Abuzer PINAR
Tüm YazılarıDaha birkaç ay önce ekonomi haberlerinde ABD-Çin ticaret savaşları ve müzakereleri konuşuluyordu. Ekonomide durgunluk eğilimleri olduğundan petrol fiyatlarının artması beklenmiyordu ve varil başına 60 ABD doları civarında seyrediyordu. Faiz oranları ise 2008 krizi sonrasında büyük ölçüde düşmüştü. Japonya’da faiz uzun süredir sıfıra yakındı. ABD dâhil bir çok gelişmiş ülkede faiz oranları enflasyon bekleyişlerine göre ayarlanıyor ve %2 civarında idi.
Durgunluğun derinleşeceği kaygısıyla birkaç yıl önce gelişmiş ülkelerin merkez bankaları faizi negatif oranlara düşürdü. Danimarka ve İsveç yarım puandan fazla negatif faize geçerken İsviçre 1 puandan fazla bir negatif faiz belirledi. Avrupa ve Japonya Merkez Bankaları da düşük düzeyde de olsa negatif faiz belirlemişlerdi.
Negatif faiz şu demek. Bankalar ellerindeki nakit varlıkları merkez bankasında tuttuklarında bir miktar faiz alırlar. Negatif olması demek, merkez bankasının bu nakit varlıkların bir kısmına el koyması demektir. Yani negatif faiz %1 ise, bir banka 100 doları merkez bankasında tuttuğunda 1 dolar maliyete katlanır. Bu uygulama, ekonomik olarak bankaya “parayı merkez bankasında tutmak yerine kredi ver, kendin değerlendir” demektir. Ekonomide durgunluk eğilimleri yüksekse bu yapılır.
COVID19 Avrupa ülkeleri ve ABD’yi de vurunca, ülkeler ekonomik çöküşe karşı ilk akla gelen silaha sarıldılar: Merkez bankalarının faiz düşürmesi. Bu da yetmedi para basılsın önerileri yağmaya başladı. Fark şudur. Faizi düşürerek kredileri ucuzlatırsınız. Ama insanlar işini kaybederken bu yetmez. Para basıp dağıtalım düşüncesi güç kazandı.
Peki, sorun nedir?
Öncelikle virüs sadece tetikledi. Aynen insanlardaki etki gibi. Bağışıklık sistemi herhangi bir nedenle zaten zayıf olan insanlarda virüs öldürücü olabiliyor. Küresel ekonominin de bağışıklık sistemi zaten zayıftı. Ülke bazında krizler hep yaşanmıştır. Ancak 2008 yılında ABD’de ortaya çıkan kriz bütün ülkeleri etkiledi. Aslında kriz sonrasında dünya ekonomisi hep bıçak sırtı gitti ve bir türlü toparlanamadı. Negatif faiz de bu yüzden gündemde kaldı. Bu durumun fazlasıyla farkında olan ABD yönetimi teke tek dövüşme yolunu seçti ve başta Çin olmak üzere, Avrupalı müttefikleri de dâhil bütün ülkelere baskı yaparak yeni dönemin maliyetini başkalarına ödetmeye kalktı.
Fakat virüs ortaya çıkınca ve küresel boyut kazanınca ABD dâhil her ülke kendi derdine düştü. İtalya ve İspanya trajik günler yaşıyor. Can havliyle AB’yi sorguluyorlar. Birlik mantığı içerisinde yardım alamadıklarını yüksek sesle dile getiriyorlar. ABD her an patlamak üzere. AB’de nispeten bir sosyal devlet var. ABD’de bu da yok. On milyonlarca insanın sağlık sigortası yok. Ne olacağını kestirmek çok zor görünüyor.
Lakin ABD’de de merkez bankası alelacele toplanarak faizi düşürdü ve ardından acil duruma müdahale etmek üzere yardım paketi hazırladı. Çözüm olacak mı bu paketler?
Küresel ekonominin bağışıklık sistemi oldukça zayıf. Adaletsiz bir yapı var. Adaletsizlik denince ilk akla gelen gelir dağılımı bozukluğu ve varsıl-yoksul arasındaki uçurum. Tamam, ama bu bir sonuç. Küresel ekonominin yapısına ciddiyetle eğilmek lazım. Asıl sorun sadece yoksulu değil, bir hayli varsıl kabul edilebilecek olan iş sahiplerinin de sırtından bir asalak gibi geçinen dünya finans sistemi.
Yani ayrımı işçi-işveren bazında yaparsak bir yere varamayız. Bu ayrımda adaleti sağlamak nispeten kolaydır. Zor olanı küresel yapının temel taşı olan finansal yapı ve işçi-işveren dâhil diğer sektörlerle kurduğu ilişkidir. Öyle ki reel sektör diye adlandırdığımız asıl üretken kesim, bazen bu yapıya teslim olarak faiz geliri elde etmek üzere cüzdanını yeniden ayarlama yoluna gider. Çünkü başka çaresi yoktur. Şirketlerin faaliyet dışı gelirleri büyük ölçüde buna işaret eder. Faizlerin çok yüksek olduğu dönemlerde bu daha da belirginleşir. Ülkemizde 1990’lar böyledir mesela.
Bütün bunların yanında faizler yüksek olduğu halde, varını yoğunu makine ve diğer üretken araçlara yatıran gerçek iş insanları da hep olmuştur. Ancak mevcut küresel sistemde bu kesim hep ikinci planda kalmıştır. Ancak finansal tarafta da bir ayağı varsa rahatlayabilmiştir.
Gelişmiş ülkelerde faiz negatif iken, gelişmekte olan ekonomiler ya da piyasalarda durum nedir derseniz, hala yüksektir. Çünkü risk primleri yüksektir! Yani borcunu ödememe ihtimalinin daha yüksek olduğu varsayıldığından, sadece aldıkları borca faiz değil, bir de güvenilir olmamanın bedelini ödemektedirler.
Asıl mesele şu. Bir tarafta üretim faaliyetleri, yani insanların ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetlerin üretimi yapılırken, bu faaliyetleri kolaylaştıracak bir ödeme sistemine ihtiyaç duyuldu. Bu gerçek bir ihtiyaçtı. Ancak zaman içerisinde bu ödeme sisteminin içerisinde öyle yapılar ortaya çıktı ki, üretken sektörden koptu ve kendi başına, bağımsız bir sektör oldu. Oldu ama bu küresel yapıda dolaylı ve dolaysız olarak üretken sektörleri kemirmeye başladı.
Basit bir örnek. Sadece reel sektörde faaliyet gösteren bir iş insanını düşünelim. Sabah uyandığında, kendi sektöründen veya müşterisinden tamamen bağımsız bir nedenle döviz kuru veya faiz oranı uçmuş olabilir ve bir anda bütün sınai veya ticari faaliyeti çökebilir. Bunun için ABD yönetiminden bir sosyal medya mesajı yeterli olabilir.
Sonuç olarak, eğer küresel sistem ve faiz sorgulanacaksa buradan başlamak gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde tulumbaya biraz daha su döker, bir müddet daha idare ederiz. Lakin sorunlar daha da derinleşir ve her tıkanma daha büyük ve daha tahripkâr bir krizle karşımıza çıkar.
Güncel Yazıları
Yeniden Merkantilizm mi?
27 Kasım 2024
Ekonomik Gelişmeler ve Seçmen Davranışı
25 Nisan 2024
Siyasal Devrevi Hareketlerin Maliyeti
03 Nisan 2024
“Aşırı Sağcı” Anarko Kapitalist
26 Şubat 2024
Filistin İsrail ve Ekonomi
12 Şubat 2024
Yeni Ekonomi Yönetiminin İlk Sınavı: OVP
08 Eylül 2023
Güney Afrika BRICS Zirvesi’nde Dolarsızlaşma Vurgusu
24 Ağustos 2023
Nijer Ekonomisi ve Son Darbe
31 Temmuz 2023
Denge Reformları ve Çin Ekonomik Sistemi
04 Temmuz 2023
Arjantin’de Faizler Neden Bu Kadar Yüksek?
16 Haziran 2023
Çin’den Yeni Teşvik Paketi Hazırlığı
14 Haziran 2023
Ekonomide U Dönüşü mü?
09 Haziran 2023
Ekonomik Model ve Navigasyon
06 Haziran 2023
Enflasyon, Döviz Kuru ve Dış Denge
02 Haziran 2023
Enflasyonla Mücadelede Konut Sektörü
01 Haziran 2023