Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Tarihi Bağlantıları Yeniden Kurmak: Coğrafyadan Jeostratejiye Türk Devletleri Teşkilatı

Bu yazı 01/01/2022 tarihinde yayınlanmıştır.

*Doç.Dr. Güray Alpar/SDE Başkanı

 

Bilim, sistematik bir yöntemle olaylar ve olgular arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve bağlantıların kurulmasıdır. Örneğin; “Coğrafya” bir ülkeyi niteleyen; fiziksel, ekonomik, insansal ve siyasal gerçekliklerin bütünü olarak nitelendirilirken, “Jeostrateji” o ülkenin bulunduğu coğrafi konum göz önünde bulundurularak düzenlenmesi gereken stratejidir. 

Jeostrateji, bölgesel ve küresel düzeyde hedeflere ulaşmak için üzerinde yoğunlaşılacaklar ve seçileceklerle ilgilidir. Strateji ile coğrafya arasındaki bağı jeostrateji kurar. Bu bağ kurulamadığı zaman coğrafya, ne kadar uygun kaynaklar sağlarsa sağlansın, pek bir anlam ifade etmez. Türk gönül coğrafyasının bir süredir içinde yaşadığı çıkmaz da zaten bundan başka bir şey değildir.

Bağlantıyı kurmak, derinliği görmek ve stratejik anlam yükleyebilmek ile ilgilidir. 

Asya derinliklerinde yaşayan Türkler için bulundukları coğrafi konum; stratejik derinlik ve güvenlik sağlayamadığından, tarih boyunca Batıya doğru bir genişleme ihtiyacını gerektirmiştir. Kapalı bir iç ülke olmak aynı zamanda bir güvenlik sorunsalı olduğundan, bu bir anlamda okyanuslara çıkışı olan denizlere ulaşmakla da ilgili olmuştur. Tıpkı şu anda Türkistan coğrafyasındaki Türk devletlerinin coğrafi konumlarında olduğu gibi.

Türklerin bu stratejik çıkmazı ilk defa, İskitler (Sakalar) döneminde aştığı görülür (Selçuklular da Akdeniz’e ulaştıklarında aynı amacı gerçekleştirmişlerdir). Yapılan arkeolojik kazılar ve araştırmalarda Sakaların Asya içlerinden Avrupa içlerine kadar geniş bir alana yayıldıkları ortaya çıkmıştır (Durmuş, 2015:163; 2017: 48-55).

Sakalar doğuda Mançurya’dan, batıda Macar ovasına ve Kafkaslardan da Ön Asya’ya yayılan geniş bir coğrafyayı kontrol eden ilk büyük Türk devletidir. Tarihçi Heredot, İskitlerin Asya’dan geldiklerinden bahseder. Kazakistan’da İskit dönemine ait bulunan ve ilkçağ Türkistan toplulukları, Macarlar ve Kuzey Avrupa ülkelerinde yaşayanlar tarafından kullanılan runik yazıların, Göktürk döneminde kullanılan harflerin ilk biçimleri ve Orhun-Yenisey yazısının proto tipi olduğu ortaya çıkarılmıştır (Durmuş, 2015: 123-125).

MÖ 8. yüzyıldan MS 2. yüzyıla kadar hakimiyet süren İskitlerin yaşam tarzları ve kültürleri, Hunlar ve Göktürkler başta olmak üzere, tamamen Türklerin kültür ve yaşam tarzları ile benzerlikler gösterir (Laypanov ve Miziyev, 2010: 76).

Ortaçağ’a ait çeşitli kaynaklarda “İskit” kelimesi, çoğunlukla tıpkı “Türkistan” kelimesi gibi (Türkistan kelimesi yerine Orta Asya teriminin kullanılması fikri 1843 yılında Prusyalı bir yer bilimci olan Alexander von Huboldt tarafından ortaya atılmıştır) Türklerin yaşadıkları bölgeleri göstermek için kullanılmıştır (Başkan, 2015: 15). Yine aynı şekilde geçmişte bazı Avrupalı ve Kafkasyalı tarihçilerin de Selçuklular için İskit adını kullandığı görülmüştür (Agacanov, 2004: 244).

İskitlerin yükseliş dönemini yaşatan ise büyük bir hükümdar ve strateji ustası olan efsanevi Alp Er Tunga’dır (Atalay, 2006: 41). Yazılı Türk kaynaklarında Alp Er Tunga ile ilgili rastlanan en eski belge Orhun Abidelerinde mevcuttur (Abdurrahman, 2004: 2-3). Alp Er Tunga ismi MÖ 7. yüzyılda yaşamış bir hükümdar olarak Oğuzname’de de geçmektedir. Bunun dışında Arap ve İran kaynaklarının yanında Kutadgu Bilig ve Dîvânu Lugâti't-Türk'te de kendisi ile ilgili bilgilere rastlanır. 

İskitlerin Ön Asya ve Avrupa seferini gerçekleştiren hükümdarlarının adı (Alpar sıfatı ile tanınan) Alp Er Tunga’dır (Taşağıl, 2014: 48). Onun zamanında İskitler, Batıya ve denizlere ulaşarak zamanının büyük bir gücü haline gelmişler, bir anlamda da coğrafya’yı jeostratejik avantaja dönüştürmeyi başarmışlardır.

Alp Er Tunga’nın devlet anlayışı ile ilgili en geniş bilgiyi Yusuf Has Hacib vermiştir. Hacib’e göre Alp Er Tunga, yüksek faziletlere, bilgiye, anlayışa sahip, feraset sahibi bir liderdi. En önemli özelliklerinden birisi de kendisini halkına hizmet için adamış olmasıydı. Yine adalete verdiği önem onu tarihte bambaşka bir yere taşıyordu.

Ne yazık ki, MÖ 624 yılında Alp Er Tunga İran (Med) hükümdarı Keyhüsrev tarafından hile ile pusuya düşürülerek öldürülmüştür (Dikici, 2014: 16). Alp Er Tunga’nın ölümü ile iyiliklerin azaldığı, kötülüğün ve kötülerin güçlendiği, adaletin ve istikrarlı ortamın ortadan kalktığı söylenir.

Tarihi Türk kaynaklarının yanında İran, Arap ve Moğol tarihçileri de eserlerinde onun Türk hükümdar ailelerinin atası olarak kabul edildiğinde bahseder (Öğer: 2008). Yine Nizâmülmülk de Farsça eserinde Alp Er Tunga’yı Türklerin atası olarak göstermiştir (Nizâmülmülk, 1999: 7, 126, 133).

Alp-Er Tunga’nın felsefesi devlet idaresinin ahlaki felsefesidir. 

“Kut”, Türklerde ülkeyi yönetme yetkisi anlayışı ile ilgili tarihi bir kavramdır. İlk Türk devletlerinden bu yana ülke yönetiminde sahip olunan güç, liderlik, yaratıcılık ve yetenek olan Kut, adaleti sağlama noktasında da kutsal bir dayanak oluşturmaktadır. Bu nedenledir ki birçok Türk devletinde yöneticiler kendilerini Alp Er Tunga soyuna dayandırarak, yönetimlerine kutsal bir dayanak olarak kullanmışlardır. 

Özbek Hanları soylarını Alp Er Tunga’ya dayandırmıştı. Karahanlı Devletini yöneten hanedan da kendi soyunu Alp Er Tunga’ya dayandırır. Diğer taraftan Alp Er Tunga, Selçukluların 33 atasından biri olarak kabul ediliyordu. Ebulgazi Bahadır Han, 17. yüzyılda bile Türkmenler arasında Selçuklu Hanedanının soyunun Alp Er Tunga’ya dayandığının anlatıldığından, Şecere-i Terakime isimli eserinde bahseder. Bu bakımdan hemen hemen tüm Türkistan coğrafyası için Alp Er Tunga birleştirici bir kişilik ve oluşumlara “Kut” sağlayan bir unsur olarak karşımıza çıkar. 

Bu aşamada bahsetmemiz gereken diğer bir husus ise İskitlerin bu kadar geniş bir coğrafi alanda yönetimi nasıl sağladıklarıdır.

Devlet anlayışları oldukça güçlü olan İskitler, geniş bir coğrafya içinde üç ayrı hükümdarlık şeklinde yönetiliyordu. En önemli avantajları bağlantı ve iletişim sorununu çözmüş olmalarıydı. Ayrı yönetilmelerine rağmen İskit liderleri zaman zaman bir araya geliyor ve fikir birliğine varıyordu. Yine ayrı ve birbirinden uzak olsalar da ortak düşmanlara karşı birlikte hareket etme becerisine sahiplerdi. Türk Devletleri Teşkilatının da böyle bir yapılanmaya gittiği bilinmektedir. Böylelikle bağımsız devletlerin birlikte hareket etme yetenekleri ile coğrafi uzaklığı ortadan kaldırmaları ve coğrafyadan jeostratejik boyuta geçiş yapmaları mümkün olabilecektir. Türk Devletleri Teşkilatı kapsamındaki işbirliği, üye ülkeler arasındaki ortak tarih, kültür, kimlik ve Türk dili konuşan halkların dil birliğinden kaynaklanan özel dayanışma temelinde inşa edilmektedir. Şüphesiz Türk Devletlerinin gelişmesini ve refah düzeyinin artmasını istemeyenler, hatta engellemek isteyenler olacaktır. Bölgede barış ve huzur istemeyenlerin bu girişimlerde mutlaka bir art niyet aramak gerekir. 

Aslında devlet teşkilatının işleyişine ilişkin tecrübe Türklerin hafızalarında binlerce yıldır mevcuttur. Bu anlamda Yusuf Has Hacib’in 11. yüzyılda yazılı hale getirdiği devlet felsefesini; adalet, akıl, kanaat ve afiyet üzerine dört temel esasa oturttuğunu hatırlamak gerekir. Kutadgu Bilig’in Türk Kültür tarihine en önemli katkılarından birisi de devlet yönetimi ve devlet adamlığı, cihan hakimiyeti ve harp sanatı gibi konularda oluşturduğu kavram ve modelleri günümüze aktarmasıdır. Onun bahsettiği devlet adamlarından beklenen “Akıl” ve “Bilgi” modelleri ise Alp Er Tunga’dan günümüze ulaşan temel esaslardan başkası da değildir.

Türk Devletleri Teşkilatı; aralarında kapsamlı işbirliğini derinleştirmek, bölgesel ve küresel barış ve istikrara katkıda bulunmak maksadıyla oluşturulmuş ve bu kapsamda belirlenen “Vizyon” ve “Stratejik Yol Haritası” çerçevesinde Türk Devletlerinin refah düzeyinin artırılmasına hizmet edecek şekilde faaliyetlerine devam etmektedir. 

Bu birliktelik aynı zamanda denize doğrudan çıkışı olmayan “iç devlet” konumundaki Türk devletleri için coğrafyanın yeniden yorumlanışı ve stratejik bir hamle ile sinerji yaratacak bir güce dönüştürülmesidir. Türk Devletlerinin bu işbirliği aynı zamanda, denize kıyısı olmayan üye devletlerin kuşatılmışlığın dışına çıkması ve dünyaya entegre olması demektir. Coğrafyanın stratejik açıdan ne anlama geldiğini bilmek ve bunu pratik alanlara aktarabilmek, coğrafyanın sahip olduğu zengin güç unsurlarının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayacaktır.

Böylece hiçbir anlam ifade etmeyen ve yeterince yararlanamayan kaynakları da değerlendirmek ve bir yandan kendi insanına hak ettiği refah düzeyini daha kısa bir sürede sağlarken, diğer yandan adaleti sağlayarak bölgesel ve evrensel barışa ulaşmak mümkün olabilecektir. 


Kaynakça:

Abdurrahman, V. (2004). Tarihteki Efsanevi Turan Padişahı Alp Er Tunga Hakkında, Tarih Araştırmaları Dergisi, 22(35).

Agacanov, S.G. (2004). Oğuzlar, (Çev. Ekber N. Necef ve Ahmet Annaberdiyev), 4.Baskı, Selenge Yayınları: İstanbul.

Atalay, B. (2006). Divanü Lügati't - Türk. Türk Tarih Kurumu Basımevi: Ankara.

Başkan, Y. (2015). XIV.-XV. Yüzyıl Kaynaklarında Pers ve İskit Kelimesinin Kullanımı, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 35.

Durmuş, İ. (2015). İskitler, Akçağ Yayınları: Ankara.

Dikici, M. (2014). Sakalar, Alter Yayıncılık: Ankara.

Durmuş, İ. (1997). Saka-Pers Mücadelesi, Bilig, Sayı 4, Kış.

Laypanov, K.T. ve Miziyev, İ.M. (2010). Türk Halklarının Kökeni, Çev. Hatice Bağcı, Selenge Yayınları: İstanbul.

Nizâmülmülk. (1999). Siyasetnâme, Çev. M. A. Köymen, Türk Tarih Kurumu Yayınları: İstanbul.

Öğer, Adem. (2008). Türk Kültür Tarihinde Alp Er Tonga ve Uygur Türkleri Arasında Onunla İlgili Anlatmalar, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 3/7 Fall 2008.

Taşağıl, A. (2014). Kök Tengri’nin Çocukları: (Avrasya Bozkırlarında İslam Öncesi Türk Tarihi), Bilge Kültür Sanat Yayınları: İstanbul.