CHP’nin İhtiyacı Sahici Bir Değişim
36
Doç. Dr. Vahap COŞKUN

Her seçim yenilgisinin ertesinde CHP’de genel başkanlık koltuğu tartışmaya açılır. CHP’de uzunca bir süredir bir liderlik sorunu olduğu doğrudur; fakat CHP’nin asıl derdi liderlik değil, belirli bir siyasetinin olmamasıdır.

Bir ülkede sağlıklı bir şekilde işlemesi ile muhalefetin varlığı ve gösterdiği performans arasında sıkı bir irtibat vardır. Güçlü bir muhalefet, iktidarı denetler ve gözetler, yanlışları ve eksiklikleri sert bir şekilde eleştirir. Ama salt muhalefet yapmak adına da gerçeklere gözlerini kapatmaz; ülke yararına olduğunu düşündüğü politikaları desteklemekten kaçınmaz. Herkesin haklarını savunur, insanlara umut verir. Memleketin temel meseleleri hakkında fikirler geliştirir ve halka iktidara hazırlıklı olduğunu gösterir. Böyle bir muhalefetin ülkenin hem ekonomik, hem de demokratik gelişmesine ciddi bir hizmeti olur.

Türkiye’de bir iktidar sorunu yok. 2015’te Haziran ile Kasım arasındaki beş aylık kesinti bir tarafa bırakılacak olursa ülkede 15 yıla yaklaşan bir tek parti iktidarı hüküm sürüyor. Lakin Türkiye’de ciddi bir muhalefet boşluğu var. Boşluk her geçen gün derinleşiyor ve iktidardaki AKP tepede giderek yalnızlaşıyor ve “hâkim parti” konumunu alıyor.

Bir muhalefet probleminin oluşmasında, hiç şüphesiz, bütün muhalefet partilerine sorumluluk atfedilebilir. Fakat en büyük sorumluluk, gerek geçmişi ve gerek “ana-muhalefet” sıfatı taşıması sebebiyle CHP’ye aittir. CHP’nin bir türlü büyüyememesi ve bir iktidar alternatifine dönüşememesinin temelde iki önemli nedeni olduğunu düşünüyorum:  

Tarihin Yükü

Birincisi, CHP’nin tarihi ve ideolojisiyle alakalıdır. CHP, Kemalist bir parti, Kemalizm ise, siyaset hayatının merkezine devleti koyan bir ideolojidir. Tüm ideolojiler gibi Kemalizm de, kendisine ve taşıyıcılığına yapan partiye mistik bir anlam biçer ve ödev yükler. Bu, çağın gerisinde kaldığı düşünülen halkı “aydınlatmak” ve “dönüştürmek”tir. Siyasetin gayesi de, vazifesi de budur.  

Bu siyasi anlayışta iki özellik ön plana çıkar: Biri, çoğulculuğun reddidir. Zira eğer toplum belirli umdeler doğrultusunda dönüştürülecekse, toplumdaki doğal çoğulculuğun yok sayılması, törpülenmesi ve zamanla ortadan kaldırılması gerekir. Kitlelerin tek bir kalıba dökülmesi ancak bu şekilde mümkün olabilir. Diğeri ise, devletçiliktir. Çünkü bu kapsamlı aydınlatma ve dönüştürme programı, ancak devlet eliyle yapılabilir. Dolayısıyla devlet iktidarının, ehil olmayan ellere geçmesine müsaade edilmemelidir. Toplumdan beklenen onun iktidar oyununa katılarak paydaş olması değil, partinin ileri sürdüğü ilkelere tam olarak itaat etmesidir.

Siyaseti çok dar bir alana hapseden bu zihniyetin Türkiye’de her zaman belli bir karşılığı oldu. Genellikle devlet yetkisini kullanan bürokratlar ile devlet kaynaklı imtiyazlarla geniş toplum kesimleri karşısında egemen bir konum elde eden gruplar Kemalizmin yanında konumlandılar, CHP’nin tabanını oluşturdular. Öyle ki, başarı ve başarısızlıklardan bağımsız olarak bu parti, seçimlerden %20-25 arasında oy çıkardı.

Ne var ki dogmatik Kemalizm taraftarlığı, %20-25 bandında bir kemik desteği sağlasa da, CHP’nin tabanını genişletmesine de engel oluyor. Geçmişi nedeniyle CHP daha büyük kitlelerle buluşamıyor. Bu durum, CHP’nin geçmişiyle sağlıklı bir hesaplaşma yapmasını zorunlu kılıyor.

Şükrü Hanioğlu, bu meyanda CHP’nin geçmişle sorununun iki tarafına dikkat çekiyor: CHP bir taraftan, “sol” ve “sosyal demokrat” olma iddiasında bulunuyor ve kişi kültüne dayalı otokratik modernleşmeci, seçkinci ve milliyetçilik vurguları son derece kuvvetli bir ideolojiyi ‘sosyal demokrasinin geçmişi’ olarak” sunmaya çalışıyor. Sorunun bir tarafı budur.  

Sorunun diğer tarafı ise, CHP’nin demokrasi, çoğulculuk ve farklılıklara saygı gibi kavramları, “demokrasi ve çoğulculuğu otoriter dönüşüm programına yönelik karşıdevrim çabaları olarak gören, tek tip bireyler yaratmayı temel amacı olarak benimseyen bir yapılanmadan türetmeye çalışmaktadır. Oysa bu armudun elma olduğunun iddia edilmesinden farklı değildir. 

CHP’nin yakasını bu tarihi yükten kurtarması lazım. “Dönemin koşulları” denilerek bu yapılamaz. Hanioğlu’na göre olması gereken, CHP’nin ‘altın çağdaşlaştırma’ ve ‘reddi miras’ tercihlerini bir kenara bırakarak geçmişi ‘tarihselleştirmesi’ ve soğukkanlı olarak yaklaşabildiği tarihinden günümüzdeki ideallerini üretmeye” çalışmamasıdır.[1]

Ancak CHP’nin bu yönde ilerlediği söylenemez. Genel Başkan Kılıçdaroğlu halen güncel sorunların çözümü için “Kurucu değerlere dönülmesi gerektiği”nden bahsediyor. Hâlbuki bugün yaşanan dertlerin çok önemli bir kısmının altında “kurucu değerler” diye yüceltilen değerler yatıyor. Geçmişin günümüzü belirlemesini talep etmek; hem Erken Cumhuriyet’i güncel politik tartışmaların bir nesnesine dönüştürüyor, hem de bu dönemdeki menfi politikalardan zarar görmüş kitlelerinin CHP’ye karşı karşıtlık geliştirmesine neden oluyor.

Muğlak Siyaset

İkincisi, CHP’nin bugünü ve geleceğiyle ilgilidir. Her seçim yenilgisinin ertesinde CHP’de genel başkanlık koltuğu tartışmaya açılır. CHP’de uzunca bir süredir bir liderlik sorunu olduğu doğrudur; fakat CHP’nin asıl derdi liderlik değil, belirli bir siyasetinin olmamasıdır.

Siyasetsizlik yapısal bir sorundur. CHP, artık bir geçerlilik taşımayan ve alıcısı son derece sınırlı bir statükonun bekçiliğini yapıyor. Herkesi kuşatan bir gelecek tasavvuru üretemiyor. Hasbelkader yerelde işbaşına gelen temsilcileri, genel siyaset için de umut ışığı olabilecek bir yönetim becerisini sergileyemiyor. (Unutulmamalı ki, bugün AKP’nin temsilciliğini yaptığı siyasi hareket, asıl büyük atılımını 1990 yıllarda yerel yönetimlerde yapmıştı.) Parti, mezhepsel bir kimlik alanına sıkışıyor. CHP denilince akla genellikle sadece seküler bir yaşam tarzının savunuculuğu geliyor.    

CHP’nin bu açmazdan çıkmak için başvurduğu iki yol var: Biri, partinin vitrinine farklı kesimlerden gelen kişileri yerleştirerek çoğulculuk intibaını yaratmak istemesidir. Diğeri ise, aynı anda herkese boncuk dağıtan, farklı manalara çekilebilen muğlak bir siyasi dil kullanmasıdır. Öyle ki, bazen birbiriyle bütünüyle çatışan kavramlar ve öneriler bile CHP tarafından aynı iştiyakla savunulabiliyor. Lakin farklı gruplardan aktörlerin görünür kılınması, o aktörlerin içinden geldiği kesimlerin temsilini sağlamadığı gibi, tüm farklı talepleri aynı sepetin içine koymak, o taleplerin sahibini CHP’ye bağlı hale getiriyor.

CHP, sahici bir değişime uğramalı. Net bir siyasi çizgi belirlemeli. Kürt meselesi, Suriye iç savaşı, dini özgürlüklerin kapsamı vb. güncel ve kadim meselelere dair fikriyatını ortaya koymalı, alternatiflerini topluma anlatmalı. Çoğulculuğa, gerçekten, intibak etmeli. Toplumun önünde ve ötesinde bir varlığının olmadığını kabul etmeli. İktidarın anahtarının halkın olurunda olduğunu kabul etmeli, tepeden bakmayı bırakmalı, halkın ayağına. Ve hepsinden önemlisi, Kemalizm ile olan ilişkisini sona erdirmeli.

Elbette tüm bunları, hele CHP gibi bir partide, yapmak çok güç olduğunu biliyorum. Ama siyasette yenilenmenin ve başarıya ulaşmanın kolay bir yolu da yok. CHP, ya bunu göze alır, ya da kozasında kalmaya razı olur.

 Doç. Dr. Vahap COŞKUN

Akademisyen

 


[1] Şükrü Hanoğlu; CHP geçmişini ne yapmalı?, Sabah, 19.08.2012, http://www.sabah.com.tr/yazarlar/hanioglu/2012/08/19/chp-gecmisini-ne-yapmali

27.05.2016
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi