PDY’nin Darbe Yapma Hakkı mı Var?
36
Dr. Murat YILMAZ

Demokratik meşruiyetini kaybetmiş bir iktidarın PDY’na muhtaç olacağını, PKK’nın önce Suriye, sonra Türkiye’deki özyönetimlerine itiraz edemeyeceğini, itiraz etse de gücünün yetmeyeceğini varsayıyorlar. Bu senaryoyu yazanlar, Türkiye’nin Suriye’de ABD ve Rusya ile anlaşamamasından AK Parti içindeki muhtemel anlaşmazlıklara, ordudaki hizipleşmelere kadar bu senaryoyu destekleyecek kendilerince zengin bir argüman ve okuma yapmış durumdalar. O yüzden bu senaryoyu yazanları, bunun aksine ikna etmek ve meşruiyete çağırmak fayda etmeyecek gibi görünüyor.

Paralel Devlet Yapılanması olarak bilinen grubu temsil eden bazı isimler Mart’ta cemreler açacağını, kışlada defnelerin uyanacağını söyleyerek Gezi ve 17/25 Aralık’ta deviremedikleri siyasi iktidarı, Mart’ta devireceklerini; yani, bir tür darbe olacağını ima ediyorlar. İlginçtir bu tehditler ve hazırlıklar karşısında seslerini çıkarmayanlar, bu tehditleri savuran yapıya karşı mahkemelerin yürüttüğü her operasyona hukuk“ adına rezerv koyuyor, muhalefet ediyorlar. Bu kesimin “hukuk” algısı fevkalade siyasallaşmış ve araçsallaşmış durumda.

PDY ve onun etrafında toplanıp AK Parti’ye karşı gayrimeşru yollarla muhalefeti veya darbeyi meşru görenler, adeta devletin ve AK Parti’nin kurbanlık koyun gibi akıbetini beklemesini ve bu yapılara karşı koymamasını istiyorlar. Bir tür şiddet kullanma, sokak hareketleriyle siyasi sonuçlar alma,  istemedikleri iktidarları devirecek “darbe yapma hakkı”na sahip olduklarının kabul edilmesini ister gibiler Darbe teşebbüslerinden sonra “kimse kızmasın kendimi anlatıyorum” türünden itiraflarla yetinilmesini, olsa olsa geçmişte bu yapıların da bazı hataları oldu, tamam masum değiller ama özeleştirilerini yapmaları yeterlidir diye özetlenebilecek bir meşrulaştırmayla karşı karşıyayız.

PDY ve Hukuk

Hukuk konusunda çok hassas olduklarını iddia eden bu çevrelerin şiddet kullanımı, sokak hareketleri ve darbe teşebbüslerini unutalım yaklaşımı en azından hukuken savunulabilir değildir. Hukuken yapılması gereken, bu tür teşebbüslerin, yine hukuka uygun bir şekilde soruşturulması ve kovuşturulmasıdır. Ancak burada da büyük bir zorluk var çünkü PDY’nın ana üsleri yargı erki, polis, asker ve istihbarat birimleri… Sağlıklı bir hukuki soruşturma ve kovuşturma için, yargı ve güvenlik sektörünün bu yapıdan arındırılması şart.

Gerçekten derdi hukuk ve demokrasi olanların en azından meselenin bu boyutunu görerek Türkiye nüfusunun %1’ine ulaşamayan bir grubun, yargıda ve güvenlik sektöründe neden %50 düzeyine ulaşabildiğini sorması gerekmez mi? PDY’nin bu yüzdeye nasıl ulaşıldığının ve hangi amaçla bu sektörlere bir yığınak yapıldığının hukuki, siyasi ve idari olarak soruşturulmasını talep etmeleri icap etmez mi? Bu soruları sormayan ve sadece PDY’nın soruşturulmasını engellemeye yönelen çabaların hukuken, ahlaken, siyaseten toplumu ikna edemeyeceği ortada…

Yargıda ve Poliste PDY Yığınağı

12 Eylül 2010 referandumundan sonra yapılan seçimlerle ortaya çıkan HSYK’dan sonra AK Parti, 17/ 25 Aralık’tan sonra muhalefet PDY’nın yargı ve güvenlik sektöründeki yığınağının demokratik hukuk devletine vereceği zararı, rakibine vereceği zarara tercih ederek görmezden geldi. İktidarın ve muhalefetin bu tercihlerinin toplamı, demokratik hukuk devletinin zarar görmesine yol açtı. Hala bu problemin görmezden gelinmesi ve bu problemi görmeden bir hukuk eleştirisinin yapılması ciddiye alınamaz. PDY ile mücadelede hukuki bir takım problemler, hatalar ve eksiklikler varsa, bunlar PDY’nin hukuken tasfiye edilmesi zaruretiyle beraber ele alınarak siyasi bir uzlaşmayla çözülmelidir.

Yargı ve güvenlik sektöründe darbe yapmak veya siyaseti düzenlemek amacıyla hazırlanan PDYnin yığınağı tasfiye edilmeden Mart’ta darbe çiçeğinin açması belki mümkündür ama darbe çiçeği açınca, demokratik hukuk devleti fidanının tamamen kuruyacağı kesindir. Bu yüzden darbeye teşebbüs etmiş ve Mart’ta yeniden darbe yapmayı planladığını ilan eden bir yapının, soruşturma ve kovuşturmadan azade tutulmasını beklemek gerçekçi değildir. Mart’ta, Haziran‘da, Eylül’de veya Ekim’de hiç kimsenin darbe yapmaya ve seçimle gelmiş hükümeti devirmeye hakkı olmadığında anlaşmadıkça, artık “hukuk”u araçsallaştıranların toplumu ikna etmesi zordur.

PDY ve PKK’nın Amacı Darbe Yaptırmak mı?

Türkiye’de son iki yılda bir yerel seçim, bir Cumhurbaşkanlığı seçimi ve iki genel seçim yapıldı. Seçmenler iki yıl içinde dört defa sandığa gittiler. Böyle bir ülkede darbe yapmayı, ayaklanmayı ve sokak şiddetiyle sonuç almayı düşünen grupların var olması şaşırtıcı ve inanılmaz.  Ancak ne yazık ki, bu böyle: Yani, Türkiye’de seçim yerine silah kullanarak siyasi sonuç almaya çalışan ve seçmen iradesini yok sayan bir takım hareketler, örgütler, yapılar ve cunta teşebbüsleri var. Türkiye’nin tarihi, Orta Doğu’nun konjonktürü ve bazı küresel aktörlerin performansları, maalesef bu tür tehditleri gülerek geçeceğimiz zırvalar olmanın ötesinde ciddiye almamız gerektiğini gösteriyor.

Türkiye soğuk savaş döneminde içeride asker-sivil bürokrasinin vesayeti, dışarıda ise ABD eksenindeki güçlerin vesayeti altındaydı. İçerideki ve dışarıdaki vesayet odaklarının birbirleriyle yakın ilişkileri ve seçilmiş siyasi iktidarı kontrol noktasında mutabakat halinde olduğu ise sır değildi. Soğuk savaşın bitmesiyle Türkiye, içeride ve dışarıda vesayetten kurtulacak, içeride demokratikleşme, dışarıda milli menfaatler ekseninde göreli bağımsızlığını arttıracak hamleler gerçekleştirdi. Özal’la başlayan bu hamleler ancak AK Parti iktidarında sonuç vermeye başladı. Bu sonucun içerideki ve dışarıdaki vesayet odakları tarafından rahatlıkla kabul edildiği söylenemez. Bu reaksiyon hala devam ediyor.

PKK Nevruz’da Ayaklanacakmış

Paralel Devlet Yapılanmasının sözcülerinin cemreler düşünce Mart’ta çok güzel şeylerin olacağı ve kendilerine düşman olarak gördükleri seçilmiş Cumhurbaşkanı ve seçilmiş hükümetin de düşeceği iddiaları ile birlikte PKK da PDY’ya benzer bir şekilde Nevruz’daki ayaklanmayla beraber silahlı özyönetim adı altında, PKK’nın egemenlik ilanına izin vermeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Davutoğlu hükümetinin düşeceğini iddia ediyor.

PDY ve PKK’nın aynı anda benzer iddiaları dile getirmelerini bir yana kaydetmek lazım. Buna başka bazı grupları da eklemek mümkün. Aslında PDY de PKK da kendi başlarına seçilmiş Cumhurbaşkanını ve hükümeti deviremeyeceklerinin farkındalar. O yüzden Erdoğan ve hükümet karşıtı bir cephe oluşturarak, Türkiye’nin demokratik olarak yönetilemeyeceği bir şiddet ve kaos kampanyası hazırlıyorlar. Şiddet ve kaos kampanyası ile Cumhurbaşkanı ve hükümetin yönetemeyeceği ve demokratik olarak çözüm bulunamayacak bir kriz oluşturulursa, iktidarın hata yapacağını düşünüyorlar. Böylece iktidarı devirebilecek bir dış savaş veya iç savaş veyahut da bütün bunları engellemek üzere bir darbe olmasını bekliyor ve arzuluyorlar. Dış savaş ve iç savaş ihtimalleri de “darbe mekaniği”ni işletmek üzere, orduyu ikna edecek birer tehdit olarak kullanılıyor. Bu durumun kendilerinin üzerlerindeki baskıyı azaltacak yeni bir siyasi denklem oluşturabileceğini değerlendiriyorlar.

Amaç: Darbe Mekaniği

Demokratik meşruiyetini kaybetmiş bir iktidarın PDY’na muhtaç olacağını, PKK’nın önce Suriye, sonra Türkiye’deki özyönetimlerine itiraz edemeyeceğini, itiraz etse de gücünün yetmeyeceğini varsayıyorlar. Bu senaryoyu yazanlar, Türkiye’nin Suriye’de ABD ve Rusya ile anlaşamamasından AK Parti içindeki muhtemel anlaşmazlıklara, ordudaki hizipleşmelere kadar bu senaryoyu destekleyecek kendilerince zengin bir argüman ve okuma yapmış durumdalar. O yüzden bu senaryoyu yazanları, bunun aksine ikna etmek ve meşruiyete çağırmak fayda etmeyecek gibi görünüyor.

Demokratik siyasi otoritenin ve Türkiye’nin PDY ve PKK’nın aynı anda dile getirdikleri şiddet ve kaos kampanyasıyla darbe mekaniğini harekete geçirme kampanyasını, demokratik hukuk devletinin sınırları içinde ağır bir şekilde mağlup edilmesi dışında bir seçeneği mevcut görünmüyor.

Dr. Murat YILMAZ

SDE İç Politika ve Demokratikleşme Programı Koordinatörü

04.04.2016
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi