Alper TAN
Tüm YazılarıMedyamızın büyük çoğunluğu, destekledikleri siyasetçilerin açıklamalarını manşetten vermeyi gazetecilik saydıkları için duydukları veya gördükleri haberlerin altına-üstüne, önüne-arkasına bakmadan “o anki” münasipliğine bakarak hemen yayınlıyorlar.
Medyamızın hali…
Medyamız, dış haberler konusunda çok zayıf, sığ, niteliksiz ve dolayısıyla güvensiz. Dış müdahalelere ve yönlendirmelere aşırı derecede açık... Dış müdahalelere karşı devletin refleksleri çok iyileşti. Ama bu konuda medyamızda eski alışkanlıklar gücünü koruyor...
Ne acı ki medyamız, hadiselere Batı'nın bakış açısıyla bakıp, Batı'nın değerleriyle anlam yüklüyor. Ve yine ne acı ki medyamız hala savaşların resmi ordularla ve kılıç-kalkanla yapıldığını zannediyor. Ortada resmi ordularla ve kılıç-kalkanla yapılan bir savaş göremediği için de Suriye’de bir “iç savaş” yaşandığını, 60-70 devletin Suriye’de “IŞİD’le mücadele etmek” için koalisyon oluşturduğunu, ABD ve Avrupa ordularının Afganistan ve Irak’a “kitle imha silahlarını yok etmek” ve “küresel terör örgütleriyle mücadele için” gittiğini düşünüyor.
Meseleyi kim çözecek?
Tabi bakış açısı bu olunca Filistin meselesini BM’nin, Suriye’deki “savaşı” da NATO’nun çözmesi bekleniyor.
ABD öncülüğündeki Haçlı dünyası hasım gördüğü zayıf devletlere “terörle mücadele” kılıfı altında savaş açıp ve bu Haçlı savaşına bir “uluslararası müdahale” süsü vererek, görünürde “meşruiyet” sağlamış oluyor. Askeri ve toplumsal olarak güçlü ülkelere ise mertçe savaş açmayı göze alamadıkları için kendi elleriyle kurdukları “terör örgütü” görünümlü “taşeron ordularla” saldırıyorlar. İşte FETÖ, PKK, DHKP-C, Boko Haram ve benzeri “terör örgütleri” aslında ABD, Avrupa ve İsrail’in “taşeron illegal ordularıdır.”
ABD’nin, Kongre kararıyla PKK’ya, 30 bin TIR’ı bulan silah desteği, artık bu gerçeğin inkârını imkânsız hale getirdi.
Aslında bu durum bile ABD ve Avrupa’nın ahlaken, askeri olarak ve ekonomik yönden çökmekte olduğunun da ilanıdır.
Batı, stratejik üstünlüğünü hızla kaybediyor.
ABD Harp Okulu Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün 2017’de yayınlanan raporu, bu hakikate işaret ederek Dünyadaki ABD hâkimiyetinin hızla çöktüğü uyarısında bulunuyordu.
Batı'nın stratejik üstünlüğünü kaybettiğini ısrarla vurgulayan Pentagon raporu, Batı'da başlayacak bir iç savaşa dikkat çekiyordu. Rapora göre asıl risk hızla büyüyen Rusya ve Çin değil, Arap baharı tarzı olayların Batı'da çıkma ihtimaliydi. Nitekim bu raporun yayınlanmasından bir yıl sonra Fransa merkezli Sarı Yelekliler hareketi başladı ve bütün Avrupa’yı etkileme potansiyeli barındırıyor.
Aynı günlerde BM Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Mladenov ise "Hiç kimse bu yaşananların yerel olaylar olduğu hatasına kapılmasın. Olaylar birkaç yüz metrekare alanda yaşansa da bütün dünyada milyonları etkiliyor. Yaşananlar duvarın ötesinde, İsrail ve Filistin'in ötesinde ve Ortadoğu'nun ötesinde felakete neden olabilir" uyarısı yaptı.
Tzipi Livni uyarmıştı...
Yine 2017’de Tel Aviv yönetiminin Mescid-i Aksa’yı ablukaya alma girişimi üzerine İsrail'in eski Dışişleri Bakanı Tzipi Livni de, “Mescid-i Aksa'daki güvenlik önlemleri konusunda yapılan taktiksel değişikliklerin işleri daha da kötüleştirdiğini ve İsrail'in bunu sonlandırması gerektiğini” belirtti. Livni, İsrail Ordu Radyosu'na yaptığı açıklamada "Filistinlilerle olan çatışmamız ile Ürdün ve diğer Sünni uluslarla yaptığımız işbirliğini, Müslümanları İsrail devletine karşı birleştirecek bir etkinliğe dönüştürmenin bir adım uzağındayız” dedikten sonra “İsrail'in Müslüman dünyayla dini bir savaşın kıyısında olduğu" ikazında bulunmuştu.
Netanyahu neyi gördü?
Bu gelişmelerden sonra İsrail hükümeti, Mescid-i Aksa’daki abluka konusunda geri adımlar attı ve İsrail’in Siyonist Başbakanı Benyamin Netanyahu çok dikkat çekici şu açıklamayı yaptı: "Ben de toplumun hisleriyle aynı yerde duruyorum. Duyguları anlıyorum, Mescid-i Aksa girişindeki güvenlik önlemlerini kaldırma kararımız zordu. Ancak İsrail'in güvenliğinin sorumluluğunu omuzlarında taşıyan bir Başbakan olarak, kararları sakin ve bilinçli biçimde almak zorundayım. Ben kararlarımı büyük fotoğrafa bakarak, kamuoyunun bilgisi dışında, açıklayamayacağım zorluklar ve tehditleri değerlendirerek alıyorum." Demek ki Tel Aviv, o güne dek hiç görmediği bazı şeyleri görmeye veya hissetmeye başladı.
Batı, zafiyetlerini tehdit ve şantajla örtmeye çalışıyor.
ABD ve Avrupa hızla yalnızlaşıyor, zayıflıyor. Ama bunu ört-bas etmek için kaba kuvvete, ekonomik şiddete, tehdit ve şantaja daha çok ağırlık veriyor ve hoyratlaşıyor. Bu durum, güçlü ve etkili olmanın değil korkunun ve endişenin yansımasıdır.
İki sene öncesine kadar ABD ve Rusya, BM’de kayıkçı kavgası ile Suriye’deki katliamı birlikte teşvik ediyorlardı. Fakat bu kayıkçı kavgası gerçek kavgaya dönüşmeye başladı. ABD, Rusya’ya ekonomik yaptırımlara başladı. Putin, 755 ABD diplomatını Rusya'dan kovacağız dedi. Bir kısmını kovdu. Putin, “Hiçbir şeyi cevapsız bırakmayacağız” dedi.
ABD’nin, müttefiklerini düşmana dönüştürme başarısı!
Washington’un bugüne kadar “müttefik” dediği ülkeler Amerikan hükümetlerinin azgınlığı ve saldırganlığı yüzünden en büyük ABD düşmanı haline geldi. Pew Research Center’ın iki yıl önceki araştırmasına göre, dünya üzerinde ABD'yi en büyük düşman olarak gören ülkenin % 72 ile Türkiye olduğu ortaya çıkmıştı. Şu işe bakın ki, ABD'yi en büyük düşman olarak gören listedeki ilk dört sırayı ABD'nin “müttefiki” olan ülkeler oluşturuyordu. Güney Kore'nin % 70’i, Japonya'nın ise % 62’si en büyük düşman olarak ABD’yi görüyor...
Meksika ve Kanada halkı, sınır komşusu ABD'yi Rusya ve Çin'den daha tehlikeli görüyor. ABD'yi dost gören iki ülke Polonya ve İsrail olarak çıkıyor.
Birleşik Devletler, siyasi, askeri ve bürokratik kadrolar olarak da kokuşmuş durumda. Trump, durmadan kadro değiştiriyor. Bu durum karşısında Amerikan Başkanı, "Beyaz Saray gerçek bir çöplük" demekten kendini alamamıştı.
ABD ve Avrupa’nın yarısının babası belli değil.
Batı dünyası ahlaki ve toplumsal olarak da hızla batıyor. OECD’nin 2017’de açıkladığı “Aile Veri Tabanı Raporu” da Haçlı dünyasının ahlaken çöktüğünü gözler önüne serdi... ABD ve Avrupa vatandaşlarının yarısının babası belli değil. Amerika ve Avrupa kıtalarında evlilik dışı doğum oranlarının yüzde 50’nin üzerine çıktığının vurgulandığı raporda Amerika ve İngiltere’de yüzde 40.2, Almanya’da yüzde 35, Hollanda’da 48.7, Belçika’da 52.3, Fransa’da 56.7, Meksika’da 64.9, Şili’de 71.1 oranında evlilik dışı doğum gerçekleştiği belirtildi.
Dünyanın dengeleri değişiyor. Her çeşit olumsuz görünen gelişmelere rağmen devran dönüyor. Aşağılık duygusundan kurtulalım. Kendimize güvenelim. Başaracağımıza inanalım. Safları sıklaştıralım ve 21. asra damgamızı vuralım. Mazlum milletler bizden bunu bekliyor…
Alper TAN
1 Ağustos 2019
Güncel Yazıları
Analiz- في ضوء التاريخ، كيف ستكون نهاية نتنياهو وإسرائيل؟..
25 Mart 2025
Tarihin Işığında, Netanyahu ve İsrail’in Sonu Nasıl Olacak?
22 Mart 2025
Ortadoğu’ya 6 Köşeli Davut Mührü Değil 8 Köşeli Selçuklu Mührü Vuruluyor
13 Mart 2025
Türkiye Yeni Küresel Lider, 100 Yıllık Mesele 100 Günde Nasıl Bitti?
11 Mart 2025
Abdullah Öcalan’ın Düşmanları Kahreden, Dostları Coşturan Tarihi Çağrısı
28 Şubat 2025
28. Yılında, 28 Şubat'ın 28 Günahı
28 Şubat 2025
Trump Başkan Olunca Cehennem Vaad Ediyor!
13 Şubat 2025
Trump’s Arrival has Disrupted European Politics
27 Ocak 2025
Trump’ın Gelişi Avrupa Siyasetini Darmadağın Etti
23 Ocak 2025
Hamas’ Blessed Victory Could Lead To Political And Social Turmoil In Israel
17 Ocak 2025
Hamas’ın Kutlu Zaferi, İsrail’de İç Savaşa Dönüşebilir
15 Ocak 2025
Birileri Dünya Düzenine Meydan Okuyor, Dalga Geçiyor, Hesap Görüyor Ama Dünya Sessiz ..
13 Ocak 2025
Someone is Challenging the World Order, Making Fun of It, Holding It to Account, But ..
13 Ocak 2025
جهان و پیشبینیهای سال ۲۰۲۵-Analiz
10 Ocak 2025
العالم وتوقعات 2025
10 Ocak 2025