Türkiye’nin FATF Sınavı
44
Ömer Ersoy*

 1989 yılında Paris’te düzenlenen G-7 zirvesinde kurulan FATF (Mali Eylem Görev Gücü) ulusal ve uluslararası seviyede suç gelirlerinin aklanmasıyla mücadele etmekle görevlidir. FATF, sahip olduğu etkili izleme mekanizması sayesinde, karaparayla mücadelede ülkelerin bu alanda belirli standartlara ulaşmasını teşvik etmektedir.


11 Eylül 2001’de ABD’ye karşı düzenlenen terör saldırısının ardından, suçtan elde edilen karaparanın yanında FATF’ın görev alanına yeni bir kavram daha eklenmiştir. Özellikle ABD, İngiltere ve Fransa gibi Batılı ülkelerin ağırlığını hissettirdiği FATF, bu tarihten sonraki mesaisinin büyük bir bölümünü terörizmin finansmanıyla mücadeleye ayırmıştır. Bu durumun, Batılı ülkelerin güvenlik alanındaki dış politik hedefleriyle de oldukça uyumlu olduğunu belirtmek gerekir.


FATF’ın terörizmin finansmanı konusunda attığı ilk somut adım, karaparayla mücadelede daha önce var olan 40 tavsiye kararına ilave olarak 2001 yılında sadece terörizmin finansmanıyla mücadele amaçlı 8 özel tavsiye kararı almasıdır. Daha sonra bu tavsiye kararlarını revize etmiş ancak içlerindeki muhteviyatı, ülke incelemelerinde performans değerlendirmesini de dâhil edecek şekilde güçlendirmiştir. Kısacası FATF, sadece tavsiye kararlarına göre çıkarılan kanun ve tüzük ve yönetmeliklere bakmak yerine incelediği ülkede bunların ne oranda hayata geçirildiğini görmek istemektedir.


Nisan 2009’da düzenlenen G-20’nin Liderler Zirvesi’nde terörün finansmanı ile mücadele konusunda riskli olan ülkelerin tespit edilerek bunlarla ilgili gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmiştir. Bu karara istinaden harekete geçen FATF Genel Kurulu, Şubat 2010’da ‘karapara aklama ve terörün finansmanıyla mücadelede zaafları olan ülkeler’ başlığı altında, daha çok terörün finansmanı konusuna odaklandığı bir listeyi kamuoyuna duyurmuştur.


Bu listeye giren ülkeler arasında Türkiye de bulunmaktadır. FATF tarafından Türkiye ile ilgili yapılan değerlendirmede, karapara aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda Türkiye’nin gelişme gösterdiği ancak terörizmin finansmanıyla ilgili tavsiye kararlarından ikisini eksik bıraktığı vurgulanmıştır.


Bunlar, terörizmin finansmanının kapsayıcı bir şekilde suç haline getirilmesi (terörün finansmanıyla ilgili 2 nolu tavsiye kararı) ve teröristlerin mal varlıklarının tespiti ve dondurulması için var olan yasal çerçevenin etkili bir şekilde uygulanması (terörün finansmanıyla ilgili 3 nolu tavsiye kararı) konusundadır.
Bu noktada ağırlıklı olarak BM Güvenlik Konseyi’nin, Taliban ve El-Kaide bağlantılı kişi ve şirketlerin mal varlıklarının dondurulmasına yönelik 1267 sayılı ve bağlantılı kararlarının daha etkili ve hızlı bir şekilde uygulanmasını öngören 3 nolu tavsiye kararı üzerinde durulmuştur.


FATF’ın ülkelerce dikkate alınmamasını engelleyen nedenlerin başında, FATF Genel Kurulu’nda kabul edilen kararların dünya kamuoyuyla paylaşılabilmesi ve riskli kabul edilen ülkelere yönelik çeşitli yaptırımların uygulanabilmesidir.


Örneğin, ülkelerin karaparayla mücadelede ciddi eksikliklerinin olduğunun ya da terörün finansmanını engellemek üzere hiçbir gayret göstermediğinin tüm ülkelere ve uluslararası kuruluşlara ilan edilmesi, o ülkenin prestiji ve ticari ilişkileri üzerinde olumsuz etkilere sebep olacağı açıktır.


Bir ülke kara listede bulunması halinde FATF’ın bazı yaptırımlarına muhatap olmaktadır. Bunlar, finansal kuruluşların bu listedeki ülkelere ait şirketler ve finansal kuruluşlarla yapacakları iş bağlantıları ve ilişkilerinde daha dikkatli olmaları yönünde uyarılması ya da bu tür ülkelerde şubeleri veya hisse çoğunluğuna sahip oldukları iştirakleri olan finansal kuruluşların dikkatinin çekilmesidir.


Bunun yetersiz kaldığı durumlarda, bu ülkelerdeki bankaların ya da şirketlerin diğer FATF ülkelerinde şube açmasının riskli olduğu ya da bu ülkelerle yapılacak ticari ilişkilerde karapara aklama ihtimalinin var olduğu yönünde uyarılar tekrarlanmaktadır. Bugün kara listenin başında bulunan İran ve Kuzey Kore, tüm bu yaptırımlara muhatap olmaktadır.


Zaman içerisinde Türkiye’nin içinde bulunduğu listenin rengi de giderek koyulaşmış ve sonunda FATF Genel Kurulu, Ekim 2012’de, Türkiye’nin 22 Şubat 2013 tarihine kadar bu eksiklikleri gidermemesi halinde FATF üyeliğinin geçici olarak askıya alınacağını karar vermiştir. Bu karar hayata geçtiği takdirde, finans ve ekonomisini dünyayla tam bir entegrasyon içerisinde yürüten Türkiye’nin yabancı yatırımcılar ve kredi derecelendirme kuruluşları açısından güvenilirliğinin sorgulanması kaçınılmaz olacaktı.


Türkiye, uzun süren müzakerelerin ardından 22 Şubat’ın öncesinde Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Hakkındaki Kanunu onaylamıştır. FATF’ın tavsiyelerini dikkate alan yeni yasayla, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin terörizmin finansmanıyla ilgili verdiği kararların daha etkin ve hızlı uygulanmasına imkân veren düzenlemeler yasal zemine kavuşmuştur.


Ayrıca, yeni bir uygulama olarak mal varlığının dondurulması kararını Bakanlar Kurulu’na teklif etmek üzere bir ‘Malvarlığının Dondurulmasını Değerlendirme Komisyonu’ kurulmaktadır. Bu Komisyonu’nun vereceği kararların hayata geçebilmesi ise Bakanlar Kurulu’nun takdirine bırakılmıştır. Yabancı devletlerin bu konudaki taleplerinin ise ne şekilde ve hangi şartlar altında karşılanacağı yine yasada hüküm altına alınan diğer önemli bir konudur.


Dolayısıyla FATF, bu gelişme karşısında Türkiye’nin üyeliği askıya alma tehdidini şimdilik geri çekmiş gözükmektedir. Ancak kanunun uygulanması konusunda kaydedilecek gelişmeleri yakında izleyeceğini tahmin etmek zor değildir.

*Araştırmacı

26.02.2013
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi