FED‘den Muhalefete Hediye: Doların Sönmeyen Ateşi...
39
Yrd. Doç. Dr. Murat Turgut

Ekonomi yazınının son dönemlerin popüler konularından birisi de, şüphesiz; kurlarda yaşanan dalgalanmalar oldu. Ancak; dalgalanmaların esas sebepleri, sanki hep arka planda kaldı. Bunun yerine, Cumhurbaşkanlığı Makamı ile Merkez Bankası arasındaki faiz indirim tartışmaları öne çıktı ya da çıkarıldı.

İşin ilginç yanı, doların her yükselişinde sanki bunun tek sebebi, bu yaşanan tartışmaymış gibi bir hava oluşturulması oldu. Bir kısım ekonomi basını sürekli bu konuyu irdelerken, tüm dünyada yaşanan kur savaşlarını dikkate almaksızın, doğrudan Merkez Bankası eksenli faiz tartışmalarını ekranlarına ve sayfalarına taşıdılar. Daha da garibi ise; son 10 yılda hemen hemen hiç bir rasyonel ekonomi eleştirisi getiremeyen muhalefet otoritelerinin, bir gezi ruhu edası ile adeta “mal bulmuş mağribi” gibi bu görüşü alarak, Cumhurbaşkanlığına karşı cephe oluşturma gayreti göstermeleri oldu. Diyebiliriz ki bu dönem muhalefet ve Cumhurbaşkanı karşıtları için dolardaki yükseliş yeni ve elverişli bir “silah” olarak kullanıldı.

Beştepe & Merkez Bankası

Peki esas kavga neydi? Kavga; Cumhurbaşkanı ile Merkez Bankası ardındaki faiz indirimi savaşı mıydı yoksa bizim sınırlarımızın ötesinde olayın başka bir boyutu mu vardı? İşte geniş halk kitlelerinin meseleleri daha iyi anlayabilmesi için açıklanması gereken esas husus budur. Bu yazı da aslında TL’nin dolar karşısındaki değer kaybı ve faiz indirimi tartışmalarından çok,nyadaki kur savaşları ortamında anlam yüklemeye çalışan bir yazı olacak.

Siyasi iktidar basitçe yurt içinde yatırımların teşviki amacı ile faizlerin daha da düşürülmesi ve buna karşılık yatırım gelir etkisinin daha yukarı noktalara taşınması gayretinde. Merkez Bankası ise daha çok kendi kanununda belirtilen enflasyon hedeflemesi noktasına yoğunlaşmış durumda. Bu durumda yüksek faiz esasen her iki tarafında uzak durması gereken bir husus gibi görünebilir. Ancak Merkez Bankası’ nın ilaveten doların, olası spekülatif ataklar karşısında rezervini koruma gibi bir amacı da var. Özetle daha düşük faiz seviyelerinde daha yüksek döviz talebi olabilir ve bu da dövizdeki yüksel ile sonuçlanarak enflasyonu körükleyebilir” fikri Merkez Bankasının temel savı diyebiliriz. Bu düşüncenin doğruluk payı olabilir. Ama diğer yandan yüksek faizin de bir maliyet getirdiği ve yatırımları engellediği gerçeği ile de karşı karşıyayız.

Özellikle Rusya ve bölge ekonomilerinde yaşanan daralmanın Türkiye’ ye sirayet etmemesi açısından mutlak surette ekonomik aktörlerin yatırım yapmaya devam etmesi gerekiyor. Tüm dünyanın içinden geçmekte olduğu resesyon riskine karşı, rkiyenin daha hızlı bir büyüme motivasyonu ile girmesi şüphesiz siyasi iktidarın en büyük hedefi. Bu noktalardan bakıldığında, faiz hedeflemesinin bu iki cenah arasında bir çeşit yumurta-tavuk ikilemine dönüştüğünü söyleyebiliriz

Buradaki optimum nokta; Türkiye’ ye spekülatif olarak giren sıcak paranın çıkmasını sağlayacak; ancak, orta ve uzun vadeli doğrudan yatırımı teşvik edecek bir faiz seviyesinde karar kılınmasıdır. Merkez Bankası’ nın enflasyonla ilgili kaygılarına katılmakla beraber büyüme mi enflasyon mu? İkileminde özellikle bilge ve dünyadaki daralma dikkate alındıgında bizim görüşümüz, büyüme tarafında olmak ve daha düşük fazilerle devam etmek biçimindedir.

Aslında Ne Oldu ve Oluyor?

Bu ikilemler ile; ekonomi gündemi belirlenirken dikkate değer bazı değişiklikler, dünya piyasasında devam etmekte. Türkiyede yukarıda ki tartışmayla başlanan faiz indirim süreci temel sorun gibi sunulurken; dünyada emtiadan kurlara büyük bir dalgalanma süreci yaşandı ve halen de yaşanmakta. Bu süreç içinde TL ne durumda? Gerçekten değer kayıpları yukarıda belirtilen politik tartışmalardan ve Merkez Bankası’nın bağımsızlık ve karşı siyasi iradenin düşük faiz talebinden mi oluşmakta? Yoksa bir kısım medyanın belirttiğinin aksine süreç esasen yurtşında ki gelişmelere bağlı mı gelişmekte?

Daha önce yine SDE dergi için kaleme aldığımEski Oyuncularla Eskimeyen Oyun” isimli yazımda da belirttiğim üzere, petrolde yaşanan büyük düşüş işte bu kur savaşlarını etkileyen esas unsur olmuştur. Düşen petrol fiyatları, başta Rus Rublesi olmak üzere tüm dünyada ABD Doları karşısında kurların değer kaybına neden olmuştur.

Bütün bu değer kayıpları hangi yüzdelerle olmuştur ve TL bu savaşın neresindedir? Bunun netlikle ifade edilmesinde yarar vardır.

Bu çalışmadaki datalar, petroldeki bariz kırılma ve düşüşün başladığı 01.08.2014 tarihinden itibaren ele alınmıştır. Esasen yıllık bazda 2014 yılı başından bu yana data incelemesi yapılırsa, buna benzer sonuçlar çıkacağı aşikardır. (Data incelemesinde çalışma yazının kaleme alındığı 13.03.2015 itibariyle yapılmıstır)

Kur savaşlarına girmeden kısaca petrol ve altına bakarsak, bu dönemde petrolün %46 değer kaybettiğini, buna karşılık altında da % 11 lik değer kaybı olduğunu görüyoruz.

Petrol

46.1%

Altın

11.0%

Euro

26.0%

Rus Rublesi

58.7%

Japon Yeni

19.0%

Dolar/TL

23.0%

Euro/ TL

-4.0%

Döviz Sepeti/TL

9.5%

 

Emtia cephesindeki bu düşüşlerden petroldeki düşüş, altına göre yenidir. Altının birkaç senedir bu bantlarda hareket ettiği düşünülürse petroldeki düşüşün son dönemdeki kur savaşlarında etkin rol oynadığı anlaşılacaktır. Bu dönemde hangi dövizler dolara karşı ne derecede değer kaybetmiştir? Ya da dolar, dünya piyaslarında ne kadar güçlenmiştir? Bunun detaylı incelenmesinde yarar vardır.

Euro’ da dolara karşı ciddi bir değer kaybı olduğu ve bu kısa dönemde dolara karşı % 26 değer kaybı yaşandığını görüyoruz. Buna karşılık Rus Rublesi’ nin % 59 Japon Yeni’ nin ise % 19 civarında değer kaybını da ihmal etmememiz gerekiyor.

Bu verilen bir kaç örneğin dışında, hemen hemen tüm dünya para birimlerinin Amerikan Doları’ na karşı devalüe olduğu bir dönemi geride bıraktık diyebiliriz. Kurları, serbest dalgalı kur sisteminde olan ülkelerdeki bu değişim piyasa üzerinden olurken, kontrollü kur sistemi uygulanan ülkelerde ise, devlet eliyle devalüasyonların yapıldığı bir dönemi yaşamış olduk. Mesela Azerbaycan Manat’ ının sessis sedasız % 35 devalüe edildiği hemen hemen hiç haber konusu olmadı. Aynen yukarıda bahsi geçen gelişmiş ülke ve bölge kurlarındaki değer kayıplarının vatandaşa anlatılmaması gibi...

Kur Savaşları ve TL

TL bu dönemde ne kadar değer kaybetti bunu da yakından inceleyelim. Aynı dönemde TL’nin Euro karşısında değer kaybetmediğini aksine değer kazandıgını görüyoruz. Değer kazanma oranı % 4 dür. Bu durumun önümüzdeki dönemde Türkiye nin Euro bölgesine yapması muhtemel ihracatı yavaşlatıcı etki yapması maalesef muhtemel görünüyor. Amerikan Doları ise aynı dönemde TL karşısında % 23 değer kazanmıştır. Rakamlara detaylıca bakıldığında TL’ nin Dolar karşısında Euro kadar bile değer kaybetmem olduğunu görmek kolay.

Ve belki de TL’ niın değeri kaybını en net gösteren parametre döviz sepetinin ( % 50 Euro + % 50 Dolar) değeri. Döviz sepetinin aynı dönem içinde sadece % 8 değer kaybettiğini görmek ve genel durumu buna göre yorumlamak gerekiyor. Özetle rakamların bize gösterdiği TL’ nin bahsi geçen çalkantı döneminde Amerikan Doları karşısında son derece iyi bır performans gösterdiğidir. Dünya piyasalarındaki başlıca kurların dolar karşısındaki değer kayıplarını değerlendirdiğimizde kaybın global olduğu fikrine ulaşmak zor değil. Hatta ve hatta bir çok gelişmekte olan ülke kuruna göre TL min “pozitif ayrıldığı” ve aslında çok da fazla değer kaybetmediğini söylemek mümkün..Bu durumda kurdaki hareketlerin sebebinin oluşturulmak istenen “kavga” imajı yerine global bir turbulansın sonucu olduğunun kitlelere anlatılması gerekiyor .

Beştepe’ye Yeni Muhalefet:Dolar!

Hal böyle iken sürekli olarak Dolar’ ın yükselmesi üzerine konulması ve bunun yerine, Euro’ nun düşmesi üzerine konuşulmaması, medyada bu yönde haberlerin üretilmesi habercilik değil, olsa olsa yeni gibi görünen köhne bir muhalefet anlayışı olabilir. Cumhurbaşkanlığı ile Merkez Bankası arasındaki tartışmaları bir muhalefet malzemesi yaparak sütunlara taşımanın, Dolar’ ın TL karşısındaki değerlenmesinde çok da etkili olmadığı nettir. TL, uluslararası arenada yaşanan dalgalanmalar çerçevesinde yoluna devam etmektedir. Bunun dışındaki yorumlar da iyi niyetlerden şüphelenmemek mümkün değildir.

Ülkemizde ekonomi yorumlarının yarı politik yapılması nedeniyle, geniş halk kitlelerinin süreçlerde doğru bilgilendirilmediği gerçektir. Bu nedenle, sadece bir döviz türü üzerinden TL’ nin değerlenmesi ya da değer kaybetmesi konusunun irdelenmesi de yanlıştır. Netice de, TL ile döviz kurları arasındaki ilişkinin başka bir versiyonu da, bu döviz kurlarının kendi aralarında vardır. Hammaddesini dolar ile alan, ancak ihracatını Euro bölgesinde yapan ülkemiz için, sadece Dolar ya da sadece Euro bazlı ekonomik değerlendirmeler gerçekçi değildir.

Son dönemde, yukarıda arz edilen dünya paritelerinde Doların değer kazanması, buna karşın Euro’nun düşük seyretmesi, Türkiye ekonomi medyasında Dolar’ ın rekor üstüne rekor kırdığı biçiminde yorumlanması iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Bu yanlış algının yerine “döviz sepeti” rakamlarının ekonomi medyasında ve bürokraside öne çıkması için gayret gösterilmelidir.

Yrd. Doç. Dr. Murat Turgut

Nişantaşı Üniversitesi, İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi

02.04.2015
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi