Partili Cumhurbaşkanlığı
36

Partili cumhurbaşkanlığı sistem sorununa kalıcı bir çözüm getiremez. Ancak Türkiye’nin bugünkü siyasal dengeleri açısından sistemin işleyişini rahatlatabilir. Bu da anayasal sistem açısından geçici bir çözümdür. Sistem sorunun çözümü için yeni Anayasa çalışmaları çerçevesinde yasama, yürütme ve yargı organlarının yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

Türkiye 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte yarı başkanlık sistemlerinin taşıdığı problemlere açık hale gelmiştir. Yarı başkanlık sistemleri üç aktörlü işleyişe sahip olan sistemlerdir. Parlamenter sistemde istikrar ya da istikrarsızlık parlamento birleşimine bağlı olarak ortaya çıkar. Parlamentoda disiplinli bir parti grubuna dayalı bir çoğunluk ortaya çıktığında veya uzlaşma temelinde uzun süreli bir koalisyon oluşmadığı takdirde bu sistemde yasama ve yürütmeye birbirini doğrudan etkileyen bir kilitlenme ve istikrarsızlık sorunu ile karşılaşılmaktadır. Başkanlık sistemleri çift aktörlü bir işleyişe sahiptir. Bu sistemlerde yasamadan kaynaklanan bir istikrarsızlığın doğrudan bir yürütme krizine dönüşmesi ihtimali ortadan kalkar. Ancak başkan ile yasama bileşimi arasındaki ilişkiler sistemin işleyişini belirler.

Yarı başkanlık sistemleri ise yukarıdaki iki sistemden de farklı olarak, belirtildiği gibi, üç aktörlü bir işleyişe sahiptir. Seçimli ve güçlü yetkilerle donatılmış bulunan Cumhurbaşkanlığı makamı, parlamento bileşimi ve parlamentodaki parti gruplarının disiplin derecesi ve üçüncü aktör olarak parlamentoya karşı sorumluluğu kabul edilmiş bakanlar kurulu ve Başbakan. Bu üç aktör arasındaki ilişkilerin sistemin işleyişi üzerindeki etkisi ise farklı olabilmektedir. Cumhurbaşkanı, hükümet aynı partiden ve bu partinin disiplinli bir Meclis grubu çoğunluğu bulunuyorsa, parti içindeki liderlik yapısı hangi yöne kayıyor ise sistemin değişimi de ona göre şekillenir. Cumhurbaşkanı parti lideri ise sistem başkanlık sistemine yakın çalışır. Buna karşılık parti liderliği Başbakan tarafından temsil ediliyorsa işleyiş parlamenter sisteme benzer bir görünüm alır. Cumhurbaşkanı ile parlamentodaki çoğunluğun ve buna bağlı olarak hükümetin farklı partilerden geldiği durumlarda ise sistemin işleyişi için Cumhurbaşkanı ya da Başbakanın, birisinin diğerinin önceliğini tanıması gerekir. Bu gerçekleşmezse ya da aynı partiden gelmelerine rağmen benzer bir anlaşmazlık yürütmenin iki kanadı arasında yaşanırsa yarı başkanlık sistemlerinde bir kilitlenme ve istikrarsızlık sorunu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla seçimli ve güçlü yetkilere sahip bir Cumhurbaşkanı ile yaşamaya karşı sorumlu bir hükümetin bir arada bulunduğu sistemler olası bir krizi önlemek için bu üç aktör arasındaki ilişkiyi iyi kurmak zorundadır.

2007 Ne Getirdi?

2007 yılında gerçekleştirilen anayasa değişiklikleri cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin çok ötesinde bir değişime kapı aralamış, vesayetçi konumu ortadan kaldırırken yeni Cumhurbaşkanlığı rolünü getirmiştir. Öncelikle Cumhurbaşkanı iki kez beşer yıllık süre ile halk tarafından seçilmekte, Mecliste grup kuracak sayıda milletvekili ya da son seçimlerde en az %10 oy alan partiler tarafından aday gösterilebilmektedir. Bu Cumhurbaşkanlığı makamının seçiliş ve tekrar adaylık sürecinin tamamıyla siyasal bir sürece tabi kılındığını göstermektedir. Cumhurbaşkanı belli bir siyasi tabana dayalı olarak aday gösterilip, kampanya yürüterek halk tarafından seçilecek ve görevinin sona ermesinden sonra yine benzer bir seçim sürecine tabi olacaktır. Cumhurbaşkanı artık vesayet makamlarının dâhil oldukları bir pazarlık süreciyle değil, siyasi rekabete bağlı olarak makamına gelen ve tekrar seçilebilecek siyasi bir otoritedir.

2007 değişiklikleri doğurduğu bu sonuca rağmen 1982 Anayasası yukarıdaki değişimin gerektirdiği bir kurumsal altyapı sunmaktan uzaktır. Anayasanın 101. maddesinde seçilen cumhurbaşkanının partisiyle ilişiğinin kesilmesi hükmü, siyasi süreçlere yakından bağımlı olan bu görevin siyasetle ilgisini keserek onun işlevini zayıflatmaktadır. Bunun da ötesinde yukarıda açıklandığı gibi artık üç aktör üzerinde yürümesi gereken bir sistemde cumhurbaşkanının hükümet ve parti grubu ile siyasi bağlarını keserek sistemi krize açık hale getirmektedir. Cumhurbaşkanı Özal görevdeyken, ANAP grubu ve hükümetle bağları kurmaya çalıştı, kuramayınca zayıfladı. Cumhurbaşkanı Demirel de aynı şeyi yapmaya çalıştı, ama o da başarılı olamadı. Farklı olarak Demirel 1982 Anayasasının mantığına uygun hareket ederek vesayetçi sistemin cumhurbaşkanı rolü oynayınca sistem içinde güçlü bir konuma gelebildi.

Vesayetçi bir ajan olarak kurgulanan Cumhurbaşkanlığı makamı 2007 sonrasında artık böyle bir misyon üstlenemez. Üstlendiği takdirde seçimlerde halk tarafından cezalandırılır. Buna karşılık cumhurbaşkanının siyasetle ilişkisinin kesilmiş olmasının doğurduğu boşluk giderilmez ise sistemin işleyişinde siyasi krizler birçok farklı şekilde ortaya çıkabilecektir.

Partili Cumhurbaşkanlığı Sistem Sorununu Çözer mi?

Partili cumhurbaşkanlığı sistem sorununa kalıcı bir çözüm getiremez. Ancak Türkiye’nin bugünkü siyasal dengeleri açısından sistemin işleyişini rahatlatabilir. Bu da anayasal sistem açısından geçici bir çözümdür. Sistem sorunun çözümü için yeni Anayasa çalışmaları çerçevesinde yasama, yürütme ve yargı organlarının yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Gelinen noktada sorunun çözümü, yürütmenin iki kanadı arasında görev ve yetkilerin net olarak tanımlandığı bir yarı başkanlık modeli, bundan da öte daha kolay işletilebilecek bir başkanlık sisteminin demokratik bir model altında hayata geçirilmesi ile mümkün olabilir.

 

Prof. Dr. Haluk ALKAN

SDE Uzmanı

 

15.06.2016
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi