Kutlu Doğum
51
Mehmed Cahid KARAKAYA

Allah-u Teâla; Sen olmasaydın, varlık namına her ne varsa hiçbirini yaratmazdım buyuruyor…

Yani; O var ki, varız…

O’na inanmayan kalp kilitli,

O’nu sevmeyen gönül kusurlu,

O’nu söylemeyen dil mühürlüdür.

O’nun ismi cümle derde devadır.

O Ahmed-ü Mahmud-u Muhammed’dir…

Yıl Miladi 571…

Günlerden Pazartesi…

20 Nisan 571 tarihinde, Allah’ın son elçisi doğdu…

Kutlu Doğum’un sene-i devriyesinde yeniden varlığa hak ettiği değeri kazandıran Efendimize selam ediyoruz…

***

Kutlu Doğum günü;

Âlemlere rahmet olarak gönderilen,

Abdullah’ın yetimi,

Amine’nin emaneti,

Yetimlerin koruyucusu,

Gariplerin sığınağı,

Düşkünlerin kanadı,

Yoksulların sahibi,

Hatice’nin goncası,

Aişe’nin gülü,

Fatıma’nın her şeyi,

Ebubekir ile Ömer’in arkadaşı,

Hasan ile Hüseyn’in dedesi,

Ümmetinin gözbebeği,

Göklerin Rasûlü,

Âlemlerin Efendisi olan,

Allah’ın sevgilisinin doğum günüdür.

***

Yeryüzünde hiçbir anneye nasip olmayan o eşsiz şerefe mazhar kılınan aziz anne, Hz. Âmine, o mes’ud ânı şöyle anlatır:

“Hamileliğimin altıncı ayında bir gece rüyâda karşıma bir zât çıkıp dedi ki: ‘Yâ Âmine! Bil ki, sen âlemlerin hayrına hamilesin. Doğurunca ismini Muhammed koy ve halini hiç kimseye açma!’

Derken doğum zamanı gelmişti. Kayınbabam Abdülmuttalib Kâbe’yi tavafa gitmişti. Evdeydim. Birden kulağıma müthiş bir ses geldi. Korkudan eriyecek gibi oldum. Bir de ne göreyim? Bir beyaz kuş peydahlanıp yanıma geldi ve kanadıyla arkamı sıvadı. O andan itibaren bende korku ve kaygı adına hiçbir şey kalmadı.

Etrafıma bir göz attım, bana bir ak kâse içinde şerbet sunduklarını gördüm. Şerbeti içer içmez, beni bir nur sardı.

Ve evladım Muhammed (sav) dünyaya geldi...

Gördüm ki, doğuda bir bayrak, batıda bir bayrak ve Kâbe’nin üstünde bir bayrak. Doğum tamamlanmıştı. Yavruya baktım. Secdedeydi, parmağını da göğe kaldırmıştı...”

***

Vefatı sırasında da o kutlu anne:

“Her yaşayan ölür, her yeni eskir. Yaşlanan herkes zevâl bulur. Her şey fânidir, gider.

Evet, ben de öleceğim. Fakat ismim ebedî yâdedilecektir. Çünkü tertemiz bir evlâd doğurmuş, arkamda hayırlı bir yâdedici bırakmış bulunuyorum.” diyerek şanlı Peygamberimizin değerini bizlere anlatmaktadır.

***

İşte bizler O hayırlı evlada ümmet olma şerefini yaşayan Muhammed ümmetiyiz…

O olmasaydı, hiçbir şeyin anlamı olmazdı…

O olmasaydı, güneş ısıtmaz, rüzgâr esmez, su hayat vermezdi…

O olmasaydı, sevgi, muhabbet, aşk olmazdı…

Allah-u Teâla;

Sen olmasaydın, varlık namına her ne varsa hiçbirini yaratmazdım buyuruyor…

Yani;

O var ki, varız…

O’nun nuru yanında güneş bile bir ışık zerresi gibi kalır…

O’nun bakışı engin denizlerden daha derindir…

***

O’na inanmayan kalp kilitli,

O’nu sevmeyen gönül kusurlu,

O’nu söylemeyen dil mühürlüdür.

O’nun ismi cümle derde devadır.

O Ahmed-ü Mahmud-u Muhammed’dir…

***

O’nun bir adı ‘Rahmet’tir; âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Merhametiyle bütün âlemi bereketlendirmiş, yetimlere, düşkünlere destek olmuştur…

O’nun bir adı ‘Tevhit’tir, yaratılmışları Allah’ın varlığına ve birliğine çağırmıştır…

O’nun bir adı ‘Vahdet’tir, ümmetini Allah’a kullukta birleştirmiştir…

O’nun bir adı ‘Merhamet’tir, ümmetini çok sever ve onlara bir şey olmasın diye üzerlerine tir tir titrer…

Ve O’nun bir adı ‘Muhabbet’tir, aşk O’nda maşukunu bulmuş, sevgi O’nunla yüreklerde karar kılmıştır.

***

O Allah’ın sevgilisidir,

O Müjdecimizdir,

O Kurtarıcımızdır,

O Efendimizdir,

O Peygamberimizdir…

Salât ve selâm Peygamber Efendimizin üzerine olsun.

 

Mehmed Cahid KARAKAYA

SDE Yazı İşleri Müdürü

20.04.2016
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi