Mehmet YALBURDAK

Mehmet YALBURDAK

Tüm Yazıları

Suriye Örneği ve Bölgemizin Değerlendirilmesi

20 Mart 2025
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Suriye’nin Kısa Tarihçesi

Suriye; Emevi halifeliğinin başkenti, Memlük Devleti’nin bir vilayetiydi. Yüzyıllarca Osmanlı egemenlik sınırları içerisinde kalmıştır. 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması'yla Fransız nüfuz bölgesine bırakıldı. Başlangıçta iki bölge, Ürdün'den İran'a kadar neredeyse düz bir çizgi halinde uzanan sınırla ayrılmıştı. Ancak savaşın bitiminden hemen sonra Musul’da petrol bulunmasıyla 1918'de Fransa ile bu bölgenin Irak'a dönüşecek olan kısmı İngiliz nüfuz bölgesine bırakılması için sınırların bir kez daha müzakere edilmesine yol açtı. Ara vilayet Deyrizor'un Arap milliyetçileri tarafından işgal edilmesi Suriye'ye bağlanmasıyla sonuçlandı. Suriye, 1920'de Milletler Cemiyeti mandası olduğunda uluslararası alanda tanınmış ve sınırları bugüne kadar değişmemiştir. 1923-1946 arasında Fransız mandası olarak kaldıktan sonra 24 Ekim 1945 yılında demokratik parlamenter cumhuriyet olarak bağımsızlığını kazanmıştır. Fransız güçleri Nisan 1946’da Suriye’den çekilmişlerdir.

1949-1971 arasında çok sayıda askeri darbe ve darbe girişimi olmuş, 1958 yılında Mısır ile Birleşik Arap Cumhuriyeti adıyla kısa süreli bir birlik kurulmuştur. 1961 yılında birlik askeri darbe ile son bulmuş ve 1961 yılının sonunda Suriye Arap Cumhuriyeti adıyla bağımsız devlet olarak devam etmiştir. 1963 -2011 arası Arap Sosyalist Baas Partisi askeri komitesinin yönetiminde olağanüstü hallerle ve çeşitli darbe denemeleriyle yönetilmiştir. 1971yılından itibaren Hafız Esad’ın yönetimi ele geçirmesiyle 2025 yılına kadar alevi (Nusayri) azınlık yönetiminde baskı rejimi ile yönetilmiştir.

Suriye 2011’den beri iç savaştaydı ve bu süre boyunca 4 ile 6 milyon dış göç vermiştir. 2014-2015 yıllarında uluslararası koalisyon güçleri IŞİD’i yenilgiye uğratmış ancak bundan sonra Suriye; Suriye Geçici Hükümeti, Suriye Kurtuluş Hükümeti ve Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi (PKK-PYD) olarak 10 yıldır fiilen üçe bölündükten sonra Aralık 2024’den beri Esad rejimi yıkılarak HTŞ yönetimi ele almış ve bir geçici yönetim oluşturulmuş ancak hala milli birlik sağlanamamıştır.

Suriye Nüfus Yapısı

Suriye, çoğunluğu Suriyeli Araplar, Türkmenler, Kürtler, Süryaniler, Ermeniler, Çerkesler, Arnavutlar ve Rumlar olmak üzere çeşitli etnik ve dinî gruplara ev sahipliği yapmaktadır.

Dini ve mezhebi gruplar arasında; Sünniler, Aleviler, Hristiyanlar, Dürziler ve Yezidiler bulunmaktadır.

BM Nüfus Fonu’na göre 2024 yılında Suriye nüfusunun en büyük etnik grubu Araplar, ikinci etnik grubu Türkmenler ve Üçüncü etnik grup ise Kürtler’dir. Buna göre nüfusun; 17 milyonu Sünni Arap, 1,9 milyonu Türkmen, 1,75 milyonu Alevi (Nusayri) Arap, 1,67 milyonu Kürt, 760 bini Dürzi, 231 bini Süryani, 73 bini Ermeni, 725 bini diğer unsurlardan olmak üzere toplam nüfus 24,3 milyondur.

Dünya bankası verilerine göre 2011 yılında Suriye nüfusu 23 milyon ve nüfus artış hızı 2011 öncesi %3-4, 2011-2014 yıllarında nüfus yıllık %052 ile 6 arasında azalmış ve aynı yıllar arasında nüfus 23 milyondan 19 milyona gerilemiş, 2022’den sonra nüfus artış hızı yıllık %5’i bulmuştur. Nüfus, 2019 yılından itibaren tekrar artışa geçerek 2024 itibariyle 24,3 milyona yükselmiştir. Hala dışarda olan ve nüfusları çoğalan göçmenlerle birlikte Suriye’li nüfusu en az 27-28 milyonu bulmuştur.

Suriye’de Baas Rejimi’nin yönetime hakim olmasıyla baskıcı yönetim nedeniyle öncelikle Sünni Arap, Türkmen ve Kürt nüfustan 1962- 2008 arası hep net dış göç verilmiş ve ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin de etkisiyle 2004-2008 arası Irak’tan dış göç alınmış, 2009-2017 arası yine dışarıya göç verilmiş, 2018 yılından günümüze kadar da dışardan Suriye’ye nüfus göçü olmuştur.

BM'nin "çağımızın en büyük insani acil durumu" olarak tanımladığı Suriye İç Savaşı'nın patlak verdiği Mart 2011- 2018 arası 9,5 milyon kişi yerlerinden ayrılmış, bunun 6,5 milyonu başta Türkiye olmak üzere Irak, Ürdün gibi komşu ülkelere gitmiş kalanı da ülke içinde başka yerleşim yerlerine göçmüş, göçenlerin 2018-2023 arası 2,9 milyonu geri dönmüştür.

 2008 Dünya Mülteci Araştırması'na göre, Suriye yaklaşık 1.852 bin kişilik bir mülteci ve sığınmacı nüfusuna ev sahipliği yapıyordu. Suriye’deki mültecilerin 1,3 milyonu Irak'tan, 543 bini Filistin’den ve 5 bini Somali’den gelmişti.

2010 yılında Doğuşta beklenen yaşam süresi ortalama 75,7 yıl, erkekler için 74,2 yıl ve kadınlar için 77,3 yıldı. Aynı yıl sağlık harcamaları GSYH’nın %3,4’ü idi.

Suriye Türkmenleri ve Kürtleri

10. ve 11. yüzyıllarda Selçuklu akınlarıyla yoğun Türk göçlerin gerçekleştiği Suriye, 1516'dan sonra Osmanlı Devleti’ne geçmiş ve Suriye, 1918 yılına kadar kesintisiz olarak 402 yıl boyunca Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. Bu dönemde Suriye’de Türkmen yerleşimleri artarak devam etmiş ve bölgede önemli bir Türk nüfusu oluşmuştur. Çoğunlukla Arapça ve Türkiye Türkçesine çok yakın bir Türkçe konuşmaktadırlar. Anadolu’daki uzantıları olan Türk boyları arasında inanç, gelenek ve folklorik pratikler bakımından çok önemli benzerlikler bulunmaktadır. Suriye Türkmenleri, Türkiye'deki Türk halkı ve Irak Türkmenleriyle ortak soyağacı ve dil bağlarına sahip olup kendilerini Türkmenistan Türkmenleriyle doğrudan özdeşleştirmezler.

Türkmen ve Kürtler nüfus sayımlarında milliyetleri ile sayılmadıklarından sayıları hakkında kesin bilgi yoktur. Çeşitli kaynaklarda Türkmenler için 800.000 ilâ 3.500.000 arasında farklı tahminler verilmektedir. Suriye yönetimi tarafından azınlık olarak kabul edilmezler ve gündelik hayatta Türkmen olarak anılsalar da resmi kayıtlarda ‘’Müslüman’’ olarak geçmektedirler.

Baasçı Suriye döneminde Arap sosyalizmi asimilasyon programları çerçevesinde, dil öğrenimleri engellenmiş, köylerinin isimleri değiştirilmiştir. Dillerini unutmuş olan Türkmenler kimliklerinin bilincinde olmakla birlikte yaşadıkları bölgenin dili, kültürü ile bütünleşmiştir. Küçük gruplar halinde yaşayanlar önemli ölçüde Araplaşmış; ancak büyük gruplar halinde yaşayan Türkmenler, millî benliklerini korumuşlardır. Türkmen kimliğinin ve haklarının korunmasını talep eden Türkmenler, Suriye İç Savaşı’nda muhalif hareketlerin içinde yer almıştır.

Nüfus kayıtları olmadığı için sayıları hakkında çeşitli veriler olmakla birlikte 1-2 milyon arasında oldukları tahmin edilen Suriye Kürtleri ise, Türkmenler den farklı olarak 2025 yılına kadar kimliksiz ve vatandaş yapılmadan yaşamışlardır. Başta Türkmen ve Kürtlere yapılan, baskı, işkenceler ve katliamlar nedeniyle iç savaşta Türkmen’lerin hemen hemen tamamı Kürtlerin ise önemli bir kısmı Türkiye’nin desteklediği Suriye Milli Ordusu’nun içinde yer almışlardır.

ABD ve batılı koalisyon güçlerinin IŞİD’le savaş bahanesiyle kurup, eğitip silahlandırdığı PKK-PYD’liler ve Sünni Arapların bir kısmı rejimin ve PKK’nın baskısından kurtulmak ve koalisyon güçlerinin sağladığı maddi imkanlar nedeniyle SDG diye adlandırılan grupta yer almışlardır.

Din

Sünni Müslümanlar Suriye nüfusunun yaklaşık %74'ünü, Bunun Arap olan kısmı ise nüfusun %60'ını oluşturmaktadırlar. Arapların, Türklerin ve Kürtlerin çoğu Sünni iken toplam nüfusun %13'ü Şii Müslümanlardır.

Suriye toplam nüfusunun %10’undan daha az olan Hıristiyanlara gelince; Rum Ortodokslar Hristiyan nüfusun %45,7'sini; Süryani Ortodokslar %22,4'ünü; Ermeni Ortodokslar %10,9'unu; Katolikler (Rum Katolik, Süryani Katolik, Ermeni Katolik, Maruni, Keldani Katolik ve Latin dahil) %16,2'sini; Doğu Süryani Kilisesi ve birkaç küçük Hristiyan mezhebi geri kalanını oluşturmaktadır.

Suriyeli Hristiyanların önemli bir kısmı sosyo-ekonomik bakımdan oldukça iyi durumdadırlar.

Bunların içinde İsrail sınırına yakın bölgelerde yaşayan ve İsrail’in suistimal edip bölücü olarak kullanmak istediği Dürziler de vardır.

Beşşar Esad'ın ailesi Alevidir. Aleviler, 2025 yılına kadar Suriye hükûmetine hakimdir ve kilit askeri pozisyonları ellerinde tutmuşlar ve ülkeyi acımasız bir baskı rejimi ile yönetmişlerdir.

Suriye bir zamanlar Şam, Halep ve Kamışlı'daki cemaatleriyle Yahudi nüfusuna da ev sahipliği yapıyordu. Suriye'deki zulüm ve başka yerlerdeki fırsatların birleşimi nedeniyle, Yahudiler Britanya, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'e göç etmeye başladılar. Bu süreç 1948 yılında İsrail Devleti'nin kurulmasıyla tamamlandı. Günümüzde Suriye'de hiç Yahudi kalmamıştır.

Diller

Arapça ülkenin resmi dilidir. Günlük hayatta, özellikle batıda ve kuzeydoğuda çeşitli Arapça lehçeleri kullanılmaktadır. Ülkede Arapçanın yanı sıra, konuşmacı sayısına göre; Türkçe, Kürtçe Neo-Aramice (dört lehçe), Çerkesce, Çeçence, Ermenice ve son olarak Yunanca. Ancak bu azınlık dillerinin hiçbiri resmi statüye sahip değildir.

Aramice, Arapçanın ortaya çıkışından önce bölgenin geçer diliydi ve hâlâ Süryaniler arasında konuşulmaktadır ve Klasik Süryanice hâlâ çeşitli Süryani Hristiyan mezheplerinin ayin dili olarak kullanılmaktadır. En dikkat çekici olanı, Şam'ın 56 km kuzeydoğusundaki Malule köyünde ve iki komşu köyde Batı Neo-Aramicesi’nin hâlâ konuşuluyor olmasıdır.

Eğitim

Eğitim 6 ile 12 yaş arasında ücretsiz ve zorunludur. Okul eğitimi 6 yıllık ilköğretimin ardından 3 yıllık genel veya mesleki eğitim dönemi ve 3 yıllık akademik veya mesleki programdan oluşmaktadır. İkinci 3 yıllık akademik eğitim dönemi üniversiteye giriş için gereklidir. Lise sonrası okullara toplam kayıt 150.000'in üzerindedir. Okuma yazma oranı 15 yaş ve üzeri Suriyelilerde erkeklerde %90,7, kadınlarda ise %82,2'dir.

1967'den bu yana tüm okullar, kolejler ve üniversiteler Baas Partisi tarafından yakın hükûmet denetimi altında tutulmaktadır.

Suriye'de 6 devlet üniversitesi ve 15 özel üniversite bulunmaktadır. En iyi iki devlet üniversitesi Şam Üniversitesi (2014 itibarıyla 210.000 öğrenci) ve Halep Üniversitesi’dir.

Basın

Suriye’de basın 2025 yılına kadar BAAS rejiminin baskı ve kontrolü altında tutulmuştur. Televizyon Suriye ve Mısır'a 1960 yılında, her ikisi de Birleşik Arap Cumhuriyeti'nin bir parçasıyken girmiştir. Televizyon 1976 yılına kadar siyah beyaz yayın yapmıştır.

Suriye'deki medya kuruluşlarının neredeyse tamamı devlete aitti ve Baas Partisi neredeyse tüm gazeteleri kontrol etmekteydi. Medya yetkilileri arasında çok sayıda istihbarat elemanı görevli olan Suriye’de İç Savaş sırasında Suriye'nin birçok medya görevlisi, sanatçısı, şairi, yazarı ve aktivisti hapsedildi veya öldürüldü. 

Suriye Ekonomisinde Büyüme ve Enflasyon

Dünya Bankası verilerine göre; Suriye ekonomisi 1961 ile 2011 arası ortalama yıllık %5,73 büyürken 2012- 2022 arasında yıllık %1 ile %25 arasında küçülmüş, 11 yıl içerisinde yıllık ortalama %6,34, toplamda ise %70 küçülmüştür. Kısaca bu gelişmeler sonucu Suriye ekonomisinin toplam GSYH’sı  2011 yılında 68 milyar dolar iken 12 milyar dolara kadar gerilemiş son olarak 2022 yılında 24 milyar dolara tekrar yükselmiştir.

Kişi başına milli gelir; 1962-2011 arası ortalama yıllık %2,5 artarken, 2011 yılında 2.952 dolardan 2020 yılında 572 dolara düşmüş, 2022 yılında ise1052 dolara yükselebilmiştir.

Yine Suriye ekonomisinde 1962- 2011 arası ortalama yıllık enflasyon %9 iken 2012-2022 arası ortalama yıllık %48’den fazla olmuştur.  

Verilerden de görüleceği üzere iç savaş Suriye ekonomisini büyük oranda tahrip etmiştir.

Ekonomide Sektörel Paylar

Yine Dünya Bankası verilerine göre 2022 yılında 24 milyar dolar olan GSMH toplamının; 11 milyar doları %46’sı hizmetler, 10 milyar doları %42’si tarım ve 3 milyar doları %12’si de sanayi sektörü kaynaklıdır.

Tabloda Almanya örneğinde de görüleceği üzere gelişmiş ekonomilerin çoğunda hizmet sektörünün GSYH içindeki payı %70’lere kadar yaklaşırken tarımın payı %1-2 arasındadır. Tarımın payı Türkiye’de %6 civarında, Suriye’de ise neredeyse hizmet sektörünün payına yakın olup %42’nin üstündedir. Bazı gelişmiş ülkelerde sanayi sektörünün payı %30’lara yaklaşırken Suriye’de %12’den azdır. Bu durum Suriye ekonomisinin gelişmemişliğinin ya da iç harp sırasında zaten zayıf durumda olan sanayinin büyük oranda tahrip edildiğinin göstergesidir. Tarımın ekonomideki payının olağanüstü yüksek olması sanayinin iç savaş şartlarında daha fazla tahrip olması ve tarımla meşgul olan nüfusun daha az zarar görmesinden olabilir.

İstihdam ve İşgücü Verimliliği

Suriye’de 2023 yılında toplam 15 yaşın üzerinde 16,4 milyon nüfus vardır. Bunun %38,7’si kadarı 6,4 milyon işgücü, %33’ü yani 5,4 milyonu da istihdam vardır, bunun 3,4 milyonu %63 servis, 1,2 milyonu %22 sanayi ve 800 bini %15’i de tarım kaynaklıdır. İşsizlik oranı toplam işgücünün %13’ü yani 818 bindir. Suriye’de istihdam 15+ nüfusun %33’nü biraz geçmekte olup Türkiye’de %48, gelişmiş ülkelerde ise %60’ı geçmektedir.

Müslüman ülkelerin hemen hemen tamamında kadınların işgücüne katılım ve çalışma oranları erkeklerin neredeyse %33’ünden azdır. Bu durum Türkiye’de dahil resmi işsizlik verilerinde görünmese bile atıl işgücü oranını çok yukarılara çekmekte ve bazılarında çalışan nüfusun yarısına kadar yükseltmektedir.

Çalışanların verimliliği ülkemizde gelişmiş ülkelerin %33 ile %20’sine kadar düşerken, Suriye’de bu 25’te birine kadar gerilemektedir.

Bu verimlilik değerleri değerlendirildiğinde Suriye gibi ülkelerin gelişmiş ülkelerle kısa gelecekte rekabet gücüne ulaşması neredeyse imkansız görünmektedir. Ülkemizde de Suriye kadar olmasa bile durum çok farklı değildir.

Toprak Kullanımı

2022 yılı FAO verilerine göre Suriye’nin yüzölçümü 18,5 milyon hektar olup yüzölçümünün yüzdesi ve hektar itibariyle; %99’u (18,36 milyon hektar) kara alanı, %80’i (14,85 milyon hektar) tarım alanı, %2,8’İ (522 bin hektar) orman alanı,  %44’Ü (8,16 milyon hektar) mera, %23,8’İ (4,4 milyon hektar) ekilebilir alan, bunun %22’si (982 bin hektar sulanan alan), %08’i (155 bin hektar) içsu, %28,5’İ (5,3 milyon hektar) diğer alanlardır.

Suriye toprak kullanımında Türkiye ile karşılaştırıldığında oran olarak; ekilen alan neredeyse eşit, sulanan alan düşük, tarım alanı fazla, orman alanı çok düşük, mera çok yüksek, diğer alanlar birbirine yakındır. Suriye’de ekilen alanlar verimliliği yüksek araziler olmasına rağmen ekosistemin devamlılığı açısından çok fazla ağaçlandırma yapılarak orman alanlarının artırılması, çok düşük olan suyun, toprakların, sermayenin ve işgücünün verimliliğinin yükseltilmesi, israfının düşürülmesi gereklidir.

Su Kullanımı

Suriye, iç tatlı su kaynakları açısından su fakiri bir ülke olup; kişi başına toplam su tüketiminde neredeyse Türkiye’yle eşit, Dünya ortalamasından fazladır. Suriye’de birim alanda sulama suyu kullanımında ülkemizden ve Dünya’dan %50 fazla tüketim vardır. İç su kaynakları ile su tüketimi arasındaki fark ülkemizden verilen sularla sağlanmaktadır. Saha çalışması yapmaya ihtiyaç olmakla birlikte su kullanımı verilerinden görüldüğü kadarıyla Türkiye’nin Fırat nehrinden bıraktığı sular israf edilircesine kullanılmasına rağmen hala Basra Körfezi’ne bırakılan çok fazla su potansiyeli vardır. Kısaca hem ülkemizde hem de Suriye’de su kullanımında israfı azaltacak yatırımlara ihtiyaç vardır.

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’de sulamada hektar başına 8.600 m3, Suriye’de ise hektar başına %50 daha fazla yani 12.000 m3 su kullanılmaktadır. Bu miktar iklim krizinden en fazla etkilenecek iklim kuşağında bulunan hem Suriye için hem de ülkemiz için çok büyük su israfıdır. Sulanan hektar başına su tüketiminin basınçlı sulama sistemleri yatırımlarıyla ülkemizde 2.100 m3, Suriye’de ise 2.500 m3’lere düşürülmesi mümkün olup, böylece sulanan alanlar çok daha genişletilecek ve tarım yapılabilir arazilerle meralar da sulanabilir hale getirilerek verimlilik yükseltilecek ve ülke kalkınması hızlanacaktır.

Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler incelendiğinde, hele hele doğudan batıya, güneyden kuzeye mal, insan ve asker geçiş köprüleri konumunda olan jeopolitik bakımdan önemli olan ülkelerin tamamına yakınında siyasi, ekonomik, sosyal ve hukuki bakımdan suistimal edilecek, kaosa yol açılmaya müsait haller bırakmamak şarttır.

Suriye ve ülkemiz gibi jeopolitik bakımdan hassas bölgelerdeki ülkeler demokratik, laik, güçler ayrılığı ve denetlenebilir, hesap verebilir hukuk sistemleriyle, evrensel ferdi hakların geliştirildiği siyasi, dini ve etnik ayrım yapılmadan yönetildiğinde çok önemli konumlara sahip coğrafyalar olabilecekleri gibi aksi halde kaostan kurtulmaları hayli güçleşecektir.

Siyasi ve hukuk sisteminin kurumsallaştırılması, güçler ayrımı ve denge denetim sisteminin çağdaş evrensel ölçülere göre oluşturulması, güçlerin birbiri üzerindeki vesayetinin sonlandırılması, toplumsal barışın tam olarak sağlanması, kayırmacılık ve yolsuzlukların ortadan kaldırılması, ekonominin siyasi ideolojilere ve dini inançlara göre değil, ilmi gerekliliklere göre yönetilmesi, gelir dağılımının adaletli hale getirilmesi, nüfusun içinde etnik, dini ve meshebi olarak kayrılan, kollanan kesim ve kişilerin olmaması, devletin her fert ve kesime eşit mesafede olması elzemdir.

Suriye’de yeni yönetimle birlikte; ferdi insan hakları çağdaş evrensel kurallara göre gözden geçirilmeli, siyasi ve hukuki sistem farklı dini, meshebi ve etnik kesimlerin hiçbirine özel haklar tanınmadan, ferdi hak ve hukukun çağdaş evrensel seviyelere yükseltilmesi, böylece bütün toplumun mensubiyet duygusunun yükseltilmesi şarttır.

Adil, hizmete dayalı yönetim sistemi yerine milli ve manevi değerler üzerine inşa edilmiş siyasi sitemler oluşturulması bütün ülkelerde kaosa sebep olacağından, beka meselesi haline gelmektedir.

Suriye’nin içine düşürüldüğü kaos örnek alınıp ülkemizin yönetimini de buna göre dizayn etmek her konumda olan bütün ülke vatandaşlarının birincil sorumluluklarındandır.

Ülke yönetiminden sorumlu konuma gelen bütün; din ve mezhep mensupları, siyasi kuruluşlar, etnik kesimler, sosyal demokratlar, inançlılar, inançsızlar önce ülke mensubiyetini ön plana çıkaracak toplumsal sorumluluklarının şuurunda olmak zorundadırlar. Aksi halde; Suriye, Filistin, Irak, Ürdün, Libya, Afganistan, Lübnan, Yemen ve ülkemizin de içinde bulunduğu bütün ülkelerde Batılı emperyalist hesaplar son bulmayacaktır. Ekonomik olarak kalkınıp güçlenmiş, toplumsal olarak iç barışını sağlamış, milli ve manevi değerlerini ayrılık unsuru olmaktan çıkarmış, zenginlik unsuru haline getirmiş, evrensel hukuk prensiplerine göre ferdi hakları geliştirilmiş, barışık bir toplum olamayan ve buna uygun siyasi yapılanmasını tamamlayamayan ülkeler kaos ülkeleri olmaktan kurtulamadıkları gibi ekonomik bakımdan da kalkınmış, Dünya milletler camiasının saygın üyeleri haline gelemezler.

Kısaca; komşu bir ülke, dost bir halkı olan Suriye’nin yukarda kısaca izah etmeye çalıştığım değerleri kurumsallaştırmış çağdaş bir ülke olmasına tepeden bakmadan, dostça yardımcı olmazsak bölgemiz ve ülkemizin terörden temizlenmesi zorlaşacaktır.

 

 

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA