Yeni Türkiye’ye Yeni MİT
43
Gelişen, değişen Yeni Türkiye için, gelişen, değişen, yeni MİT zaruridir. Son 10 yılda ‘sessiz devrim’ yaşayan, temel paradigmaları değişen Türkiye’nin MİT’i de değişmeli ve Yeni Türkiye vizyonuna göre yeniden yapılandırılmalıdır. 2023 ve 2071 vizyonları için, bölgesel güç ve küresel aktör rolü için MİT güçlendirilmelidir...Sizlere SDE Stratejik Planlama Kurulu Başkanı Aydın BOLAT'ın SD Dergi için kaleme aldığı 'Yeni Türkiye’ye Yeni MİT' başlıklı makalesini sunuyoruz.

Türkiye’de sistemli ve kurumlaşmış nitelikte istihbarat örgütü kurma girişimleri Osmanlı Devleti’nin son yıllarında başlamıştır. Bunlardan ilki Sultan II. Abdülhamit Han’ın Yıldız Sarayı bünyesinde oluşturduğu Yıldız Teşkilatı’dır. Daha sonra, Siyasi birliğin korunması, ayrılıkçı hareketlerin önlenmesi ve özellikle yabancı devletlerin Ortadoğu üzerinde odaklaşan örtülü faaliyetlerinin izlenmesi için istihbarat çalışmalarının bir merkezden organize yürütülmesi ihtiyatıyla, 17 Kasım 1913 tarihinde İttihat Terakki döneminde Enver Paşa tarafından Teşkilat-ı Mahsusa adlı bir istihbarat teşkilatı kurulmuştur. I. Dünya Savaşı sırasında önemli görevler ifa eden örgüt savaşın bitiminde imzalanan Mondros Mütarekesi’yle (1918) dağıtılınca, bu gelişmeyi izleyen Milli Mücadele döneminde de pek çok istihbarat teşkilatı kurulmuştur. 1918 sonlarında kurulan Karakol Cemiyeti’nin 1920’de dağılması üzerine Zabitan, Yavuz, Hamza Grubu ve Felah Grubu gibi değişik istihbarat grupları Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Daha sonra 18 Temmuz 1920’de Genel Kurmay Başkanlığı tarafından Askeri Polis Teşkilatı (A.P.) kurulmuştur. 1921-1922 yılları arasında yine Genel Kurmay Başkanlığınca kurulan Tedkik Heyeti Amirlikleri’nden sonra Fevzi Çakmak’ın direktifiyle istihbarat grupları Müsellâh Müdâfaa-i Milliye (M.M.) adıyla birleştirilmiş ve resmileştirilmiştir (3 Mayıs 1921). Bu teşkilatın faaliyetleri de 1923’te İstanbul’un kurtuluşundan sonra son bulmuştur. 1926 tarihine kadar haber alma çalışmaları Ordu Müfettişlikleri İstihbarat Şubeleri tarafından yürütülmüştür. T.C.’nin çağdaş ilk istihbarat kuruluşu olan Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti (M.E.H/MAH) 6 Ocak 1927 tarihi itibariyle şeklen İçişleri Bakanlığına bağlı olarak kurulmuştur.

MAH, duyulan ihtiyaçlara bağlı olarak zaman zaman içerisinde birkaç kez yapısal revizyon geçirmiş ve 1965 yılına kadar Türkiye’nin istihbarat çalışmalarını yürütmüştür.

Devletin Milli Güvenlik politikasının hazırlanmasıyla ilgili her konuda istihbaratın tek elde toplanması amacıyla, 25 Temmuz 1965 tarihinde TBMM tarafından 644 sayılı kanunla kuruluşun adı Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) olarak değiştirilmiştir. Kanun MİT’in bir müsteşar tarafından yürütülmesi ve Müsteşar’ın Başbakan’a sorumlu olmasını öngörmüştür. 19 yıl sonra 12 Eylül darbe yönetimi tarafından 2937 sayılı “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu” çıkarılarak 1 Ocak 1984 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

30 yıldır halen bu kanun ve gizli yönetmeliklerle yürütülen istihbarat faaliyetleri 2005-2006 yıllarına kadar TSK’nın gölgesinde kalmıştır. MİT Müsteşarlarının ve mensuplarının çoğunun Özal dönemine kadar asker kökenli olması, 1992’ye kadar bütün MİT müsteşarlarının general olması kurumun TSK’nın bir birimi gibi yönetildiğini gösteriyor. 1992’de ilk sivil müsteşar olan Sönmez KÖKSAL ve 2005’e kadar sonrakiler kurumun militarist yapısını değiştiremedi. Eski Türkiye’nin derin devlet statükosu içinde NATO ve CIA gibi dış etkilere açık olan teşkilat; darbelere destek olan, sadece kendi halkına karşı operasyonlara girişen, onları fişleyen ve hor görerek “iç düşman” konseptiyle ezen bir yapıdaydı. Meşru hükümete karşı darbe planları içinde yer alan MİT 12 Mart ve 12 Eylül’de Başbakan’a ve hükümete bilgi vermedi hatta Başbakan’ın istifasını bile istemişti. Rahmetli Başbakanlar Menderes ve Ecevit bu kurumla birlikte özel harp dairesinin maaşlarının ABD’den ödendiğini anladıklarında şaşkına dönmüşlerdi. 2005 yılına kadar geçen uzunca bir dönem içinde, 1944’e kadar İngiltere, ondan sonra da ABD istihbarat örgütleri ve diğer Batılı devletler (Fransa, Almanya, İsrail) gizli servislerine bağımlı kalan MİT; içe dönük, reaktif çalışmalarıyla soğuk savaş döneminin tehdit algıları ve düşman tanımlarıyla, İKK (İstihbarata Karşı Koyma) konusunda yetersizliği ile yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. Bu dönemlerde, komünizmi ve irticayı önlemek, casusluk eylemlerini ortaya çıkarmakla görevlendirilen MİT, dışarıdan gelen istihbaratı çoğu kez irdelemeden olduğu gibi kabullenmiş, esas misyonunu bir türlü gerçekleştirememiştir.

MİT’in Bugünkü Durumu (2005-2014)

MİT, 2005’e kadar yerleşik statüko tarafından Derin Devletin ve dış istihbarat servislerinin yaptıkları operasyonlara karşı susturulmuş ve fonksiyonsuz bırakılmıştır. Özellikle 90’lı yıllardan itibaren yaşanan derin siyasi, ekonomik operasyonlar, toplumsal provokasyonlar, faili meçhul suikastlar bu tablonun resmiydi. 2005 yılında MİT Müsteşarlığına Emre Taner’in gelmesi kurum ve hükümet adına çok önemli bir adım oldu. Emre Taner’in hükümetle kurduğu sağlıklı iletişim, halkın seçtiği iktidar nezdinde kazanılması gereken güven ortamını sağlamış ve MİT’e yepyeni bir hava getirmiştir. 2006 Mayıs ortalarında çökertilen derin yapı, Yeni Türkiye’nin inşası ve demokratik değişim süreci için bir milat olmuştur. 2002’de iktidara gelen AK Parti çok badireler atlatmış, darbe teşebbüslerine ve baskılarına maruz kalmıştır. 2007’de askerin muhtırasına ve parti kapatma davasına direnirken de, 2009’da başlayan Ergenekon operasyonlarında da MİT’i hep yanında ve desteğinde bulmuştur.

Derin yapılar tasfiye olurken, ülke darbecilerden, cuntacılardan kurtulurken ve Türkiye yeni dış politika vizyonu ile medeniyet havzasına açılırken başında Emre Taner’in bulunduğu MİT baş aktör durumundaydı. Kısa zamanda içindeki arazlardan kurtulan kurum, Şubat 2007’de 80. kuruluş yıldönümünde Yeni Türkiye’nin uluslararası vizyon ve harekat planını kamuya açıklıyordu. Türkiye’nin sadece içe dönük ve halkıyla uğraşan çizgiden kurtulması, dışa dönük, proaktif, operasyonel, dışlayıcı değil kuşatıcı ve öncü rolde, kendine ve köklerine güvenen iradesinin yansımasıydı bu belge... Şöyle diyordu Taner: “Yaşadığımız bu süreç, aynı zamanda parçası olduğumuz uluslararası sistemin de kuralları, başrol oyuncuları ve figüranlarıyla mevcut olandan çok farklı bir boyutta yeniden doğmaya çalıştığı bir döneme kaynaklık etmektedir. Kendini zamana, çağa hazırlamayan sistemler, değerler ve ulus devletler bu küresel fırtına karşısında tutunamayacaklardır. Güçlü ekonomi, kusursuz bir dış politika, caydırıcı bir askeri yapılanma ve çağa uygun bir istihbarata ihtiyaç vardır.” Emre Taner’in ortaya koyduğu bu hedef, hem 2010 yılına kadar yürüttüğü müsteşarlığı süresince hem de emekliliğinde uzunca bir süre ülkemizde ve İslam Dünyası’nda önemli bir misyonun ifası için fedakârca hizmet etmesini gerektirmiştir. Tarihi önemdeki bu hizmetler onun adını altın harflerle yazdırmıştır. 2010 yılında yerine gelen Hakan Fidan, aynı hizmetleri aynı rotada gençlik dinamizmiyle sürdürmüştür. TİKA Başkanlığı, Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı ve Oslo sürecine Başbakan’ın özel temsilcisi olarak katılması önemli bir referanstır. Müsteşar olunca ‘Çözüm Süreci’ni başlatan İmralı görüşmelerine katılması ve buradaki başarısı Fidan’ı içeride ve dışarıda gündemin odağına yerleştirmiştir.

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın; “Hakan Fidan sırlarımızı İran’a verebilir” demesi ve Atlantik ötesinden “Arabası bir gün havaya uçabilir” yollu tehditlerle anılması “Yeni MİT’in kimleri rahatsız ettiğini anlatıyor. 7 Şubat 2012’de KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağırılması, Oslo sürecindeki rolünün rahatsız ettiği odaklar tarafından kurgulandı. ‘Gezi’ ve bugünkü “17 Aralık Süreci”nin fitili işte orada ateşlendi. Emre Taner döneminde iç sistemlerde güvenirliği artan MİT; Hakan Fidan döneminde içeride ve dışarıda etkinliği giderek artan bir dönem yaşıyor. İşte bu dönemler, değişen Türkiye’de “Yeni MİT”in adım adım inşa edildiği bir sürece tanıklık ediyor.

Yeni MİT Kanunu Neler Getiriyor?

Özel kanununda; “MİT, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne, anayasal düzenine, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan gelecek mevcut ve muhtemel tehditler hakkında bilgi toplamak, önlem almak ve gerekli durumlarda ilgili makamları uyarmakla görevlidir.” denmiştir. Bu gün için MİT yasasının yenilenmesinin gerekçeleri şöyle sıralanabilir: Yeni Türkiye’ye istihbaratta yeni vizyon gerekiyor. 30 yıl öncesinin vesayet süreci, darbe dönemi yasasıyla işler yürümüyor. Değişen iç ve dış dengeler ve şartlar bakımından MİT yasasının güncellenmesi zorunluluk oldu. Yasal boşluklardan yararlanarak MİT’i hedef yapan odaklar var. Bilişim ve iletişim teknolojisi ile internetle ilgili gelişmelere ayak uydurmak; bu alandaki gelişmelerin yabancı istihbarat birimlerinin faaliyetleri ve casusluk için yarattığı tehditlere karşı koyabilmek ihtiyacı çok acil.

Teşkilatın yeni güvenlik ve dış politika ihtiyaçlarını karşılaması, başından beri eksikliği sorgulanan “Dış istihbarat” ile MİT’in operasyonel yetkilerle donatılması ve koruma zırhına alınması yeni bölgesel ve küresel konjonktürde hayati bir ihtiyaç halindedir. Arap Baharı üzerinden Mısır Darbesi, Suriye İç Savaşı, Libya, Lübnan ve Irak’taki gelişmeler MİT için dış istihbarata ilişkin kapsamlı bir ihtiyaç listesi oluşturuyor. İçeride Gezi kalkışması, Reyhanlı, Yüksekova, Cilvegözü ve Gaziantep patlamaları ile son olarak Hatay’da TIR baskınlarında yaşananlar MİT’in operasyonel yetkisi ve koruma gereksinimini apaçık ortaya koymuyor mu?

Peki yeni MİT yasası neler getiriyor? 15 maddelik değişiklik paketinde neler var?

- MİT’in görev alanı netleştiriliyor, ağırlıkla dış istihbarat, savunma, terör ve casusluk alanlarına yöneliyor.

- MİT’in bilişim teknolojilerine dayalı teknik alt yapısı güçlendiriliyor; özellikle iletişim teknolojisi ve internet üzerinden yapılacak ‘siber casusluk’a karşı faaliyetlerin yasal altyapısı oluşturuluyor.

- MİT dünyadaki güçlü istihbarat kurumlarıyla aynı teknik imkânlar ve yasal altyapıya kavuşturularak rekabet yeteneği destekleniyor.

- Gizli yönetmeliklerle yürütülen faaliyetler açık, meşru ve şeffaf olarak yasaya alınıyor.

- Dış güvenlik, terörle mücadele ve milli güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kurulunca verilen her türlü görevi yerine getirmesi sağlanıyor.

- Teknik istihbarat, siber saldırı, siber casusluk girişimlerine karşı ‘siber savunma’ da MİT’in çalışma alanları arasına alınıyor.

- MİT’in siber teknolojisi yabancı ülkelerdeki muadilleriyle eşit düzeye çıkarılıyor ve yasal altyapıya kavuşturuluyor.

- Halen Emniyet ve Jandarma İstihbarat birimlerinin sahip olduğu yasal izin ve imkanlar MİT’e de sağlanıyor.

- İmralı görüşmeleri ve Çözüm Sürecine sigorta yaptırılıyor, hukuki güvenceler getiriliyor. MİT gerekli görürse terör örgütleriyle bile ilişkiye geçebilecek.

- Devlet kurumları ile özel kuruluşların MİT’e bilgi verme zorunluluğu getiriliyor.

- MİT mensuplarını, gizli bilgi ve belgeleri deşifre edenlerin cezalandırılması sağlanıyor.

- Önleyici istihbarat ve İKK’da (İstihbarata Karşı Koyma) yetki ve alan genişletiliyor.

- Savcılar; “MİT, görev gereği yaptılar” derse, MİT mensuplarına karşı soruşturma açamayacak.

- MİT her türlü elektronik dinleme ve izlemeyi yapabilecek.

- MİT hem mevcut elemanlarını, hem de yeni MİT’te göreve başlayacak olanları ‘yalan makinesi’ne bağlayabilecek.

- MİT, yabancılara ilişkin her türlü işlemde ‘talepte’ bulunabilecek.

- MİT’e Savunma Sanayi Fonu’ndan kaynak aktarılacak.

- MİT, devletin güvenliği ile ilgili sınır ötesi görevler de yapabilecek.

Sonuç olarak, MİT, faaliyetleriyle ilgili olarak meşruiyet, şeffaflaşma, çağdaşlaşma, siber güvenlik yetenekleri, iletişim güvenliği, teknik ve yasal referanslar ile dış politikaya uyum ve destek konularında güçlendiriliyor. Gelişen teknoloji siber istihbaratı başat bir konuma taşırken sosyal medya ağlarında algı operasyonları, her türlü propaganda, teknoloji casusluğu, terör eylemleri ve para trafiği ile psikolojik savaş istihbarat çalışmalarına insan faktörüne rağmen yepyeni bir boyut katıyor.

Yeni MİT yasa tasarısı ile ilgili eleştiri ve tartışmalar, özel hayatın gizliliği, muhaberat devleti, Baas rejimi üzerinden yapılıyor. MİT yasasını tam bir felaket olarak görenler; dinleme merkezlerini, her türlü kişisel bilgiye ulaşılabilmesini, banka hesaplarının görülmesini tepkiyle karşılıyorlar. MİT’le ilgili belge yayınlayanlara hapis cezası verilmesini, buna mukabil MİT mensuplarının yaptıkları işlemlerden dolayı hukuken dokunulmazlık zırhına bürünmelerini demokrasi dışı görüyorlar.

Yetkilerle donatılan MİT’in yasal denetimi de özellikle sorgulanan önemli bir unsur. MİT’in Başbakan’ın izniyle sorgulanabilir olmasını yeterli görmeyenlere Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, MİT’in parlamento tarafından denetimi için yasal bir çalışma da yapıldığını açıkladı. “Kontrolsüz güç, güç değildir” sözüyle birlikte, denetlenmeyen kurumların keyfiliğe ve içten çürümeye sürüklenmesini göz ardı etmemek gerekir. Mesela ABD’de CIA Başkanı kongreye usulüne uygun hesap veriyor. Diğer eleştirilere gelince; Dünyadaki önemli ülkelerin güçlü istihbarat örgütlerinin tabi olduğu yasal çerçeveler incelenirse yeni MİT yasası üzerinden Türkiye’ye çok haksızlık yapıldığı görülecektir.

Bu arada yasa tasarısında iki değişiklik gerçekleşti: Bu değişikliklerin ilki, MİT’le ilgili haberlerde ceza tavanının 12 yıldan 9 yıla çekilmesi, ikincisi ise, MİT koordinasyon Kurulu’na Başbakan’ın başkanlık etmesi kuralından geri adım atılması oldu. MİT zaten Başbakan’a bağlıdır, MGK’ya karşı sorumludur ve MGK tarafından veriler görevleri yapar. Yeni düzenlemede ise aynı zamanda Bakanlar Kurulu tarafından verilen görevleri de yapacak. MGK’ya karşı sorumlu olan MİT’ten rahatsız olmayanlar, seçilmiş Başbakan’a karşı sorumlu olmasından rahatsızlar. Bu tipik Erdoğan alerjisi, ancak unutulmamalıdır ki devlet bakidir… Bu tepki yanlış oldu bence...

Dünya’daki Güçlü İstihbarat Örgütleriyle MİT Yasasının Kıyaslanması:

İngiltere, Hollanda, Fransa ve İspanya’da istihbarat örgütünün istemesi halinde bilgi paylaşması zorunlu olan kurumlar arasında, posta, kargo ve telekomünikasyon/internet hizmet sağlayıcıları öne çıkıyor. ABD’de kapsam daha da geniş; ek olarak bankalar ve finans kuruluşlarının da ellerindeki ‘mali ve finansal’ bilgi ve belgeleri vermeleri zorunlu. MİT yasa teklifinde ‘bilgi-belge verme zorunluluğu’na örnek olarak İngiltere, Fransa, İspanya, Hollanda ve ABD yasaları gösterilebilir.

MİT’in personelini mahkeme kararı olmadan dinlemesi, ABD ve Hollanda yasalarında; tek mahkemede yargılama, Rusya, İsrail, İngiltere, Hollanda ve ABD yasalarında açık bir şekilde yer alıyor. Ayrıca, MİT personelini veya gizli belgeleri ifşaya ceza; ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, Kanada ve Romanya’da aynen geçerlidir.

Görüldüğü gibi yeni MİT yasası dünyadan kopuk değildir. Yukarıda adı geçen ülkeler de Baas Rejimiyle yönetilmiyor ve hiç biri de muhaberat devleti olarak eleştirilmiyor. Oralarda da özel hayatlar var ve demokrasi işliyor, o halde bu eleştiriler samimi, meşru ve adil değil. Dünya standartlarında güçlendirilmiş ve onlarla rekabet edecek yapıdaki bir MİT bu milleti ancak gururlandırır, onurlandırır ve kendilerini daha güvenli hissetmelerini sağlar.

Operasyonel Bir MİT’in Yeni Türkiye Hedefleri, Uluslararası Vizyonu, Rekabet Gücü Açısından Olması Gereken Konum Nedir?

Dünya bilgi çağında... Çağın savaşı hızla gelişen teknolojiyle ‘bilgi savaşı’. Bu savaşta aktör ise istihbarat teşkilatıSoğuk Savaş’tan (1990) sonra dünya sisteminde kurulmaya çalışılan denge, eski tip doğrudan saldırılarla değil, örtülü psikolojik operasyonlar ve bilgi/veri/teknoloji/sanayi casusluğu ile kuruluyor. İstihbarat önemli hale geliyor ve kullanabildiği teknoloji ile gücü artıyor. Ülkelerin sahip oldukları topyekûn güç o ülke istihbaratının gücüyle doğru orantılıdır. İstihbaratın güçlü olması ülkenin gözü, kulağı, duyuları ve beyninin kuvvetli olması demektir. ABD’yi süper güç yapan ve dünyanın her noktasında nüfuz sahibi kılan en önemli unsur CIA değil midir? Ortadoğu gibi terör, savaş, kan ve gözyaşının cehenneme çevirdiği bir coğrafyada, İsrail, MOSSAD olmadan düşünülebilir mi? İsrail (Yahudi) Lobisi ABD’de ve Dünya’da MOSSAD’la etkin değil mi? Almanya’nın BND’si, İngiltere’nin M16’sı asırlardır bölgemizde ve küresel ölçekte her yerde cirit atmıyor mu? ‘Gezi’ eylemleri için bile bu istihbarat örgütleri tartışılmadı mı? Bölgemizde istihbarat örgütleri cirit atarken, kendi topraklarımızda MİT TIRlarına operasyon yapılırken, Suriye muhaberatı Reyhanlı’da bombalı eylem yaparken, içeride devlete paralel yapılar oluşurken ve binlerce kişiyi sorumsuzca dinlerken biz hala MİT dış istihbarat yapsın mı, operasyonel yetki kullansın mı diye tartışıyoruz.

Gelişen, değişen Yeni Türkiye için, gelişen, değişen, yeni MİT zaruridir. Son 10 yılda ‘sessiz devrim’ yaşayan, temel paradigmaları değişen Türkiye’nin MİT’i de değişmeli ve Yeni Türkiye vizyonuna göre yeniden yapılandırılmalıdır. 2023 ve 2071 vizyonları için, bölgesel güç ve küresel aktör rolü için MİT güçlendirilmelidir. İstihbarat faaliyetlerinde başarı uluslararası işlerle ölçülür.

MİT, iç meselelerde Emniyet ve Jandarmayı anında bilgilendirecek, dışta ise milli menfaatler ve dünya barışı, huzuru ve güvenliği adına sahadan bilgi alacak, gerektiğinde operasyon yapacak, uluslararasında ağırlığını ve gücünü hissettirecek bir istihbarat teşkilatı olmalıdır. Elbette MİT’in önceliği yurtdışı olmalı. Temel fonksiyonu oluşabilecek tehditleri öngörüp engellemek olan MİT’in, operasyon kabiliyeti ve istihbarata karşı koyma yeteneği olmalıdır.

Türkiye artık kabuğuna çekilen kaplumbağa, höt deyince sinen bir tavşan değildir. İç tehditlerle boğuşuyor olsak da, onlar hem dışarıyla ilgili hem de dış tehditler çok daha yoğun. Büyük ülke olmak demek; büyük ekonomi, güçlü ordu, uzay teknolojisi, sağlam demokrasi ve geniş istihbarat ağı demektir. Doğru dürüst yasası olmayan, gizli yönetmeliklerle çalışan bir istihbarat teşkilatı bu yükleri taşıyamaz. İstihbarat, ehliyete/liyakata/vasfa/niteliğe/bilgiye en çok gereksinim duyulan bir alandır. MİT bu kalitedeki eleman sayısını da süratle arttırmalıdır. “Ekonomik istihbarat” çok hayati bir öneme sahiptir. Ekonominin güvenliği, güvenliğin ekonomisi, ekonomi/sanayi/teknoloji casusluğu/borsa manipülasyonları/finans spekülasyonları ihmal edilemeyecek konulardır. Paranın izini sürebilirseniz her şeyi çözersiniz. Para nerede toplanıyor ve hangi kanallardan nerelere akıyor bilebilirseniz operasyon kolaylaşır.

MİT yasası sadece yetki artırımı olmamalı. Özellikle dış istihbarat, siber istihbarat ve ekonomik istihbaratta istihbarî gelişim ve genişleme getirmelidir.

Siyaset dışı odaklarla iş tutan, kontrol dışı ve yabancı istihbarat örgütlerinin partneri olan değil, tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi parlamentonun, ülke siyasetinin kontrolünde ve hizmetinde olan bir MİT Türkiye’nin ihtiyacıdır.

Yeni Türkiye’de Yeni MİT inşa ediliyor...

11.04.2014
İlgili Haberler
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi