Ofsaytı Da Kaldıracak Mısınız?
38
Yrd. Doç. Dr. Murat Turgut

Seçime giderken ekonomi gündemi enflasyon, büyüme, kur savaşları gibi konularla oldukça kalabalık seyrederken, akıllara durgunluk verecek seçim vaatleri de ayrıca konuşulmaya başlandı. Esasen bu vaatlerin yazmaya değer bir yönü olmasa da özellikle seçim ekonomisi ile ilgili daha önce kaleme almış olduğum yazı hasebiyle bu konuya değinmeden geçemedim.

Seçim vaatlerinde belki benim daha önce aktardığım gibi Çumra’nın il yapılması yok (!) ama bu komik denebilecek vaadi aşan birçok söylem var maalesef. Özellikle asgari ücret ve mazot fiyatı favori vaatler olarak yerini alırken, kaynak açıklamaları şimdiden arka planda kaldı bile. Sanıyorum Cem Uzan’ın Genç Partisine öykünen muhalefet partileri, birer birer hemen hemen hep aynı anlama gelen vaatleri ardı ardına sıraladılar. Aile sigortası, emeklilere verilecek çifte ikramiye, asgari ücretten vergi alınmaması, kredi kartı borcu silinmesi ve mazotun indirimli satılması gibi “usturup” olmaksızın verilen sözler, seçim vaatleri olarak kayıtlara geçti.

Ancak bütün bu hesaplamalar yapılırken makro veriler hiç hesaba katılmadı. Esasen iktidar olma ihtimali olmayan partilerin ekonomik vizyondan uzak bu vaatleri, sanıyorum ki oy kazandırmaktan çok “zihin bulandırma amacına yönelik. Neticede bu tarz vaatler geçtiğimiz dönemlerde bol bol yapıldı ve karşılığı kat ve kat yine vatandaşın cebinden alındı. Ortada “Bir kere daha vatandaşı kandırabilir miyiz?” mantığı yattığı belli, bu söylemler ne keynesyen ne de monetarist politikalarda karşılığını buluyor.

Aslında siyasi vaatlerden çok ekonomik vaatlerin öne çıktığı anlaşılan seçim kampanyaları, Türkiye'nin ekonomi politiği hakkında genel bir fikir veriyor. 1990-2002 yılları arasındaki siyasi istikrarsızlık dönemlerinde bu tarz seçim vaatleri halk nezdinde hızlı bir şekilde karşılık bulurken, son 13 yıllık istikrar döneminde bu ve buna benzer vaatlerin karşılık bulamadığını görüyoruz. Hatırdan çıkarılmaması gereken, eski Türkiye konjonktürünün ciddi bir kriz Türkiyesi olduğudur. Şimdi ise ekonominin tüm ajanları, durumdan şikayetçi olanlar dahil olmak üzere memnun görünmektedir. Şu yadsınamaz bir gerçektir ki oyunun rengi ne olursa olsun geniş halk kitleleri durumdan memnunlar. Siyasi tercihler adından da anlaşılacağı gibi daha çok siyasidir, ekonomik temelli değildir. Ekonomik durum tabi ki etkilidir ancak mevcut durumu 2001deki gibi algılamak temel bir yanlıştır.

Özetle toplam maliyeti 40 milyar Dolara varan ve daha önce süpermarket stratejisi yönetmiş iletişim danışmanları tarafından hazırlandığı anlaşılan bu vaatlerin, bütçe disiplinini kökünden sarsmaya ve yeni nesillere eski Türkiyeyi yaşatmaya aday olduğu anlaşılıyor. Neticede söz konusu risk, yıllardır üzerine titrenen kamu borçlanma dengesi ve bütçe disiplinidir. Toplumun her kesiminden istenen fedakârlıklarla oluşturulan kamu fazlasının birkaç siyasi parti elitinin hırsına malzeme yapılmaması, toplumun duyarlılık göstereceği esas konu olacaktır. Yapılacak transfer harcamalarının ne kadarının gelir üreteceği, buna karşılık ne kadarının enflasyonist baskı oluşturacağı iyi incelenmelidir. Vatandaşın da yakından anladığı gibi bu harcamalar yıllardır hassasiyetle korunan kamu dengesini kökünden bozarak, Türkiye’yi yeniden 2000’li yılların öncesine taşıyacak popülist döneme çevirmeyi hedef edinen harcamalardır.

Bu yazımda rakamlardan olası bütçe açıklarından bahsetmek ve uzun uzadıya bu konuyu tartışmak vardı. Ama özünde bu vaatler bunu hak edecek düzeyde bir ekonomik vizyonu içermediği görüşündeyim. Esasen seçim öncesi her siyasi partinin en doğal hedefi iktidar ve bu uğurda makyevelist bir yaklaşımla amaca ulaşmak için her yol meşru! anlayışı. Ancak 2015 Türkiyesi bu vaatlere ilgi duyacak bilinçsizlik seviyesini çoktan aştı. Türkiye seçmeni yine geleneksel oy dağılımını partilere pay edecek. Çünkü ciddi bir oy dönüştürmesine imkan tanıyacak bir ekonomik konjonktür yaşanmıyor. Aslında anlaşılması gerek esas mesele bu. Yeri gelmişken “siyasi ahlak yasası getireceğiz” diyenlere de bir çift sözüm var. Siyasi ahlak sadece yolsuzluk üzerine içi doldurulamamış sözler söylemek değil, vatandaşa her zaman doğruyu aktaracak bir politik zemini kurmak anlamına gelmeli. Türkiye eski Türkiye değil; vatandaş da eski vatandaş değil. Yaşanan dönüşümün sonuçlarını vatandaşın yukarıda bahsi geçen vaatlere vereceği karşılık ile göreceğiz.

Bu arada yazmaz isem içimde kalacak bir vaat var eskilerden kalan... Neden bunu hiçbir muhalefet partisi sahiplenip slogan yapmadı bilemiyorum ama belki de vakit geç değildir, ne dersiniz? Yeri gelmişken soralım: Ofsaytı da kaldıracak mısınız?

Yrd. Doç. Dr. Murat Turgut

Nişantaşı Üniversitesi

07.05.2015
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi