir hatta savrulduğunu gösteriyor. Kılıçdaroğlu açıkça küfrederek ve “kan çıkar” diyerek demokratik bir ana muhalefet partisinin sorumluluğunu taşıyamayacağını gösteriyor.

Butik Parti, Berbat Üslup

CHP’nin geleceği, bütün Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Çünkü CHP ana muhalefet partisi ve son 14 yıldır bu vasfını koruyor. Türkiye’de siyasi sistemin ve demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi için CHP hayati bir konuma sahip. Lakin CHP’den olumlu işaretler gelmiyor.

CHP’nin tek parti döneminde dahi siyasi parti olmakta zorlandığını, muhalefet yıllarını siyasi parti olmak istikametinde değerlendiremediğini ve vesayet sisteminin bir ortağına dönüştüğünü yazmıştım. Vesayet sistemi yıkıldığı için artık CHP’nin parti olmak dışında bir tercihi kalmadı. Aksi halde 27 Mayıs öncesinde olduğu gibi darbeciliğe, Gezi olaylarından sonra sokak hareketlerine mesafe koyamayan veya 17-25 Aralık sonrası paralel yapıyla siyasete gayrı meşru bir müdahale pozisyonuna savrulabilir. Bugün itibarıyla CHP’nin durumu, geçmişten daha tehlikeli sulara doğru seyredebilir. Kimlik çatışmalarının yükseldiği Orta Doğu’daki fay hatları ve Türkiye’deki şiddet hareketleri, CHP’yi kimlik mağarasına itebilir.

Kurultay Kriz İşareti

7 seçimde de mağlup olduktan sonra, CHP Genel Başkanlığına yeniden seçilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun, son Kurultay’daki berbat üslubu bu savruluşun işaretlerini taşıyor. Kemal Kılıçdaroğlu karşısında aday olmamasına rağmen, delegelerin %20’sinin oy vermemesiyle parti içinden ciddi bir uyarı aldı. CHP parti meclisi seçimlerinin sonuçları ve bu sonuçların bir mezheple ilişkilendirilmesi de CHP için alarm zillerini çaldırmaya yetecek göstergeler. CHP bu istikamette ilerler veya bu algıyı değiştiremezse, bir mezheple örtüşen “butik parti” kimliğine bürünebilir.

Kılıçdaroğlu’na parti içinden ve CHP’ye yakın medyadan yükselen kimi eleştiriler, CHP’nin parti içi dengelerinin bozulduğunu gösteriyor. Kılıçdaroğlu bir yandan Yeni CHP söylemi ile partiyi yenilemeye çalışırken, diğer yandan da Yeni CHP söylemiyle partide büyük tasfiyelere imza attı. Söylemin yerine Yeni CHP’nin kendisi gelmeyince, bu söylemin amacının yenilikten ziyade tasfiye amacıyla dillendirildiği eleştirileri yaygınlık kazanıyor.

Kılıçdaroğlu başarısız oldukça, parti içi muhalefeti engelleyebilmek için muhtelif hiziplerle işbirliğine yöneliyor. Bu hiziplerden en güçlü olanı “siyasi Aleviler”den oluşuyor. Kılıçdaroğlu arzu ettiği başarıyı yakalayamadığı için parti içi muhalefetin baskısı karşısında, her kurultayda bu hiziple daha çok özdeşleşiyor. Bu özdeşleşme de Kılıçdaroğlu’nun yeni kesimlere açılma çabalarına ve Yeni CHP söylemine zarar veriyor. Kılıçdaroğlu bu paradoksu, Erdoğan karşıtlığı üzerinde aşmaya çalışıyor.

Erdoğan Karşıtlığı Yeter mi?

Erdoğan karşıtlığı, CHP içindeki hiziplerin en önemli ortak noktası… Bu bakımdan parti içindeki rekabet arttıkça, Erdoğan karşıtlığının artması bir ölçüde anlaşılabilir. Ancak bu karşıtlığın CHP’deki problemlerin çözümüne bir katkısı yok.

Kılıçdaroğlu’nun berbat bir üslupla Erdoğan’a saldırması ve CHP hakkındaki mezhepçi parti algısının yerleşmesi, Türkiye’nin artan güvenlik problemleri ve yeni anayasa etrafındaki mutabakat ihtiyacıyla bağdaşmıyor. Bu yüzden de CHP, bu üslubu ve algıyı değiştiremezse ciddi problemlerle karşı karşıya kalabilir.

1 Kasım seçimlerinden sonra muhalefet içinde ilk Kurultayı yapan CHP, merkeze mi, merkez-kaç bir çizgiye mi oturacak? CHP’nin karar vermesi gereken temel soru budur. Kurultaydaki üslup ve bir kesimin partisi olma görüntüsü, CHP için merkez-kaç bir parti olma kararı olarak yorumlanabilir mi? Bu sorular önümüzdeki günlerde cevaplanacak ve bu cevapta parti içi muhalefetin tavrı da etkili olacak.

PKK, CHP’ye Ortaklık Teklif Edebilir mi?

Bürokratik vesayetin çöküşü sonrasında ortaya çıkan yeni siyasi alan, CHP üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. CHP, bürokratik vesayet döneminin ideolojisi, ortakları ve aktörleriyle devam edemeyeceğinin farkında… Ancak yeni duruma uygun bir Yeni CHP’nin ne olacağına ilişkin bir tercih de netleşmiş değil.

CHP bürokratik vesayetin çöküşüyle normal bir siyasi parti olmayı kabul ederek, yüzünü halka dönen, yeni zümrelere, vaktiyle dışladığı aktörlere dönerek demokratik merkezi inşa edecek ana muhalefet rolünü üstlenebilir. Deniz Baykal döneminde işaretleri verilen böyle bir tercihin, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde hayata geçeceği ve Yeni CHP’nin doğacağı umudu son altı yılda boşa çıktı.

CHP’de Hizipleşme ve Niteliksizleşme

CHP kendi içinde teşkilatını, kadrolarını, ideoloji ve programını bu istikamette yenileyemedi. Hal böyle olunca kolay oy alabileceklerini düşündüğü kesimlere yönelik sembolik ve inandırıcı olmayan açılımlar yapıldı. Mesela bir yandan çarşaflı hanımlara CHP rozeti takıldı, diğer yandan CHP’nin bazı teşkilatları çarşaf aleyhinde gösteri yapıp, çarşafları çiğneyebildi.

CHP’nin kendini yenileyememesi, bürokrasinin bıraktığı boşluğun doldurulamaması demekti. Bu boşluk, zamanla CHP’li belediyeler, mezhep dayanışması içinde olan kanat ve medyanın popüler isimleri tarafından doldurulmaya çalışıldı. CHP ve kamuoyu, bu gelişmeleri popülizm ve parti içi demokrasi olarak süslemeye çalışsa da, durumun hizipleşme olduğu kısa zamanda anlaşıldı. CHP, bu hizipleşme dalgası yüzünden bürokrasiden ve akademiden gelebilecek nitelikli kadroları da kaybetti. Son Kurultayda ortaya çıkan parti meclisi, bu gelişmelerin somutlaşması olarak alarm zillerinin çalmasına yol açtı.

CHP’de söylem düzeyinde yenileşmenin taşıyıcı aktörü olan akademisyenlerin yer aldığı Bilim Kurulu adeta tasfiye edildi. Nitelikli bürokratik isimler, parti vitrininde yer bulamadı. Ancak CHP’deki alarm hali, parti içi iktidar mücadelesini gündeme getireceği için, bunu örtmek üzere Kılıçdaroğlu ve parti meclisi Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyasi gerginliği arttıracak tartışmalar başlattı. Deniz Baykal’ın eleştirileri ise, Yeni CHP’nin değil, eski CHP’nin hassasiyetlerini dile getirdiğinden, CHP’nin derdine derman olabilecek türde değildi.

CHP bu durumda terör ekseninde gelişen yeni saflaşmada, Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı üzerinden hem devletçi eski CHP’nin hem demokratik Yeni CHP’nin taşıyamayacağı savrulmalar yaşıyor. Terörle mücadeleyi, Erdoğan’ın ve AK Parti Hükümetinin siyasi tasarrufu gibi değerlendiren ve “akıttıkları kanda boğulacaklar” türden söylemler, son tahlilde CHP’nin taşıyamayacağı söylemlerdir.

CHP Savruluyor

CHP ve Kılıçdaroğlu, Erdoğan ve AK Parti karşıtlığının ötesine geçecek bir politika ve terörle mücadele perspektifi geliştiremedikleri sürece, ciddi bir meşruiyet sorununa ve parti içi tartışmaya gebe görünüyor. CHP bu haliyle Erdoğan ve AK Parti karşıtlığına şartlanmışlık içinde, Türkiye’ye yönelik şiddet kampanyası açan örgütlere açıkça tavır al(a)mayan bir pozisyona savruluyor.

PKK/HDP hattı bu savrulmayı suistimal ederek, CHP’yi Erdoğan ve AK Parti karşısında kendileriyle ittifak kuracak bir ortak olarak takdim edebiliyor. Özgür Gündem’de Hüseyin Ali takma adıyla yazan PKK yöneticilerinden Mustafa Karasu’nun, CHP’yi, HDP/PKK hattıyla ortaklığa çağıran 23 Şubat tarihli yazısı bu bakımdan kayda değerdir.

PKK, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki şiddeti Batıdaki sokak hareketleri ve muhalefet partileriyle destekleyerek terörle mücadeleyi zorlaştırmak ve Türkiye’nin yönetilemez olduğunu göstermek istiyor. Bu bağlamda PKK, CHP’ye herkesin görebileceği şekilde “ahlaksız” bir stratejik ortaklık teklif edebiliyor. CHP’nin bu teklifi kabul etmeyeceği açık ama bu teklife muhatap olması dahi, CHP’de kriz anlamına gelebilir.

13.06.2016
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi