Nükleer Tartışmada Gelinemeyen Son
43

Nükleer Tartışmada Gelinemeyen Son

Hafta sonu Cenevre’de toplanan P5+1’in, İran’la yürütülmekte olan nükleer müzakerenin somut sonuçlara doğru ilerlemesi yönünde çaba harcadığını kabul etmek lazım. Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) 2003 yılında yayınladığı raporla uluslararası gündeme oturan İran’ın nükleerleşmesi meselesi, 10 yılı aşkın bir süredir uluslararası camiayı meşgul etmeye devam etmekte. ABD yönetimi her ne kadar konuya İsrail’in güvenliği boyutuyla yaklaşsa da asıl sorun, atılacak adımların tüm bölgenin güvenliğini ve istikrarını etkileyecek nitelikte olmasıdır.

On yılını dolduran müzakerelerde İran heyetinin artık elindeki resmî beyanı okumanın ötesine geçtiğini görüyoruz. Taraflar arasında var olan güven boşluğunu gidermeye yönelik somut öneriler ve tedbirler üzerinde çalışma niyeti son dönemde daha çok ortaya konmaya başladı. Bu politika değişikliğini sadece Hasan Ruhani ile izah etmek mümkün değildir. Zira İran’da siyasal güç dağılımında asıl ağırlığın dini lider ve dini lidere bağlı Devrim Muhafızlarından yana olduğunu herkes bilir. Görünen odur ki, bazı itirazlarına rağmen bu güç merkezi de sessiz kalarak pragmatizmden yana tavır almaktadır.

Müzakere masasının karşı tarafında oturan ülkeler de artık ‘İran’ın nihai hedefinin nükleer silah elde etmek olduğu’ argümanını dillendirmek yerine ‘İran’da var olan nükleer kapasiteyi, hangi teknik tedbirlerle nükleer bomba üretme yeteneğinden uzaklaştırırız’ sorusuna odaklanmış durumdadır. Bu yaklaşım bir yönüyle ‘Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nda her ülke için garanti altına alınan ‘barışıl amaçlarla nükleer enerji üretme hakkını’ İran için de tanımak anlamına gelmektedir.

Yapılan son görüşmeden de anlıyoruz ki, barışçıl nükleer enerji hakkı saklı kalmak şartıyla İran tarafına P5+1’in somut beklentilerini içeren bir metin sunulmuştur. İran tarafı şimdilik görüşmeleri yapıcı bulduğunu söylemekle yetinerek önerilen metnin ülke içinde istişare edilmesi lazım geldiğini kibarca ifade etmişlerdir. Önümüzdeki hafta Cenevre’de icra edilecek bir sonraki toplantıda bunun fazlası beklenmektedir.

İran tarafı ayrıca, P5+1’in kendi içinde görüş birliği içinde olmadığını söyleyerek Fransa’nın tutumuna gönderme yapmıştır. İran’ın nükleer silah üretmeye yönelik icrai bir hareket içinde olduğu düşüncesini ön plana alan Fransa, müzakerelerdeki tutumunu bu varsayım üzerinden şekillendirmektedir. Fransa’nın P5+1 tarafından İran’a sunulan anlaşma metnine itiraz ettiğini medyaya duyurmasının sebebi de budur.

Taslak Cenevre protokolünde, kalıcı bir anlaşmaya varana kadar 6 aylık bir süreyle İran’ın nükleer faaliyetlerini durdurması istenmektedir. Fransa ise bu sürenin İran’a atom bombası üretmesi için yeterli zamanı verebileceğini düşünmektedir. Fransa’ya göre, İran’ın nükleer yakıt üretme seviyesi ve yeteneklerinin aşağıya çekilmesi değil tamamen ortadan kaldırılması hedef alınmalıydı.

Bu yüzden Fransa, İran’ın elindeki yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş nükleer yakıtın hemen imha edilmesini ya da yurtdışına çıkarılmasını istemektedir. Bu istek, hazırlanan taslak protokolde kendine yer bulamamıştır. İran’ın en önemli kozu elindeki yüzde 20 seviyesinde zenginleştirilmiş uranyumdur. Protokole göre bu nükleer yakıt, teknik araçlar kullanılarak nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bir materyal olmaktan çıkarılacaktır.

Fransa bu itirazlarını yaparken, müzakere sürecinde ABD’nin belirleyici rolüne de itiraz etmiş olmaktadır. Bu aynı zamanda askeri ve ticari yönden daha güçlü ilişkiler kurmak istediği Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerine de bir mesaj niteliğindedir. Zira bu ülkeler İran’ın nükleer güce ulaşması meselesini ulusal güvenlik sorunu olarak görmektedir. Suudi Arabistan bu çekincelerini ABD yönetimine uzun bir süredir iletmektedir.

Belki de İran’la devam eden müzakere sürecinde takındığı sert tavırla Fransa, bu ülkelere ‘biz sizin endişelerinizi daha iyi anlıyoruz’ mesajı vermektedir. Elektrik ihtiyacının nerdeyse yüzde 80’ini nükleer enerjiden elde eden Paris yönetimi, bu tavrının dolaylı etkisiyle, Körfez ülkeleri gibi zengin pazarlara nükleer teknolojisini ihraç etme ihtimalini de güçlendirmektedir.

Diğer bir mesele de İsrail’in bu taslak anlaşmayı yetersiz bulması hatta tarihi bir hata olarak nitelemesidir. Bu durum, ABD yönetiminin işini özelikle Kongre ayağını düşündüğümüzde oldukça zorlaştırmaktadır. Kongre üyelerinden gelen eleştiriler, kısmi bir anlaşmanın İran’ı Kuzey Kore örneğine götüreceği endişesi etrafında birleşmektedir.

Ancak kalıcı bir anlaşmanın hayata geçebilmesi için ABD’nin İran’a uyguladığı ekonomik ve ticari yaptırımların en azından ilk etapta esnetilmesi gereklidir. Zaten İran’ı müzakere masasına iten ve zorlayan en önemli saik de ülke genelinde ekonomik hayatı felce uğratan ağır yaptırımlardır.

İran önümüzde hafta düzenlenecek olan müzakereler öncesinde UAEA ile el sıkışarak inşası devam eden Arak ağır su tesisine ve Gaçin uranyum madenine, UAEA uzmanlarının incelemelerde bulunmasına izin vermiştir. Bu izin askeri nükleer faaliyetlerin yapıldığından şüphelenilen Parçin askeri tesisini kapsamasa da olumlu bir adım olarak kabul edilebilir.

Dr. Ömer Ersoy
Araştırmacı

 

12.11.2013
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi