Silah Ticaretinde Küresel Denetim
43
Ömer Ersoy*

2006 yılından beri BM’nin gündeminde olan Uluslararası Silah Ticareti Anlaşması, Mart ayında girdiği iki haftalık geniş katılımlı müzakere sürecinden başarıyla çıkamamıştır. New York’taki BM Merkezinde iki hafta boyunca devam eden ve 100’ün üzerinde ülkenin katıldığı konferans, silah üreticisi ülkelerle, bu silahlardan en fazla zarar gören ülkelerin yoğun münakaşa ve çekişmelerine sahne olmuştur. Bu sürecin sonunda taslak metne bir hayli değişiklik yansısa da ortak mutabakat için bu yeterli olmamıştır. 

Toplantı esnasında Gana temsilcisi tarafından okunan ve 103 ülkenin desteklediği beyanat, metnin yeterliliği konusunda, özellikle uluslararası silah ticaretinden olumsuz etkilenen Afrika ve Latin Amerika’nın ciddi endişeleri ve tereddütleri olduğunu ortaya koymuştur. Ancak taslak anlaşmaya asıl darbe, İran, Kuzey Kore ve Suriye’den gelmiştir. Bu üç ülkenin temsilcileri, toplantının son günü yapılan oylamada ret oyu vererek, konferansın başarısızlıkla sonuçlanmasına müsaade etmiştir

Taslak metnin aleyhinde söz alan İran, hali hazırdaki anlaşma taslağının politize olmaya ve ayrımcılığa müsait olduğunu, çatışmaları körükleyenlere silah transferini engelleme konusunda herhangi bir tedbir öngörmediğini savunmuştur. Burada kastettiği şüphesiz Suriye’deki silahlı muhalif gruplardır. Ancak, İran’ın Irak üzerinden Suriye’deki Esed rejimini silahlandırma faaliyetlerine devam etmesi, İran’ın bu noktada prensiplere değil politik kazanımlara odaklandığını göstermektedir. Kendi halkına sivil ve savaşan taraf ayrımı yapmaksızın bomba yağdırmaya ve her türlü konvansiyonel hatta iddialara göre kimyasal silah kullanmaya devam eden bir hükümetin desteklenmesi BM Şartı’nı ve evrensel insan haklarını hiçe saymak demektir.

BM Silah Ticareti Anlaşmasının sadece Suriye konusuyla sınırlandırılması ise elbette ki mümkün değildir. Henüz uluslararası kural ve düzenlemelere gerektiği ölçüde bağlı olmayan ve yıllık ekonomik büyüklüğü 80 milyar Dolara yaklaşan küresel silah ticareti, bilinçli olarak bugüne kadar ‘gri alanda’ bırakılmıştır. Bu sayede bazı ülkeler kendilerine siyasi ve ekonomik çıkar devşirirken, özellikle gelişmekte olan ülkeler, kendi topraklarında daha fazla istikrarsızlık, yaygın şiddet ve bol miktarda çatışmaya duçar olmaktadır.

Devletlerarası siyasi ve ticari ilişkinin mühim konularından birisi olan silah ticareti,  ayrılıkçı gruplara, teröristlere ve insan hakları sicili bozuk hükümetlere, karşı tarafı ya da halkın genelini baskı altında tutmak için gerekli ateş gücünü ve kaba kuvveti fazlasıyla sağlamaktadır. Bunun için, Kongo, Liberya, Sierra Leone, Somali, Sudan, Uganda, Orta Afrika Cumhuriyeti, Burundi, Afganistan, Nepal ve Haiti’ye bakmamız yeterlidir.

Silah Ticareti Anlaşmasının asıl amacı, konvansiyonel silahların uluslararası satışı ve transferinde tüm ülkeleri bağlayıcı standartları belirleyerek bu kanayan yaraya mümkün mertebe merhem olabilmektir. Böyle bir anlaşma hazırlığını 2006 yılında ilk defa dünya gündemine taşıyan BM Genel Kurul oylamasında ABD’nin ret oyu vermesi, Çin, Rusya, İsrail ve Mısır’ın çekimser kalması, bu idealin hayata geçirilmesinde ciddi zorlukların olacağını zaten haber vermekteydi.

Geçen yılki müzakere sürecinde ise taslak metne itiraz edenlerin başında ABD, Rusya, Kuzey Kore, Küba ve Venezüella gelmiştir. İhtilafların aşılamamasının arkasında yatan en büyük sebep, ABD, Rusya,Çin, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi küresel düzeyde silah ticaretini elinde bulunduran ülkelerin böyle bir düzenlemeye karşı sergiledikleri olumsuz tavırdı. Bu ülkeler, silah ticareti alanında kendilerini bağlayacak bir üst normun devreye girmesini arzu etmemekteydi. ABD açısından bakıldığında, ülkenin en güçlü baskı gruplarından olan silah lobisinin ABD Kongresi aracılığıyla gösterdiği olumsuz tavır ABD yönetimini bu süreçte daha temkinli bir pozisyona itmiştir.

ABD ile birçok konuda farklı düşünen Çin, bu konuda ABD ile aynı safta yer almıştır. Küçük ve hafif silahların anlaşma dışında tutulması, Çin’in ısrarla üzerinde durduğu konuların başında gelmektedir. Mühimmatın anlaşma kapsamına girip girmeyeceği meselesi ABD, Hindistan ve Çin gibi birkaç ülke için kâbusa dönüşmüştür. İnsan haklarını ihlal eden gruplara ya da hükümetlere silah satışını yasaklama fikri ise, Hindistan, Çin, Rusya, İran ve Mısır’dan köstek görmüştür.

Bir önceki müzakere sürecinde en fazla gürültüyü koparan bu ülkeler hali hazırdaki taslak metne büyük ölçüde nüfuz ettiğini görmekteyiz. Örneğin, taslak anlaşmanın kapsamı, küçük bir kelime oyunuyla daraltılmıştır. Son halinde, el bombası, bazı tip helikopterler ve insansız hava araçları kapsam dışında tutulmuştur. Ayrıca anlaşma, savunma işbirliği anlaşmalarını, silah ticaretinden doğan borç ve kiralama usullerini bünyesine dâhil etmemiştir.

Diğer taraftan mühimmat satışının kontrolü, ABD’nin itirazları nedeniyle, anlaşma metnine Afrika ve Latin Amerika ülkelerinin istediği ölçüde yansımamıştır. Çin, kendisine yakın gördüğü ülkeler için uyguladığı hibe yollu silah satışına dokunulmaması yönünde itirazlarını sürdürmüştür. Bunun yanında, bazı kısmi olumlu gelişmelere de yaşanmıştır. Örneğin, silahların kaçağa kaymasının önlenmesine dair bir düzenleme ilave edilmiş ve silah ticaretinin hükümetlerce ulusal düzeyde izlenmesi öngörülmüştür. 

Uluslararası silah ticaretinin kontrol altına alınması düşüncesiyle başlayan bu çalışma, orta yol bulma çabaları, süren pazarlıklar ve metne taşınan ara formüllerle küresel ölçekte reel politiği yansıtır bir seviyeye gelmiştir. Kimilerine göre mevcut tasarı, bir geri adımdır. Ancak büyük silah üreticisi ülkelerin anlaşma içine çekilebilmesi için taslak metnin daha esnek bir görünüme kavuşması gereklidir. Şu anki haliyle BM Silah Ticareti Anlaşması, en azından silah ticaretinde yaşanan suiistimaller konusuna dikkat çekecek ve bunların önlenmesi konusunda bazı tedbirlerin alınmasını ülkelerden bekleyecektir.

Son taslak anlaşma üzerinde şu an için mutabakat sağlanamadıysa da bundan sonraki süreçte büyük ihtimalle kısa süre içinde BM Genel Kurul gündemine gelecektir. Buradaki oylamada çoğunluğun evet demesiyle anlaşma artık onay sürecine girmiş olacaktır. Ancak, ABD bu haliyle anlaşmayı imzalayacağı mesajını verse de, silah üreticisi diğer ülkelerin anlaşmanın mevcut haline bile onay vermemesi ihtimali ortadan kalkmış değildir. Bu gerçekleşirse, pratikte anlaşma hükümlerinin küresel ölçekte işletilmesi oldukça zor görünmektedir.

* Araştırmacı
 

 

02.04.2013
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi