Nükleer Pazarlıkta İlerleme Yok
43
Ömer Ersoy*

BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ve Almanya’dan oluşan P5+1 ile İran arasında devam eden ve son iki yıldır hızlanan müzakere sürecinde İstanbul, Bağdat ve Moskova’nın ardından Kazakistan’ın başkenti Almatı dördüncü buluşma noktası oldu. İran Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Said Celili başkanlığındaki İran heyetiyle P5+1, geçen hafta Almatı’da iki gün süren toplantıda ilerleme kaydetmeye çalıştılar.

Ancak olumlu bir netice çıkmayan görüşmelerde taraflar mevcut pozisyonlarını ve temel argümanlarını korumaya devam ettiler. Buna rağmen her iki taraf da görüşmelerin devam edeceği konusunda mutabıktır. Zira diplomatik yolun sonlandırılması, İsrail’in görmek istediği savaş senaryolarının güç kazanması anlamına gelecektir ki, bunun da Ortadoğu için yıkıcı bir darbe olacağı konusunda herkes hem fikirdir. Obama’nın ‘İran’ın nükleer silah elde etmek için önünde bir yıldan daha fazla bir süre olduğuna’ dair açıklaması, müzakere sürecine halen ümit bağlandığını göstermektedir.

Bu yüzdendir ki, yeni toplantının tarihi ve yeri henüz netleşmese de, masayı terk etmek kimsenin aklından geçmemiştir. Ancak Batı, İran’ın, nükleer silah üretmeye dönük icrai hareketler içinde olmadığı konusunda ikna olmuş da değildir. İran tarafı ise, 1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nda garanti altına alınan ‘barışçıl amaçlarla nükleer enerji üretme hakkını’ kullanırken diğer ülkeler için geçerli olan şartların kendisi için de geçerli olması gerektiğinde ısrarlıdır. Ayrıca İran heyeti, düşmanca bir tavrın sonucu olduğunu düşündüğü ekonomik yaptırımların hemen kaldırılmasını istemektedir.

Nükleer kontrol rejimi dışında kalarak silahlanan Kuzey Kore’nin bugünlerde ABD ve Güney Kore’ye karşı savaş ve nükleer güç kullanma tehdidinde bulunması, konunun küresel seviyede ele alınması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. İran’la yapılan müzakere toplantısında, güven artırıcı bir adım olarak tarif edilen P5+1’in önerisine İran tarafının nasıl bir karşılık vereceği merak edilmekteydi.

Bu öneri, İran’ın yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirme faaliyetini durdurması, bugüne kadar zenginleştirdiği uranyumu yurtdışına çıkarması, Kum şehri yakınındaki Fordo nükleer tesisini kapatması, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na daha fazla denetim yetkisi vermesi şeklinde özetlenebilir. Buna evet denmesi halinde, Tahran’ın enerji ve finans sektörünü vuran ekonomik yaptırımların bir miktar da olsa hafifletileceği taahhüt edilmiştir.

Bunun içeriğinde, altın başta olmak üzere değerli maden ticaretine uygulanan yaptırımların kaldırılması ve petro-kimya ürünlerine uygulanan ambargonun hafifletilmesi teklifi bulunmaktaydı. İran’ın altın ticaretini engelleme girişimleri Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Çünkü geçen yıl ağırlaştırılan mali ve ekonomik yaptırımlar karşısında İran, Türkiye’den ithal ettiği altın miktarını artırmıştır. Bunun başlıca sebebi, uygulanan yaptırımların, İran’ın Dolar ve Avro gibi döviz rezervi tutmasını zorlaştırmasıdır. İran’dan doğal gaz alan Türkiye’nin, borcunu altınla ödemesi Türkiye açısından gayet doğal ve mantıklıdır.

İran tarafı ise Batı’dan gelen bu şartlı önerinin, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması için yeterli seviyede ikna edici olmadığı görüşünü dile getirmiştir. İran tarafı şunu bilmektedir: geldiği notadan geriye doğru atacağı her adım karşı tarafa vereceği bir ödün olarak algılanacaktır. Dini lider Ali Hamaney’in bizzat takip ettiği bu meselenin, siyasi liderlerin de çabasıyla İran dâhilinde ulusal bir davaya dönüşmüş olması, çözüme giden yolu daha engebeli bir hale getirmiş durumdadır. Haziran ayında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesine denk gelen bu dönemde, İran’dan bir uzlaşı hamlesi beklemek kolay değildir.

Dolayısıyla İran’ın, elinde tuttuğu en önemli kozlardan olan zenginleştirilmiş uranyum üretimini, ekonomik yaptırımların tamamen ya da büyük ölçüde kaldırıldığını görmeden durdurması zor görünmektedir. Bu noktada Batı’nın daha fazla yaptırım için ısrarcı olabileceği öngörülebilir. Ancak bu konuda P5+1’in kendi içinde hem fikir olmadığı bilinmektedir. Dolayısıyla, müzakerelerde ilerleme kaydedilmemesi halinde, ABD ve AB’nin tek taraflı ilave yaptırımları gündeme getirebilecekleri düşünülmektedir.

Araştırmacı*

08.04.2013
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi