Dünya İnsani Zirvesi ve Adil Bir Dünya Çağrısı
27

İnsanoğlu kendisinin sebep olduğu riskleri azaltmak ve krizleri daha insani olarak yönetmek için çareler aramaya devam etmelidir. Bu süreçte en çok ihtiyaç duyulan insani erdem ise merhamet duygusu olacak gibi. İzlediği insan odaklı dış politika ve insani zirve ev sahipliği ile Türkiye’nin yaptığı şey, insanlığı merhamet ve yardımlaşma seferberliğine çağırmaktır.

Dünya İnsani Zirvesi BM tarihinde ilk kez 23-24 Mayıs 2016 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Zirveye BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon başta olmak üzere 60 ülkenin devlet ve hükümet başkanları ile toplamda 120 ülkenin temsilcileri katıldı. İlginç olan dünyanın en zengin ülkeleri olan G7 ülkeleri arasından yalnızca Almanya’nın Başbakan düzeyinde katılması; ABD, İngiltere ve Fransa gibi BM Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinin insanlığın ortak sorunlarının tartışıldığı böyle bir önemli toplantıya rağbet göstermemeleridir. Açlık, iç çatışmalar, doğal afetler, iklim değişikliği ile bunlara bağlı ortaya çıkan göç ve mülteci konularının tartışıldığı toplantıya siyasi olarak aslında büyük güçlerin katılmaya pek yüzleri de yok. Zira bugün dünyanın içinden geçtiği pek çok sorunun temelinde geçmişte veya halen bu ülkelerin izlemekte oldukları politikalar yatıyor. 19. yüzyıldan itibaren tüm dünyayı sömürü haline getirip parselleyen ve bugünkü zenginlik, güç ve refahlarını başka ülke halklarının kan, gözyaşı ve emeği üzerine inşa eden Batılı devletlerin insanlığa umut olabilecek çözümleri de yok, niyetleri de yok.

Türkiye İnsanlığa Örnek

Oysa Türkiye son yıllarda dış politikasının temelini insan odaklılık olarak açıkladı ve son yıllarda insani kalkınma ve her alandaki insani yardımlarıyla tüm dünyaya ders veren hamiyetperverlik örnekleri sergiledi. Kendi bölgesinde ve küresel sistem içinde ekonomik ve siyasi olarak yükselmeye devam ederken, çevresindeki ülkelere ve uzak civardaki halkların da acılarına samimice el uzattı. Merhem olmaya çalıştı. Türkiye dünyada resmi devlet yardımlarına ayırdığı 1,6 milyar dolarlık bağışlarla ABD ve İngiltere’den sonra 3. büyük donör ülke konumunda. Kişi başına düşen insani yardım miktarı açısından ise dünyada birinci sıradadır. 2011’de Somali’ye başlattığı insani yardımlar yüz binlerin hayatını kurtardığı gibi, ümidi tükenmiş bir milletin yeniden ayağa kalkmasının da önünü açmıştır. Türkiye 2011 yılında dünyadaki “en fakir ülkeler ligi” olarak bilinen en az gelişmiş ülkeler zirvesine yine İstanbul’da ev sahipliği yapmıştır. Dahası Türkiye olarak Suriye ve Irak’taki iç savaş sürecinde insaniyet adına son yıllarda efsanevi bir örnek sergilemiş ve krizlerden kaçan üç milyon mülteciye ev sahipliği yapmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’da zirvenin açılış konuşmasında “adil bir dünya” çağrısı yaparken İnsani Zirve’nin amacını da özetlemiştir: Dünyanın farklı yerlerinde, hatta kimi zaman aynı yerlerde, insanların çok farklı güvenlik ve hayat standardına sahip olduğunu biliyoruz. Bir tarafta lüks, israf ve şatafat hâkimken, onun hemen yanı başında milyonlarca insanın sefalet, yoksulluk ve açlık içinde hayata tutunmaya çalıştığını görüyoruz. Bu, adil dünya değildir. Karşımızdaki bu keskin farklılığa uluslararası toplumun hiçbir ferdinin, hiçbir vicdan sahibi ülkesinin kayıtsız kalmaması gerekir. Dünya İnsani Zirvesi'nin bu konuda temel bir zihniyet değişiminin miladı olmasını diliyorum. Bu zirve, ancak Afrikalı, Asyalı, Suriyeli, Iraklı çocuklar başta olmak üzere dünyadaki tüm mazlumların hayatlarında yeni bir dönemi başlatırsa amacına ulaşmış sayılır. Ümit ederiz bu tarihi zirve adına ve önemine yaraşır bir şekilde daha huzurlu, adil ve barış dolu bir dünyanın kapılarını aralar. Zirvenin neticelerini umutla bekleyenlere, kalplerimizi ve zihinlerimizi onlara kapatmadığımızı, bilakis kendilerini her zamankinden daha sıkı şekilde kucakladığımızı göstermek zorundayız."

Tüm Avrupa’nın bir milyon mülteciyi barındırmada zorlandığı ve AB’nin mülteci krizi dolayısıyla neredeyse çökme aşamasına geldiği bir dönemde, Türkiye’nin devlet ve vatandaş olarak gösterdiği bu anlayışı materyalist Batılı zihniyetin anlaması kolay değildir. Oysa bizim misafirperverliğimizin temelinde medeniyetimizin değerleri ve siyasi geleneğimiz yatıyor. Bir zamanlar cihana hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğunun yönetim merkezi olan İstanbul Topkapı Sarayının ana kapısının girişinin sağ tarafında “Sultan, yeryüzünde Allah’ın adaletinin gölgesidirr” ve sol tarafında ise “Sultan, tüm mazlumların koruyucusudur” ibareleri yer alır. Yüz yıl aradan sonra Türkiye sosyo-ekonomik ve politik olarak yeniden yükselirken, Açe’deki Tsunami felaketinden Somali’deki açlığa ve Suriye’deki iç savaş mağdurlarına kadar mazlumlara kucak açması bizim kültürel kodlarımızdaki bu tarihsel mirasın dışa vurumundan başka bir şey değildir. Kendi zenginliklerini başkalarının sömürüsü üzerinden kazanan ülkeler ve halklar için bunu anlatmak gerekten de çok zor. Ancak yine de Dünya İnsani Zirvesinin ilk kez İstanbul’da yapılması, Türkiye’nin gösterdiği tüm duyarlılığa karşı insanlığın bir teşekkürü olarak görmek gerekiyor.

Merhamet Seferberliğine Çağrı

İnsani zirvenin toplanması ise tesadüf değildir. İkinci dünya savaşından bu yana ilk kez insanlık bu kadar derin bir kriz ve dolayısıyla bu kadar yüksek miktarda insanın göç ve iltica hareketine şahitlik etmektedir. BM rakamlarına göre dünyada 244 milyon göçmen var. Bu dünya nüfusunu %3’ü demek. 244 milyonun 3 milyonu iltica başvurusunda bulunanlardan oluşuyor. Mültecilerin %80’i alt gelir grubuna sahip ülke halklarından oluşuyor. Her yıl 60 milyon insan ise doğal afetler veya siyasi krizler nedeniyle yerlerinden oluyor. Yalnızca 2015 yılında Suriye, Yemen ve Irak gibi ülkelerde 8,5 milyon insan yer değiştirmiş. Dünyada 2008 ile 2015 arası dönemde doğal afetler ve diğer nedenlerle toplam 200 milyon kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmıştır. Dışarıdan yardımlarla hayatına devam edebilen kişi sayısı dünya da 60 milyon; bunların 15 milyonu ise mülteci durumunda (Filistinlilleri de sayarsak 19 milyon). Uzmanlar, 1980’lerden bu yana dünya nüfusunun şehirleşme oranlarındaki artışa nedeniyle doğal afetlere maruz kalma olasılığı %60 oranında yükseldiğini belirtiyorlar. Aslında dünyadaki felaketlerin büyük çoğunluğu doğal afetlerden çok, insanların kendilerinin sebep olduğu krizlerdir. Sanayileşmiş, şehirleşmiş ve teknolojiye bağımlı hale gelen ülke insanları giderek “risk toplumlarında” yaşamaya başladı.

Önümüzdeki yıllarda insani zirvelerin sayısı da sıklığı da artmak zorunda. İnsanoğlu kendisinin sebep olduğu riskleri azaltmak ve krizleri daha insani olarak yönetmek için çareler aramaya devam etmelidir. Bu süreçte en çok ihtiyaç duyulan insani erdem ise merhamet duygusu olacak gibi. İzlediği insan odaklı dış politika ve insani zirve ev sahipliği ile Türkiye’nin yaptığı şey, insanlığı merhamet ve yardımlaşma seferberliğine çağırmaktır. Umarız herkes bu sese kulak verir. 

 

 Prof. Dr. Birol AKGÜN

SDE Başkanı

10.06.2016
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi