Patriotları Neden Geri Çekiyorlar?
43
Aydın Bolat

Zamanın ruhu ve gelecek misyonu Türkiye’yi büyük mücadele ve sorumluluklara davet ediyor. Türkiye’nin hedef ve politikalarının bu günkü müttefikleri(!) ile uyuşmadığı her olayda açıkça görülmektedir. Harp teorisyeni Clausewitz’in dediği gibi: “İttifak, ülkeler arasındaki mücadelenin değişik bir vasatta devamıdır…”, “Savaş siyasetin başka yollardan devamıdır.”

Hollanda, Almanya’dan Sonra ABD…

Suriye krizinin derinleştiği, rejimle halkın karşı karşıya gelerek iç savaş tehlikesinin yaklaştığı bir ortamda NATO’dan, Türkiye’nin talebi doğrultusunda Patriot Bataryaları kapsamlı bir NATO misyonunun parçaları olarak Hollanda, Almanya ve ABD tarafından 2013 yılı başında Türkiye’de konuşlandırıldı.

Hava ve Füze Savunma Sistemi olan Patriotlar, NATO üyesi Türkiye’yi Suriye’den gelebilecek olası bir balistik füze saldırısına karşı korumak amacıyla getirilmişti. Patriot Bataryalarını Hollanda Adana’ya, Almanya Kahramanmaraş’a, ABD’de Gaziantep’e yerleştirmişti. Mevzi seçimi ve programı Türkiye ile istişare ile belirlenen Patriotların komutası Almanya’daki NATO karargâhından yürütülüyordu.

PAC-2 ve PAC-3 tipinde, kısa ve uzun menzili 20-160 km olan 250-300 km radar menzili bulunan Patriotlar füzelere ve uçaklara karşı kullanılıyor. Dost ve düşman tanımı yapabiliyor, Hava Radar Sistemi (Awacs) ve uydu sistemleri ile entegre olabiliyor. 50 hedefi takip edebiliyor, aynı anda 9 hedefe kilitlenebiliyorlar. Bir bataryada 4-16 adet fırlatıcı, her fırlatıcıda 4 füze mevcut. Türkiye’ye toplam 6 Patriot bataryası geldi. 96 farklı hedefe füze fırlatabilme yetenekleri vardı. Patriotlar Türkiye’ye geldiğinde en büyük tepki İran ve Rusya’dan gelmişti. Putin Patriotları kendi sistemlerine göre demode olarak değerlendirerek “Bizde çok daha iyileri var” demişti. İran ise Patriotların gelişini 3. Dünya Savaşı’nın gerekçesi olabilecek kadar abartmıştı.

Tehdit ortamında Türkiye için kısmen emniyetli bir koruma sağlayabilecek olan Patriotların asıl amacı caydırıcılıktır. Türkiye için “NATO arkamda” diyebileceği siyasi sembolik bir değer taşıyordu. O konjonktürde Patriotlar sadece NATO’nun siyasi bir jesti olarak da görülebilirdi. Her türlü tehdide karşı Türkiye’ye NATO’nun desteğinin göstergesi olarak da algılanabilirdi. Sonuç olarak güvenlik kaygılarından ziyade Patriotların gelişi siyasi ve stratejik bir karardı. Bu siyasi amaçlar aşağıdaki başlıklar olabilir:

   NATO’nun 4. ve 5. maddelerini aktive ederek Suriye’nin arkasındaki güçlere (İran, Rusya, Çin,…) bir mesaj vermek,

   İstikrar adına NATO ile güven bunalımı ve politika ayrışması yaşayan Türkiye’nin gönlünü almak,

      NATO’nun destek göstergesi ve siyasi bir jesti,

      Türkiye’deki NATO tesislerini (İncirlik, Kürecik,…) korumak,

   NATO’nun Güneydoğusundaki tansiyonu düşürmek, Türkiye ve NATO tesislerine yönelik tehditleri caydırmak,

      Esad rejimine karşı Suriye muhalefetine destek vermek ve onları cesaretlendirmek,

      İsrail’in güvenliğine destek vermek…

Neticede, 2013’ten beri Türkiye’de bulunan Patriotların varlığı Suriye’den zaten düşük olan saldırı olasılığını minimalize etmiş olabilir. Bu tarihe kadar da hiç kullanılmadı. Patriot misyonunun siyasi olarak da fazla bir işe yaradığı söylenemez. Suriye’de Tartus’tan atılan taktik balistik bir füze Reyhanlı’ya düştü, 15 m derinliğinde ve 7 m çapında bir çukur açtı. Patriotlar bunu görmedi. Hatay ve Urfa gibi riski yüksek olan yerlerde kurulmayışı eleştirilere neden olmuştu.

Patriot Hava ve Füze Savunma Sistemleri Neden Geri Çekiliyor?

2013 Ocak’ta Türkiye’ye konuşlandırılan Patriotlardan ilk önce Adana’daki Hollanda’ya ait bataryalar Ocak 2015’te geri çekilmiş ve görevi İspanya’ya devretmişti. Ardından 15 Ağustos 2015’te Kahramanmaraş’taki Almanya’ya ait Patriot birliğinin geri çekilme kararı açıklandı. Bundan bir gün sonra 16 Ağustos 2015’te ABD Gaziantep’teki Patriot sistemlerini çekme kararı aldı. ABD’nin görev süresi Ekim 2015, Almanya’nın göre süresi Ocak 2016’da doluyordu. Ardı ardına verilen senkronize çekilme kararları sürpriz olarak karşılandı.

Gösterilen resmi gerekçeler şöyleydi:

“Suriye’nin Türkiye’ye karşı balistik füze kullanma tehdidi geçmese de önemli ölçüde azaldı.”

“Krizlerle çalkalanan bölgede tehdit durumu başka bir odak noktası olan terör örgütü DAEŞ’e kaydı.”

Patriot bataryaları kritik modernizasyon güncellemeleri, özellikli bakımları, personel maliyeti ve diğer hususlar gözetilerek ülkelerine çekileceklerdir…”

Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Schaefer, Patriotların çekilmesinin Almanya, ABD ve Türkiye’nin ortak kararı olduğunu söyledi. Ayrıca Almanya bakan düzeyinde;

“Suriye’deki iç savaş Türkiye’nin Güney sınır bölgelerinde tehlike yaratıyor… Türkiye’yi savunmada Almanya’nın yükümlülüğü devam ediyor.” diyerek güven verilirken “Bölgenin istikrarı için Kürt ve Irak güvenlik güçlerini eğitmeye devam ederek bölgede kalacağız. UNIFIL çerçevesinde Doğu Akdeniz ve Lübnan açıklarında gemilerimiz görevine devam edecek.” görüşünü dile getirdi

Türkiye ve ABD tarafından yapılan ortak açıklamada ise: İhtiyaç olduğu takdirde ABD, Patriot unsurlarını ve personelini bir hafta içinde Türkiye’ye geri getirmeye hazırdır” denilirken ABD’nin, Doğu Akdeniz’de ABD donanmasının çok rollü “Aegis” gemilerinin devamlı mevcudiyetini sürdüreceği aktarıldı. ABD Avrupa Deniz Kuvvetleri’nin, Türk Savunma ihtiyaçlarının desteklenmesinde Türk Donanmasıyla bölgedeki yakın işbirliğine devam edeceği de vurgulandı.

Ayrıca; ABD ve NATO’nun Türkiye dâhil müttefiklerinin savunulmasına olan taahhütlerinin baki olduğu, Türkiye’nin güvenliğinin ve bölgesel istikrarın desteklenmesine bağlılığı ifade edildi.

NATO makamları; Patriot misyonuyla ilgili müttefik ülkelerin aldıkları kararları tamamen saygıyla karşılarken, bu misyonun Ocak 2016’dan sonra uzatılıp uzatılmaması konusunda henüz bir karar alınmadığını ifade ettiler.

NATO askeri çevrelerinde “Türkiye için tehlike azalmış olsa da Suriye’de muhalif güçlere karşı kullanılan füzelerin Türkiye’yi vurma riskinin hala bulunduğu” görüşünün hâkim olduğu belirtiliyor.

Bu resmi açıklamalardan öte Patriot sistemlerinin; bölgedeki krizin derinleştiği iç ve dış konjonktürün Türkiye için ağırlaştığı bir ortamda çekilmesinin siyasi ve stratejik amaçları olmalıdır:

    ABD’nin P5+1 ile birlikte İran’la varılan müzakere karşılığında Tahran’a jesti olabilir.

   Almanya’nın Türkiye’nin PKK’ya yönelik operasyonlarına ve IŞİD’le istenilen düzeyde mücadele etmemesine tepkisi olabilir.

  ABD’nin Türkiye ile İncirlik Üssü ve Güvenlikli Bölge dâhil olarak yürüttüğü hassas müzakere ve mutabakatların bir sonucu olarak düşünülebilir.

    Batı’nın Esed’le anlaşmış olduğunun göstergesi olabilir.

ABD ve koalisyon güçlerinin Suriye Krizine, IŞİD’le mücadeleye yaklaşımı ile Türkiye’nin duruşu arasındaki farklılık neden olabilir.

    Türkiye’nin uzun menzilli füze alımı ile ilgili NATO-Çin rekabetinin bir yansıması olabilir.

   Suriye’deki “Güvenlikli Bölge” hakkında görüş ayrılıkları sürerken Türkiye’nin olası bir müdahalesinde NATO’nun bir emrivaki içinde kalmaması ve bu durumun önlenmesi için tedbir olarak düşünülmüş olabilir.

   Çatışma ortamının şiddetlendiği, Türkiye’nin iki ülkede ve 3 terör örgütüne karşı savaş verdiği bir vasatta Türkiye’ye ve Türkiye karşıtlarına bir mesaj olabilir.

   Kurulmayan AKP-CHP koalisyon hükümetinin bir bedeli olabilir.

  Patriotlar getirilirken hangi siyasi ve stratejik amaçlar varidiyse çekilirken onların tam tersi amaçlar hedeflenmiş olabilir.

   Karmaşık bölge denkleminde Türkiye’yi oyun dışına iterek etkisizleştirmek hedeflenmiş olabilir.

Türkiye devletine ve yönetime; yaptıklarının ve yapmayı düşündüklerinin kabul görmediği uyarısı olabilir.

Nihayet Patriotların gelişi gibi gidişi de siyasi ve stratejik bir karar olarak anlaşılmalıdır.

Hava ve Füze Savunma Sistemleri ve Türkiye

Türkiye’de bu konuda milli kapasite olarak kısa menzilli klasik uçaksavar ve Stinger füzelerine, orta menzilli olarak Hawk hava savunma sistemlerine sahiptir. Türkiye uzun menzilli füze ve savunma sistemleri için NATO kapasitesine ihtiyaç duymaktadır. Körfez Savaşı’nda da şimdiki Suriye Krizinde de Patriot sistemleri bunun için NATO’dan talep edilmişti. Bugün komşu ülkeler Rusya, İran ve Suriye’nin elindeki uzun menzilli füzelerin kabiliyetleri Patriotlardan bile üstün durumdadır.

Türkiye son zamanlarda Milli Savunma Sanayiinde attığı dev adımların devamı olarak uzun menzilli milli hava savunma ve füze sistemlerini envanterine katmak için yoğun bir çaba ve arayış içindedir. Bu sistemler için NATO ülkeleri, Rusya ve Çin ile görüşmelerini aralıksız sürdürüyor. Teknoloji transferine de imkân sağlayan en ekonomik ve fizibıl projeyi satın almak için uğraşıyor. Uzun menzilli füze sistemleri konusunda Türkiye’nim NATO dışındaki arayışları müttefiklerin(!) büyük eleştiri ve tepiklerine yol açıyor. Türkiye üzerindeki baskıların en önemli argümanlarından biri tam da bu konudur.

Bu günkü bölge konjonktüründe Türkiye’den Patriot sistemlerinin çekilmesi kararı elbette Türkiye için stratejik bir açık yaratmaktadır. Ancak Türkiye halen bir NATO ülkesidir ve NATO’nun 2. en büyük ordusuna sahiptir. Dünyanın da 6. büyük ordusu. Yani Türkiye herhangi bir ülke değildir. Güvenlik açıklarını tolere edecek stratejik potansiyeli vardır.

Sonuç: Türkiye Uzun Menzilli Milli Hava ve Füze Savunma Sistemini Bir An Önce Kurmalıdır

Kıbrıs Barış Harekatı’nda silah kapasitemiz ve müttefik(!) ülkelerin tutumları, ambargoları bizim için nasıl öğretici oldu ise bugün de uzun menzilli hava savunma ve füze sistemleri konusunda bir tecrübe daha ortaya koymuştur. “Kötü dost insanı mal sahibi yapar” misali biz de süratle modern bilgisayar teknolojisi, uzay ve uydu sistemleriyle uyum sağlayan milli füze sistemlerimizi kurmalıyız.

Müttefikleriyle inanç ve güven bunalımı yaşayan, NATO’yu ve stratejilerini sorgulayan Türkiye iç istikrarı, bölge vizyonu ve küresel rolü için milli savunma sanayi ve teknoloji kapasitesini gerçek dostlarını sevindirecek, düşmanlarını caydıracak bir kapasite ve kabiliyete ulaştırmalıdır.

Zamanın ruhu ve gelecek misyonu Türkiye’yi büyük mücadele ve sorumluluklara davet ediyor. Türkiye’nin hedef ve politikalarının bu günkü müttefikleri(!) ile uyuşmadığı her olayda açıkça görülmektedir. Harp teorisyeni Clausewitz’in dediği gibi: “İttifak, ülkeler arasındaki mücadelenin değişik bir vasatta devamıdır…”, “Savaş siyasetin başka yollardan devamıdır.” Ayrıca; “İster isen sulh-u salâh hazır ol cenge” dendiği gibi barış, güvenlik, huzur ve refah istiyorsak savaşa bütün boyutlarıyla hazır olmalıyız vesselam…

19.10.2015
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi