Dokunulmazlıklar Sorunu ve Meclisin Sorumluluğu
36

Dünyanın hiçbir ülkesinde HDP’li milletvekillerinin yapmış oldukları eylemler dokunulmazlık kapsamına girmeyeceği gibi, hiçbir şekilde yasal koruma kapsamında da değerlendirilemez. Bu eylemlerin hiç biri parlamenter faaliyetle ilgili olmadığı gibi, temsil sorumluluğu ile de açıklanamaz. Bu suçlara karşı Meclisin göstereceği reaksiyon TBMM’nin saygınlığının korunması açısından da bir zorunluluktur.

Dokunulmazlık kurumu bir yönüyle milletin temsilinin zorunlu bir unsuru olarak, diğer yönü ile milletvekillerini bir koruma zırhı altına alarak, onları yargısal denetime karşı koruyan bir ayrıcalık olarak değerlendirilmektedir. Milletvekili bağışıklığı olarak da nitelenebilecek bu durumun iki boyutu bulunmaktadır. Bu boyutlardan ilki, yasama sorumsuzluğu ya da kürsü dokunulmazlığı adı verilen ve milletvekilinin temsil görevinin gerektirdiği açıklama ve kullandığı oylardan sorumlu tutulamaması, takibata uğramaması, herhangi bir yargısal işleme tabi tutulamaması ile ilgilidir. Bu hakkın mutlak ve sürekli bir hak olduğu genel kabul görmektedir. Bir milletvekilinin halktan aldığı temsilcilik görevini yerine getirebilmesi için görüşlerini serbestçe açıklaması, oyunu kullanabilmesi demokrasinin hayata geçirilmesi açısından bir gerekliliktir. 1982 Anayasasının 83. Maddesinin ilk paragrafında yer alan “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar…” ifadesi kürsü dokunulmazlığına karşılık gelmektedir. 1982 Anayasası 2010 yılında yapılan değişikliklere kadar kürsü dokunulmazlığı konusunda açık bir çelişki taşımaktaydı. Anayasanın 83. Maddesi açık bir biçimde yukarıda özetlendiği şekliyle kürsü dokunulmazlığını tanırken, 84. maddesi söz ve eylemleri ile partisinin kapatılmasına neden olan milletvekilinin, milletvekilliğinin parti kapatma kararının Resmi Gazetede yayımlanması üzerine kendiliğinden düşeceğini hükme bağlamaktaydı. 2010 yılında yapılan değişiklikle bu ifade madde metninden çıkartılarak bu çelişki de ortadan kaldırılmıştır. Dolayısıyla gündemde tartışılmakta olan dokunulmazlıklar sorununun, HDP’li vekiller dâhil tüm milletvekilleri için geçerli olduğunun ve tartışmanın eylemlerle ilgili olduğunun altının çizilmesi gerekmektedir.  Madde metninden de anlaşılacağı üzerine kürsü dokunulmazlığı, düşünce, ifade ve kullanılan oylarla sınırlı bir dokunulmazlıktır.

Konunun ikinci boyutu temsilcileri cezai konularda koruma altına alan milletvekilliği dokunulmazlığıdır. Burada koruma altına alınmak istenen husus, milletvekillerinin Meclis çalışmalarına serbestçe katılabilmesinin sağlanması ve özellikle siyasal nedenlerle takibata uğratılarak çalışmalardan uzak tutulmalarının engellenmesidir. 83. maddede bu durum “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır... Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır” ifadeleri ile düzenlenmektedir. Görüleceği gibi cezai dokunulmazlık 1982 Anayasasında oldukça geniş düzenlenmiştir. Anayasa, milletvekili hakkında isnad edilen bir suçla ilgili yargılama sürecinin tüm aşamalarını işlemez kılmaktadır. Bazı ülke örneklerinde Meclisin çalışma döneminde bu dokunulmazlık işletilirken, diğer bazı ülkelerde ifade ve yargılama sürecine herhangi bir sınırlama getirilmeksizin gözaltına alma ve tutuklama gibi milletvekillerinin faaliyetlerine sınırlama getiren uygulamaları dokunulmazlık kapsamına almaktadır.  Konunun ikinci boyutu açısından ortaya çıkan sonuç ise, hangi cezaların milletvekilliğinin düşmesi ile sonuçlanabileceği ve dokunulmazlığın sınırı konusunda mevcut anayasal çerçevenin yeniden değerlendirilmesi zorunluluğudur.

Türkiye’de dokunulmazlığın kaldırılması mekanizması yakın geçmişimizde yanlış bir biçimde kullanılmış ve Meclis istenmeyen kişilerin tasfiyesi için demokrasi dışı güçlerin istemiyle araçsallaştırılmıştır. Dört DEP milletvekilinin hiçbir prosedüre uymayacak şekilde Meclis kapısında gözaltına alınma biçimleri, daha sonra bu mekanizmanın sağlıklı bir biçimde kullanılmasını da frenlemiş, bu sefer de dokunulmazlık hukuk denetiminin dışında serbestçe suç işleyebilme aracına dönüştürülmüştür.

HDP Siyasetinin Sorunu, Meclisin Sorumluluğu ve Muhtemel Sonuçlar

7 Haziran seçimlerinde %13 oranında oy alan HDP, bir Türkiye partisi olma yolunda büyük bir fırsat yakalamış, ancak partinin gerçek niyetinin bu olmadığı kısa zamanda ortaya çıkmıştır. O güne kadar, yasal zeminleri PKK’nın amaçları doğrultusunda kullanma pratiği ile yetişmiş kadrolar, seçimlerin kendilerine yüklediği sorumluluktan kaçınmış, örgütün istekleri doğrultusunda şiddeti destekleyen siyasi geleneğe sadık kalmışlardır. Dolayısıyla HDP milletvekilleri dokunulmazlık kurumunu temsil sorumluluğunun bir sonucu olarak değerlendirmemiş, bunun yerine terör eylemlerini ve teröristleri destekleyici eylemlerine bir koruma alanı olarak kullanmışlardır. HDP’li milletvekillerinin, operasyonlarda öldürülen PKK’lıların cenazelerine katılmaları, örgüte silah getiren kuryelerin HDP milletvekili Faysal Sarıyıldız tarafından bizzat kendi aracıyla taşınması, Van milletvekili Tuğba Hezer'in Ankara'da 29 kişinin ölümüne neden olan saldırıyı gerçekleştiren Abdülbaki Sömer'in taziyesine katılması ve ona övgüler dizmesi, bu eylemlerin dokunulmazlık koruması altında yapılıyor olması bu milletvekilleri için yargılama sürecinin işletilmesi çabalarını da öne çıkartmıştır.

Dünyanın hiçbir ülkesinde HDP’li milletvekillerinin yapmış oldukları eylemler dokunulmazlık kapsamına girmeyeceği gibi, hiçbir şekilde yasal koruma kapsamında da değerlendirilemez. Bu eylemlerin hiç biri parlamenter faaliyetle ilgili olmadığı gibi, temsil sorumluluğu ile de açıklanamaz. Bu suçlara karşı Meclisin göstereceği reaksiyon TBMM’nin saygınlığının korunması açısından da bir zorunluluktur. Dolayısıyla dokunulmazlıklarla ilgili sürecin, durumun gerektirdiği hassasiyete uygun olarak, tamamıyla hukukun sınırları içinde sonuçlandırılması AK Parti’nin olduğu kadar, CHP ve MHP’nin de sorumluluğudur. Bu sürecin başka politik hesaplara kurban edilmemesi tüm partiler için millet nazarında bir samimiyet testi olacaktır.

CHP’nin kürsü dokunulmazlığının korunup, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması önerisi ilk başta cazip bir öneri olarak görünse de temsil sorumluluğunu kısıtlayacak başka uygulamalara kapı aralayabilecek tehlikeleri içinde barındırmaktadır. Milletvekili dokunulmazlığı kürsü dokunulmazlığı gibi, demokratik açıdan önemli bir güvencedir. Burada tartışılması gereken bu dokunulmazlığın kaldırılması değil sınırlarıdır. Dolayısıyla AK Parti’nin getirdiği Anayasaya geçici bir madde ekleme önerisine, yeni bir tartışma alanı oluşturarak karşılık vermek, yukarıdaki süreci baltalamakla aynı anlama gelecektir.

HDP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin tutumu ise, topluca istifa ederek, Mecliste Kürt siyasetinin temsilcisinin kalmadığı izlenimini oluşturarak, 90’lı yıllardaki baskıcı siyasete dönüldüğü propagandasını bölgede öne çıkarıp zayıflayan tabanını tekrar kazanma arayışına yönelmek şeklinde olmuştur. Böyle bir tavrın hemen sonuç doğurması, her şeyden önce 84. madde uyarınca istifaların Meclis Genel Kurulunca kabulüne bağlıdır. Bu gerçekleştiği takdirde bir ara seçim zorunluluğu da 78. madde gereğince ortaya çıkacaktır. Bu seçimlerin Meclis bileşimi üzerinde doğurabileceği değişim de yakın zamanda tartışılabilecek bir yeni durum olarak ortaya çıkabilir.

Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Anayasanın dokunulmazlıklarla ilgili 83. maddesi suçlarla ilgili dokunulmazlığın kaldırılması kararının tutulma, sorguya çekilme, tutuklanma ve yargılanmayla ilgili olacağını belirlemektedir. Meclis tarafından verilecek dokunulmazlığın kaldırılma kararının sorguya çekilme ve yargılanma ile sınırlı tutulması, tutulma ve tutuklanmayı kapsamaması gerekir. Bu şekilde 90’lı yıllarda yaşanan bazı yanlış uygulamaların tekrar yaşanmasının önüne geçilmiş olacaktır. Netice de emniyet ve yargıda bilinçli ya da bilinçsiz olarak yapılacak uygulamaların sonucunda nerelere gidebileceğini Balyoz ve Ergenekon davalarında görmüş olduk. Bu davalarda usul hatasının veya bilinçli ihlallerin, işlenmiş muhtemel bir suçun aklanmasında nasıl kullanılabileceğini yakından gördük. Meclisin dokunulmazlığın kaldırılması kararının tutulma ve tutuklamayı kapsamaması HDP’nin istifa ederek Meclisten çekilme söylemini de boşa çıkaracaktır. HDP’nin asıl amacının yargıdan kaçmak olup olmadığı da millet tarafından açık bir şekilde görülecektir.

 

Prof. Dr. Haluk ALKAN

SDE Uzmanı

23.05.2016
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi