Alper TAN

Tüm Yazıları

ABD’nin Yeni “Vekalet Savaşı” Yöntemi

14 Şubat 2019
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Bilindiği üzere ABD, birçok bölgede terör örgütlerini kendi adına savaştırmaya dayalı vekalet savaşları yürütmektedir. Bu amaçla hedef ülkede terör örgütleri teşkil edip, bu örgütler eliyle yönetimleri zafiyete uğratmakta ya da kendi kurup yönettiği örgütlere karşı terörle mücadele adı altında ülkeleri işgal etmektedir. Son dönemlerde ABD’nin örgütler üzerinden gerçekleştirdiği vekalet savaşlarına ilave olarak yeni bir çeşidini uygulamaya geçtiği görüldü.

2013’ten itibaren önce Libya, sonra Katar ve nihayet Venezuela’da uyguladığı bu yöntemde, kullanıma elverişli yardakçı komşu hükümetler eliyle hedef ülke baskı ve kuşatma altına alınıyor, eğer iş başındaki hedef hükümet direnirse bu defa muhaliflerden alternatif hükümet kuruluyor ve tanınıyor. Daha sonra silahlandırılan muhalefet ABD ve işbirlikçi komşu ülkenin silahlı desteği ile iç savaş aşamasına geçirilmek isteniyor.

Yeni modelin uygulandığı ülkelerin dünyanın petrol zengini ülkeleri olması oldukça dikkat çekici. Buradan yola çıkarak, Suudi Arabistan için de aynı yöntemin uygulanacağı, benzer bir hazırlığın yapılmakta olduğunu düşünmek hiç te yadsınacak bir tahmin değildir.

Libya’da Halife Hafter hükümeti ve BAE-Mısır desteği

Bu yöntemin ilk defa denendiği Libya’da ne olmuştu?

Arap Baharı’nın ardından devrilen Kaddafi yönetiminin yerine Libya Milli Meclisi kuruldu. Libya-Çad savaşında esir düşen ve ABD’nin yıllar önce sığınma hakkı tanıdığı, CIA’nın hizmetine aldığı Halife Hafter Libya’ya döndürüldü/görevlendirildi.

Hafter, 2013'de bir muhtıra yayınlayarak “meclisi feshettiğini” ilan etti. Yönettiği silahlı guruplarla Libya içinde silahlı iktidar mücadelesi başlattı. Bingazi ve Sirte şehirlerini ele geçirmek üzere düzenlediği saldırıları, İŞİD’le mücadele olarak takdim ederek batılı ülkelerden destek istediğini duyurdu.

Halife Hafter, Libya’da bunları yaparken, aynı yıl General Abdülfettah Sisi, Mısır tarihinde ilk defa seçimle iş başına gelmiş olan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi, ABD ve İsrail destekli askeri darbeyle deviriyordu. Yine aynı sene yani 2013, Türkiye için çok zor bir yıl olmuştu. Abdülfettah Sisi, Mısır’da darbeyle meşgulken Türkiye, Batı destekli gruplarca Gezi provokasyonları ile yakılıp yıkılıyordu. Gezi olaylarıyla hedefe ulaşamayanlar 2013’ün Aralık ayında bu defa yıllarca besleyip semirttikleri FETÖ’nün Yargı ve Emniyet kadrolarını devreye sokarak farklı şekilde bir hükümet darbesine yeltenmişlerdi.

Libya örneğine tekrar dönecek olursak.. Batı destekli Hafter’in çıkardığı iç savaş sonucunda biri Tobruk'ta Temsilciler Meclisi, diğeri Trablus'ta Milli Genel Kongre şeklinde iki meclis ortaya çıktı. Hafter, Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi tarafından Şubat 2015'te orgeneral rütbesine yükseltilerek Libya Ulusal Ordusu’na "Başkomutan" olarak atandı. Ülke tam olarak ikiye bölündü. ABD, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır meşru hükümete karşı Hafter'e açıktan destek verdi.

Birleşmiş Milletler'in girişimleriyle, çatışmalara son vermek üzere Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi kuruldu ve uluslararası toplum tarafından Libya'nın tek meşru temsilcisi olarak tanındı. Ancak, Konseyin sunduğu hükümet listeleri Tobruk'taki Temsilciler Meclisi'nde (TM) onaylanamadı ve süreç tıkandı. 

Hafter, Libya'nın ekonomik can damarı olan UMH'nin kontrolündeki Petrol Hilali bölgesine operasyon başlattı ve petrol üretimini ağır sekteye uğrattı. Libya Denetim Bürosu’nun paylaştığı rakamlara göre, Libya 2013-2016 yılları arasında petrol üretiminde 106 milyar dolar değerinde kayba maruz kaldı. 

Katar’a karşı BAE, Suud, Bahreyn ve Mısır ittifakı

Vekalet savaşlarının yeni yöntemi daha kapsamlı olarak Katar’da uygulanmaya konulmak istendi.

ABD başkanı Donald Trump, başkan seçildikten sonra ilk yurt dışı ziyaretini 20-22 Mayıs 2017’de Suudi Arabistan’a yaptı. Riyad’da 50 Müslüman ülke liderleri ile bir araya gelen Trump, “radikalleşmeyle mücadelede başı çekmeleri” çağrısında bulundu.

Trump seyahat dönüşünde attığı tweetinde “Orta Doğu’ya yaptığım ziyarette, ‘Radikal İdeoloji’ye artık finansman sağlanmamalı dedim. Liderler Katar’ı işaret etti – bakın! Suudi Arabistan Kralı ve 50 ülkeyle yapılan görüşmelerin işe yaradığını görmek çok güzel. Radikal örgütlerin finansmanına karşı katı bir tutum takınacaklarını söylediler ve tüm oklar Katar’ı işaret ediyordu. Belki de bu, terörizm felaketi için sonun başlangıcı olur.” sözleriyle Katar’ı izole talimatını kendisinin verdiğini ilan etti.

Körfez İşbirliği Konseyi üyesi Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ile Körfez dışından Mısır’ın katılımı ile 5 Haziran 2017’de Katar havadan, karadan ve denizden ablukaya alındı. Ablukacı ülkeler, Katar ile siyasi, diplomatik ve ticari bütün ilişkilerini kestiler. Katar, İslami hareketler ve “teröre” (Müslüman Kardeşler, el-Nusra, İŞİD) destek vermekle ve diğer KİK üyesi ülkelerin aksine İran ile ilişkilerini iyi komşuluk seviyesinde devam ettirmekle suçlanıyordu.

Ablukacı ülkeler yaptırımı kaldırmak için, Doha’daki Türk üssünün kapatılması talebi de dahil, 13 maddelik ültimatom verdiler. Ancak Katar suçlamaları ve talepleri reddetti. Ablukanın asıl nedeninin, Türkiye’nin Körfezdeki askeri varlığının bölgeden çıkarılması ve fiilen Türkiye önderliğinde oluşturulan İslam Ordusu İttifakı’nın yok edilmesi olduğu ortaya çıkmıştı. Buna, Türkiye ve Katar, Doha’daki askeri üsteki Türk askerin sayısını artırarak cevap verdi. KİK üyesi Umman da ablukaya karşı çıkarak limanlarını Katar’ın kullanımına açtı. Bir başka Körfez ülkesi Kuveyt’te ablukaya katılmadı ve krizin çözümü için arabulucu rolüne soyundu. Zaten 2014 elçilik krizinde de Umman ve Kuveyt birlikte hareket ederek Katar’dan elçilerini çekmemişlerdi. Katar ablukasında bir başka Arap ülkesi Ürdün’de Katar’ın yanında yer aldı.

Türkiye ve Katar’ın tutumundan cesaret alan diğer İslam ülkeleri de (birkaç küçük ülke hariç), Suudi Arabistan ve BAE’nin baskılarına rağmen ablukaya katılmadılar. Halbuki Trump, Riyad’da topladığı 50 İslam ülkesi liderine verdiği Katar’ı ablukaya alma talimatının emir telakki edilerek yerine getirileceğinden emindi. Ziyaret sonrası attığı tweette Suudi Arabistan Kralı ve 50 ülkeyle yapılan görüşmelerin işe yaradığını görmek çok güzel.” demişti. Ancak, Türkiye ve birlikte hareket ettiği İslam ülkelerinin aktif politikası sonucu Trump’un büyük gövde gösterisi eşliğinde uygulamaya koyduğu politika bir işe yaramadı. ABD, planın başarısızlığı karşısında ‘Katar krizi Arapların iç meselesi’ deyip işi pişkinliğe vurmayı tercih etti.

Libya’yı bölenler, Körfez’i de böldü

Katar Ambargosu, Körfez İşbirliği Konseyi üyelerinin iki eksene bölünmesiyle sonuçlandı. Bir yanda Mısır ile birlikte ABD ve İsrail’in desteklediği Suudi Arabistan-Bahreyn-Birleşik Arap Emirlikleri ittifakı, diğer tarafta Türkiye’nin desteklediği Katar-Kuveyt-Umman ittifakı ortaya çıktı. Türkiye, İran ve Pakistan aralarındaki ilişkileri sıklaştırıp diğer İslam ülkeleri ile işbirliği içinde, sahneye konulmaya çalışılan Arap NATO’suna karşı bir cephe oluşturdular.

Venezuela’da LİMA Grubu

Yeni vekalet savaşı yöntemi, Venezuela’da artık göstere göstere ve pervasızca uygulanmaya başladı.

Venezuela’da Maduro’yu devlet başkanlığından uzaklaştıracak bir plan çerçevesinde, ABD’nin yönlendirmesiyle Arjantin, Brezilya, Kanada, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Guatemala, Guyana, Honduras, Meksika, Panama, Paraguay, Peru ve Saint Lucia’nın içinde yer aldığı Lima Grubu oluşturuldu. Venezuela’daki politik krizi takip etmek ve çözüm üretmek gerekçesiyle oluşturulan grup, 8 Ağustos 2017’de Maduro karşıtı bir deklarasyon yayınladı. Deklarasyonda, Bolivarcı Kurucu Meclis’i tanımadıklarını, (ilerleyen zamanda başkanı Juan Guaido’yu devlet başkanı ilan edecekleri) Ulusal Meclis’in arkasında olduklarını ilan ettiler.

Peru’nun başkenti Lima’da 13-14 Nisan 2018’de sekizincisi gerçekleşen Amerika Kıtası Ülkeleri zirvesine üye Venezuela devlet başkanı Maduro davet edilmeyerek dışlandı.

Maduro hükümeti ve muhalefeti uzlaştırmak için toplantılar yapan Lima Grubu’nun asıl amacının bir uzlaşma sağlamak değil, muhalefetin seçime girmemesine destek vererek devlet başkanı seçilmesi muhtemel Nicolas Maduro’nun meşruiyetini tartışmalı hale getirmek olduğu anlaşıldı. Muhalefetin iştirak etmediği, 20 Mayıs 2018 günü gerçekleşen seçimlere katılım yüzde 46 oldu. Mevcut Devlet Başkanı Nicolas Maduro oyların yüzde 68’ini alarak devlet başkanı seçildi. Seçim ertesinde, ABD ve paralelinde hareket eden Lima Grubu seçim sonuçlarını tanımayacaklarını açıkladılar. Seçimlerin tekrarını istediler. Kolombiya ise daha sert bir tutum takınarak, Venezuela sınırına asker yığmasına ilaveten, diplomatik ilişkileri kesti ve elçisini geri çekti.

5 Ocak’ta Lima Grubu’nun Meksika haricindeki üyeleri, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 10 Ocak’ta başlayacak yeni görevini tanımayacaklarını duyurdular. Maduro, “ABD hükümetinin emriyle kurulduğunu” öne sürdüğü Lima Grubu için “yasa dışı” ve “mafya karteli” diye cevap verdi.

ABD, Venezuela’nın gelirinin yüzde 96’sını oluşturan petrol gelirine el koydu. İtalya dışındaki Avrupa Birliği üyeleri ve ABD işbirlikçisi yönetimler Juan Guaido’yu devlet başkanı olarak tanıdılar.

ABD niçin vekalet savaşını tercih ediyor?

ABD’nin sebep olduğu ve başı çektiği 1955-1975 yılları arasında devam eden Vietnam Savaşı'nda yaklaşık 5 milyon kişi hayatını kaybetti. Bu savaşta ABD'nin 58 bin askeri telef oldu, ölmeden ülkelerine dönen askerlerin birçoğu ya intihar etti ya da psikolojik tedavi gördü.

Vietnam sendromu

ABD Vietnam'ı bölme düşüncesini gerçekleştiremedi; Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam 1975'te birleşti. ABD umduğunun tam tersi bir sonuçla hayal kırıklığına uğradı.

Afganistan fiyaskosu

11 Eylül saldırılarını bahane eden ABD 2001 sonbaharında bu defa kendi öncülüğündeki müttefik devletlerin askerlerinden oluşan çok kalabalık ve hedef kuvvetlere göre orantısız bir teknolojik üstünlüğe sahip bir orduyla Afganistan’ı işgal etti.

Irak işgali ve Saddam’ın ruhu: IŞİD

Aynı müttefik güçler yine ABD öncülüğünde 2003 yılında bu defa Irak’ı işgal etti. Batılı güçlerin Irak işgali üzerine Saddam Hüseyin’in dağıtılan Ordusu ve istihbarat birimleri yer altına çekildi ve IŞİD’in ana çekirdeğini oluşturdu. ABD, Irak’ta da umduğunun tersiyle karşılaştı. Irak’ı işgal etti. Saddam Hüseyin’i devirip idam etti. Ancak Irak’ı, ABD’nin hasım gördüğü İran yanlısı siyasetçilere teslim etmek zorunda kaldı.

Daha da ilerisi, Saddam Hüseyin’in ruhu bu defa IŞİD kimliği ile ve Irak’a göre çok daha geniş bir coğrafyada ABD ve Avrupa’nın karşısına dikildi.

80 devlet bir örgüte karşı

Bunun üzerine yine ABD öncülüğünde IŞİD’e karşı başka bir askeri koalisyon kuruldu. Bu koalisyonun irili ufaklı ülkelerden oluşan seksene yakın üyesi var, başında da dünyanın “süper gücü” ABD. Bir tarafta bir tek “terör örgütü” diğer tarafta dünyanın en güçlü ordularına sahip 80 devlet.. Tek başına bu tablo bile ABD’nin ne durumda olduğunu ilan etmiyor mu?

ABD Suriye’den çekiliyor

Trump, Suriye’de IŞİD’i yendiklerini söylüyor. Ama Pentagon aynı kanaatte değil. Kim kimi yendi? Anlaşılıyor ki o daha sonra belli olacak..

Peki ABD’nin bir hevesle işgal ettiği Afganistan’da durum ne?

ABD, 2001’de işgalin sebebi olarak gösterdiği Taliban ile Doha’da ve Moskova’da masaya oturuyor ve pazarlık ediyor. Ama talep eden taraf Taliban, veren taraf ise ABD.

Afganistan ve Irak savaşlarının Washington’a maliyeti ise binlerce asker ve itibar kaybının dışında trilyonlarca Doları buldu.

ABD, kendi ordularıyla giriştiği Vietnam Savaşı da dahil Afganistan ve Irak savaşlarını açıkça kaybetti. Bu sebeple savaşta yöntem değişikliğine gidiyor. PKK, YPG, Boko Haram gibi taşeron terör örgütlerini denedi. O da sonuç vermedi/vermiyor. Şimdi vekalet savaşında yeni bir boyuta geçti. Libya, Katar ve Venezuela örneklerinde olduğu gibi hedef ülkelerin güdümlü muhalefetini ve o ülkenin işbirlikçi komşularını da devreye sokup kullanarak sonuç almayı deniyor.

Bu yöntem Katar’da tutmadı. Görünen o ki Venezuela’da da tutmayacak. ABD’nin içine düştüğü acziyeti ileriki süreçte daha net görmeye başlayacağız.

 

 

 

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA