Alper TAN

Tüm Yazıları

Vefatının 32. Yılında Vizyoner Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı Hatırlamak

17 Nisan 2025
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Turgut Özal, bu topraklarda yıllarca ötelenmiş, hor görülmüş, inancını özgürce yaşamak isteyen dindar kesimin elinden tutup onları devletin en üst kademelerine taşıyan bir vizyonerdi. Laiklik adı altında dayatılan jakoben baskılara karşı, "Müslüman da bu memleketin birinci sınıf vatandaşıdır!" diyerek cesur adımlar attı. Ekonomide liberalleşmeyi, dinde özgürlükleri savundu; başörtülü kızların üniversitelere girmesinden, imam hatiplerin önünün açılmasına kadar pek çok tabuyu yıktı. Özal, mütedeyyin kesime "Siz bu ülkenin asli unsurunuz, korkmayın, inancınızı yaşayın!" mesajını verdi. Onun açtığı yolda, dindar Müslümanlar bugün siyasetten bürokrasiye, ticaretten akademiye her alanda varlığını hissettiriyor. Özal, sadece bir başbakan değil, bir zihniyet devriminin öncüsüydü!

Bugün Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran bir lider, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın aramızdan ayrılışının 32. yılı. Özal, sadece bir siyasetçi değil, aynı zamanda vizyoner bir devlet adamı, inançlı bir Müslüman ve “Büyük Türkiye” idealinin yılmaz savunucusuydu. Ancak bu yolda karşılaştığı zorluklar, çektiği çileler ve ölümü etrafındaki sis perdesi, onun hikâyesini daha da anlamlı kılıyor.

Turgut Özal Kimdi?

Turgut Özal, 1927’de Malatya’da doğdu. Teknik bir eğitim almış, mühendislik kökenli bir bürokrat olarak kariyerine başladı. Dünya Bankası’nda çalıştı, Türkiye’de DPT’de görev yaptı. 1980’lerde Anavatan Partisi’ni kurarak siyasete atıldı ve 1983’te başbakan, 1989’da ise cumhurbaşkanı oldu. Özal, Türkiye’yi dünyaya açan, serbest piyasa ekonomisini benimseten, ihracatı artıran ve devletin küçülmesini savunan bir liderdi. Ama onun farkı, sadece ekonomiyle sınırlı kalmayıp, toplumsal barış, inanç özgürlüğü ve bölgesel liderlik gibi konularda da cesur adımlar atmasıydı.

İnançlı Bir Siyasetçi Olarak Özal

Özal, dindar bir Müslüman’dı. Ancak bu dindarlığı, ne bağnaz bir tutuma ne de gösterişe dönüştü. Onun inancı, samimi, içten ve yapıcıydı. Namazını açıktan kılan, hacca giden ilk başbakandı. Bu, o dönemin seküler elitleri arasında büyük bir rahatsızlık oluşturdu. 1980’lerin Türkiyesi’nde, 12 Eylül darbesinin gölgesinde, inançlı bir liderin böylesine öne çıkması, bazı kesimlerde “irtica” korkusu uyandırıyordu. Özal, bu eleştirilere aldırmadı; inancını siyasete alet etmeden, ama inancından da taviz vermeden yoluna devam etti.

Onun inançlı duruşu, özellikle Kürt meselesinde ve Alevi-Sünni barışında yapıcı adımlar atarken belirgindi. Özal, “Türkiye’nin mozaik yapısını” savunuyor, farklı inanç ve kimliklerin bir arada yaşamasını istiyordu. Ancak bu yaklaşımı, hem aşırı laikçi kesimlerden hem de statükocu bürokrasiden tepki gördü. Özal, “dindar ama modern” bir lider profili çizerek, bu ikiliği uzlaştırmaya çalıştı. Bu, o dönemde cesaret isteyen bir duruştu.

Özal’ın Büyük Türkiye Mücadelesi

Özal’ın en büyük hayali, “Büyük Türkiye”ydi. Bu, sadece ekonomik bir büyüme değil, aynı zamanda bölgesel bir güç, küresel bir aktör olma vizyonuydu. Özal, Türkiye’yi “Orta Asya’dan Balkanlar’a, Ortadoğu’dan Kafkaslar’a uzanan bir lider ülke” olarak görüyordu. Türk dünyasıyla bağları güçlendirdi, Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ni kurdu, Ortadoğu’da barış için arabuluculuk yaptı. Körfez Savaşı’nda Türkiye’yi aktif bir oyuncu haline getirdi. Ancak bu vizyon, içerideki statükocuları ve dışarıdaki bazı güçleri rahatsız etti.

Özal, Türkiye’yi içine kapalı bir ülkeden, dünya ile entegre bir ülkeye dönüştürdü. Özelleştirme, serbest piyasa, yabancı sermaye gibi kavramlar onunla hayat buldu. Ama bu süreçte, devletin “kutsal” sayılan tabularına dokundu. Bürokratik vesayete karşı çıktı, ordu-siyaset ilişkisini sorguladı, Kürt sorununa barışçıl çözüm aradı. Bu adımları, onu hedef tahtasına oturttu. Özal, “Türkiye’yi dönüştürmek istiyorum” derken, aslında bir zihniyet devrimi öneriyordu. Ama bu devrim, herkes tarafından hoş karşılanmadı.

Zorluklar ve Düşmanlar

Özal’ın karşılaştığı zorluklar, sadece siyasi rakiplerle sınırlı değildi. Derin devlet, statükocu bürokrasi, aşırı laikçi kesimler ve hatta bazı uluslararası aktörler, onun vizyonundan rahatsız oldu. 1988’de ANAP kongresinde suikast girişimine uğradı. Parmağına isabet eden kurşun, mucizevi bir şekilde hayatını kurtardı. Ama bu olay, Özal’ın ne kadar büyük bir hedef olduğunu gösterdi. “Beni öldürmek isteyenler, Türkiye’yi dönüştürmemi engellemek istiyor” demişti. Bu söz, onun mücadelesinin özünü yansıtıyor.

Kürt meselesinde barışçıl çözüm arayışları, onu bazı çevrelerde “bölücü” gibi gösteren bir kampanyaya maruz bıraktı. Oysa Özal, “Bu sorunu çözmezsek, Türkiye büyüyemez” diyordu. Aynı şekilde, ordunun siyasetteki rolünü azaltma çabaları, onu “vesayet”le karşı karşıya getirdi. Özal, bu mücadelelerde yalnız kaldı. Kendi partisi içinde bile ona karşı muhalefet büyüdü.

Ölümü: Normal mi, Suikast mı?

17 Nisan 1993… Turgut Özal, Çankaya Köşkü’nde ani bir kalp kriziyle hayatını kaybetti. Resmi açıklamaya göre, ölüm nedeni “doğal”dı. Ama bu ölüm, o günden beri Türkiye’nin en büyük sırlarından biri oldu. Özal’ın ani ölümü, hem zamanlaması hem de koşullarıyla şüphe uyandırdı. Yakın çevresi, özellikle eşi Semra Özal ve oğlu Ahmet Özal, “Bu bir suikasttı” dedi. Peki, neden böyle bir iddia ortaya atıldı?

Şüpheli Bulgular: Özal’ın ölümü sonrası otopsi yapılmadı. Cenazesi, alelacele toprağa verildi. Yıllar sonra mezarı açıldığında, vücudunda zehirli maddeler bulundu, ancak kesin bir sonuç çıkarılamadı.

Zamanlama: Özal, ölümünden hemen önce Kürt sorununa çözüm için cesur adımlar atıyordu. PKK ile dolaylı görüşmeler, ateşkes girişimleri konuşuluyordu. Ayrıca, Türk dünyasıyla ilişkileri güçlendirmek için Orta Asya gezisinden yeni dönmüştü. Bu adımlar, bazı iç ve dış güçleri rahatsız etmiş olabilir.

Tehditler: Özal, hayatı boyunca tehditler alıyordu. Suikast girişimi, bu tehditlerin ciddiyetini göstermişti. Ölümünden kısa süre önce, “Beni rahat bırakmıyorlar” dediği iddia edildi.

Uluslararası Bağlantılar: Özal’ın bölgesel liderlik vizyonu, Türkiye’yi Ortadoğu ve Kafkaslar’da daha aktif bir oyuncu haline getiriyordu. Bu, bazı küresel güçlerin çıkarlarına ters düşüyordu.

Bütün bu bulgular, “Özal öldürüldü” iddialarını güçlendirdi. Ancak resmi bir soruşturma, bu şüpheleri aydınlatamadı. Gerçek ne olursa olsun, Özal’ın ölümü, Türkiye’nin dönüşüm sürecinde bir kırılma noktası oldu. Onun vizyonu, yarım kaldı.

Son Söz

Turgut Özal, inançlı bir Müslüman, vizyoner bir lider ve cesur bir reformcuydu. “Büyük Türkiye” hayali, bugün hâlâ birçok siyasetçiye ilham veriyor. Ama bu yolda o dönem yalnız bırakıldı, hedef alındı ve belki de bedel ödedi. Ölümü, sadece bir insanın kaybı değil, bir ülkenin hayallerinin ertelenmesiydi. Özal’ı anlamak, Türkiye’nin son 40 yılını anlamaktır. Onun mücadelesi, bize şunu öğretti: Büyük idealler, büyük bedeller gerektirir.

Merhum Turgut Özal’ın aramızdan ayrılmasıyla yarım kalan vizyonu çok şükür ki akim kalmadı. Kısa bir 28 Şubat fasılasından sonra onun döneminde atılan tohumların yeşermesiyle vatansever devlet adamları bayrağı daha ilerilere ve daha yükseklere taşıdılar. Tıpkı Özal gibi büyük bedeller ödemelerine rağmen sürdürülen mücadelelerle bu tasavvuru, hızla hayata geçiriliyor.

İnanıyoruz ki o da kabrinde şimdi mutlulukla seyrediyordur.

Büyük devlet adamı merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı vefatının 32. Yılında rahmet ve minnetle yad ediyoruz.

Alper Tan

17 Nisan 2025

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA