Küresel İnsan Ticareti Raporu
43
Ömer Ersoy*

 Küresel İnsan Ticareti Raporu

 
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin yayınladığı 2012 İnsan Ticareti Raporu,  insan ticaretinin küresel durumuna ilişkin önemli tespitlerde ve değerlendirmelerde bulunmaktadır. Rapor’da yer alan bilgilere değinmeden önce insan ticaretinin tarihsel gelişimini, ne anlama geldiğini ve hangi suç fiillerini kapsadığını kısaca belirtmemizde fayda vardır.
  
İnsan ticaretinin en bariz tezahürü, Afrikalıların, deniz aşırı ülkelere bir eşya gibi satıldığı sömürge dönemine uzanmaktadır. Transatlantik köle ticaretiyle başlayan kavram, 19. Yüzyılın sonlarında ‘beyaz kadın’ ticaretine, ardından ‘kadın ve çocuk’ ticaretine ve sonrasında kapsamı genişletilerek ‘insan ticareti’ne dönüşmüştür. Bu durum, mağdur profilinde meydana gelen değişimi de ortaya koymaktadır.
 
İnsan onurunu hiçe sayan bu gayri ahlaki ve hukuk dışı ticaret, uyuşturucu madde, silah, değerli taş ya da her türlü emtia kaçakçılığında olduğu gibi arz, talep ve dağıtım ayaklarından oluşmaktadır. Dolayısıyla insan ticaretinin konusunu teşkil eden yasadışı hizmete yönelik talep, suç örgütlerinin kurduğu ve yönettiği dağıtım ağları aracılığıyla karşılanmakta, böylece kimilerinin konforu ve rahatı, zayıfların mağduriyeti ve suistimali üzerine bina edilmektedir.
 
Taleple bağlantılı olarak, bölgelere göre istismar biçimlerinde de farklılıklar göze çarpmaktadır. Örneğin, Afrika ve Asya’daki ülkelerde ekseriyetle zorla çalıştırma fiilleri görülürken, Avrupa ve Amerika’da cinsel sömürü daha yaygındır. Yakından baktığımızda, Avrupa’da dilenmeye zorlanan Roman çocuklar, zorla silahlandırılarak ölüm mangaları haline getirilen Afrikalı gençler, fabrikalarda, tarlalarda ve üretim tesislerinde çalıştırılanlar, borçlarını beden gücüyle ödemeye zorlanan biçareler ya da Çin’de zorla evlendirilen kadınlar da emek ve beden istismarının talihsiz örnekleridir. 
 
İleri tıp teknolojisinin de yardımıyla son dönemde görülmeye başlanan organ ve doku temini amacıyla insanların kaçırılması hadiseleri de insan ticareti suçunun diğer bir yöntemidir. Ayrıca iletişim devrimine yol açan internetin suistimal edilmesiyle artan çocuk pornografisi, insan ticaretiyle bağlantılı diğer bir cinsel, ruhsal ve bedensel sömürü aracıdır.
Modern kölelik olarak tabir edilen ve içinde her renkten ve her ırktan mağdurların olduğu insan ticaretinin ulaştığı boyut hakkında bize fikir veren BM İnsan Ticareti Raporu, bir taraftan yaşanan mağduriyetlere ve suistimallere dikkat çekerken aynı zamanda mücadele yönüyle ülkelerin daha fazla çaba göstermesini istemektedir.
 
Raporda öne çıkan satır başlarına baktığımızda, özellikle çocuklar açısından durumun endişe verici boyutlara ulaştığını görmekteyiz. 132 ülkeden alınan resmi bilgilere dayanarak yapılan değerlendirmeye göre, 2003-2006 döneminde dünya genelinde tespit edilen insan ticareti mağdurlarının sadece yüzde 20’si çocukken, 2007-2010 yılları arasında bu oran yüzde 27’ye yükselmiştir. Bölgesel bazda ele aldığımızda bu oran Afrika ve Orta Doğu’da yüzde 68’lere kadar ulaşmaktadır. Ticarete konu olan bu çocukların üçte ikisini kız çocuklar oluşturmaktadır.  İnsan ticareti mağdurlarının yüzde 60’ı ise kadındır. Her ikisini topladığımızda kadın ve kız çocuklar toplam mağdur sayısının yüzde 75’ini teşkil etmektedir.[1]Bunların büyük bir kısmı cinsel sömürü amacıyla mağdur edilmektedir. Bir ülkede cereyan eden iç karışıklıklar, ekonomik sorunlar, yabancı askeri güçlerin varlığı, özellikle fuhuş amaçlı insan ticareti vakalarının artmasına yol açmaktadır. Ayrıca tüm dünyadan milyonlarca kişiyi buluşturan olimpiyat oyunları ve dünya futbol şampiyonası gibi büyük sportif olaylar da insan tacirlerinin her zaman ilgi alanında olmuştur.
 
Küresel ekonomik krizin olumsuz etkileri, genç insanlara yurtdışında daha iyi gelir ve yaşam imkânı vadeden insan tacirlerinin işini kolaylaştırmaktadır. Fuhuş amaçlı insan ticaretinde mağdurlar çoğunlukla yasal bir iş alanında çalışacakları yolunda ikna edilerek hedef ülkeye kaçırılmakta ardından yapılan masraflar bahane edilerek borçlandırılmakta ve pasaportları ellerinden alınarak borcun ödenmesi için fuhuş sektöründe çalışmaya zorlanmaktadır. Bu noktada, kendisine ya da ülkesindeki ailesine şiddet uygulama tehdidi, cebir, şiddet, tecavüz ya da mağduru yumuşatmaya ve durumu kabullenmesine yönelik bazı pahalı hediyeler ve vaatler devreye girmektedir.
 
Raporda dikkati çeken bir diğer konu da, insan ticaretinin diğer tezahür biçimi olan zorla çalıştırma olaylarının artmış olmasıdır. 2003-2006 döneminde rapor edilen insan ticareti olaylarının sadece yüzde 18’i zorla çalıştırma hadisesi iken 2007-2010 döneminde bu oran yüzde 36’ya çıkmıştır.
 
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tahminlerine göre dünya üzerinde 2,5 milyon insan zorla çalıştırılmaktadır.[2] Karın tokluğuna günde 15-20 saat çalışmaya zorlanan bu insanların mağduriyetleri ne yazık ki fazla duyulmamaktadır. Zira bu hadiselerin büyük bir kısmı, toplumun ve kolluk kuvvetlerinin ilgisini çekemeyecek kadar uzakta; kırsal kesimde, özel bir mülkiyetin içinde ya da tarım sektöründe cereyan etmektedir.
 
2012 İnsan Ticareti Raporuna yansıyan bu artış, ülkelerin hukuk sistemlerinde bu tür suistimallere karşı son yıllarda daha etkili tedbir aldıklarını ve kolluk kuvvetlerinin daha duyarlı hale geldiklerini göstermesi bakımından önemlidir.
İnsan ticaretine karşı yapılan mücadelenin küresel ölçekte yeterli seviyeye ulaştığını söylemek ise mümkün değildir. Örneğin, insan ticaretinin, ceza kanunu hükmüyle müstakil suç haline getirilmesi, mağdur merkezli politikaların geliştirilmesi, mağdurların resmi makamlara hızlı erişiminin sağlanması, tıbbi ve hukuki yardım, vize süresinin uzatımı, ikamet kolaylığı ve can güvenliğinin temini gibi konularda sağlanan ilerleme kısmi düzeydedir. Rapora göre, halen yaklaşık 60 ülkede insan ticareti fiili, müstakil bir suç haline getirilmiş değildir.
 
Bu durum, insan ticareti suçundan dolayı soruşturulan ve ceza alan kişi sayısının oldukça düşük seviyede kalmasına neden olmaktadır. İnsan ticaretinden mahkûm olanların sayısı küresel ölçekte son dönemde kısmen artsa da, BM’ye bildirimde bulunan 132 ülkenin 20’sinde bir tane bile mahkûmiyet kararı verilmemiştir.  
 
İnsan ticaretine karşı ülkelerin farklı hukuksal yaklaşımlar benimsemiş olması sadece bu pazarın büyümesine hizmet etmektedir. Bu yüzden her şeyden evvel, BM İnsan Ticareti Protokolü başta olmak üzere insan ticaretiyle mücadelenin herhangi bir yönünü düzenleyen ve mücadele alanında uluslararası bir standart geliştirmeye çalışan uluslararası sözleşmelerin ülkelerce onaylanması ve buna bağlı olarak iç hukuklarında gerekli düzenlemeleri yapmaları şarttır.
 
*Araştırmacı 


[1] http://www.unodc.org/documents/data-and-analysis/glotip/Trafficking_in_Persons_2012_web.pdf
[2] AGİT, Occasional  Paper  Series  No. 3: Labour Exploitation in the Agricultural Sector, Nisan 2009, Viyana, s.22. 

 

 
07.01.2013
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi