Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

“Tarihin Sonu”nun Sonu

Bu yazı 26/02/2022  tarihinde yayınlanmıştır.

*Prof. Dr. Tevfik ERDEM /SDE İç Politika ve Hukuk Koordinatörü

 

Berlin Duvarı’nın yıkılması (1989) ve SSCB’nin çökmesi (1991) ile ideolojik çatışma üzerine oturan Soğuk Savaş dönemi sona ermiş görünüyordu. Japon asıllı siyaset bilimci Francis Fukuyama bu süreci “Tarihin Sonu” olarak tanımlıyordu. Çünkü ona göre, tarihe yön veren farklı ideolojiler arasındaki çatışmaydı, liberal demokrasi ve piyasa ekonomisi (kapitalizm), halkçı demokrasiler ve devletçi ekonomiler (kısaca komünizm) karşısında zaferini ilan etmişti. Böylece Batı (NATO) için “Kızıl” tehdit  (Varşova Paktı) sona ermişti. Ancak aynı dönemde bir başka Amerikalı siyaset bilimci Samuel Huntington “Medeniyetler Çatışması” teorisi ortaya atarak meydana yeni bir (sözde) tehdit ortaya çıkarmıştı. Ona göre, dünya farklı medeniyetlerden oluşuyordu ve bundan sonraki çatışmalar bu medeniyetler arasında gerçekleşecekti. Bunun işaretleri de, eski Yugoslavya’da Müslüman Boşnak ve Hristiyan Sırplar ile Karadağ bölgesinde Azeriler ve Ermeniler arasında gerçekleşen savaşlardı. 

Batı dünyası ve özelde ABD için, günlük hayattan TV filmlerindeki kötü karakterlere ve ortadan kaldırılması gereken tehdide kadar her şey “Kızıl”dan “Yeşil”e dönüşüyordu. Yeni tehdit artık Ortadoğu’daki “serseri rejimler”di. Bu ülkeler değerli enerji kaynaklarına (petrol) sahipler ama bunları kullanacak erginliğe erişmemişlerdi. Üstelik bu ülkeler demokrasiyle de yönetilmiyorlardı. Öyleyse beyaz adamın yeni görevi, buraya demokrasi götürmekti ayrıca enerji kaynaklarının kontrolü Amerikan yumuşak gücüyle her tarafın yararına gösterilerek çözülebilecek ve medeni dünya için kullnıabilecekti.

ABD’nin 11 Eylül saldırılarını gerekçe göstererek Ortadoğu’yu işgal planı bölgeyi tam bir cehenneme çevirdi. Milyonlarca insan yerinden edildi hayatını kaybetti ya da sakat kaldı. Tüm dünyanın gözünde İslam coğrafyasında gerçekleşen Amerikan saldırıları bilgisayar oyunu gibi seyredildi. ABD’deki İkiz Kuleler saldırısının yanında birkaç küçük yerel saldırı dışında Batı coğrafyası sıcak çatışmalardan hep uzak kaldı.

SSCB’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi Rusya’yı tarih sahnesinden çıkarmış gibi görünüyordu ancak öyle olmadı. Ülkeyi adeta mafyavari bir tarzla yöneten Putin, güçlü doğal kaynaklara sahip ülkesini yeniden önemli bir askeri güç haline getirdi. Öyle ki Ukrayna’nın NATO’ya dahil olma çabalarını kendisine karşı bir tehdit olarak gördü ve tüm Batılı demokratik güçlerin gözünün önünde ve onları tehdit edercesine Ukrayna’yı işgal etti. Ukrayna ve Rusya arasındaki gerilimde, her fırsatta Ukrayna’yı desteklediğini belirten ülkeler ise çok büyük bir tepki vereceklerini belirttiler ve beklenen tepki geldi. “Çok sert ekonomik yaptırımlar uygulayacağız!”

Medeni Dünyaya Yeni Tehdit: Neo-Mongolian Saldırılar

Rusya’nın ABD’ye ve NATO’ya karşı, onların yanında yer almaya çalışan eski (ve yeni) parçası olarak gördüğü Ukrayna’yı işgali, her ne kadar yapılan açıklamalarda, siviller gözetilerek dense de, sivil askeri ayrım konusunda tecrübeli Rus duyarsızlığı burada da kendini gösterdi. Putin devleti bir mafya lideri gibi edasıyla yönetirken hem Ukrayna işgali ile ilgili hem de Suriye’de yaptığı saldırılar sonrasında yaptığı açıklamaları hiçbir insani sempati ve tepki göstermeksizin yapıyor. Suriye’de bilerek ve isteyerek sivilleri, hastaneleri bombalamayı sıradanlaştıran bir kötülükle izlediği neo-Mongolian tarzla haracını ödemeyen işyerlerine çöken ve mekana zarar veren bir eylem sergiliyor.

Kasabanın Şerif’i ise, çok sert ekonomik yaptırımlar yapacağız, demekten öteye bir şey yapmıyor. Kuveyt Saddam Hüseyin tarafından işgal edildiğinde bu işgali Irak’a saldırmak için bir gerekçe olarak gören ABD, Rusya karşısında “o kedi bu masaya gelecek!” naraları atmaktan öteye gidemiyor. Putin’in, işgal sırasında yabancı güçlerin müdahalesi durumunda çok sert tepki vereceklerini belirttiği konuşması sonrasında, Biden’ın, savaşı başlatan Rusya’nın yaptıklarının sonucuna katlanması gerekir, sözü ise trajikomik. 645 milyar Dolarlık bir rezervi ve petrol, doğal gaz gibi tüm dünyanın ihtiyaç duyduğu doğal kaynaklara sahip Rusya’yı bu şekilde cezalandırmak gerçekçi ve inandırıcı görünmüyor.

Hasta Adam’dan Hasta Örgüt NATO’ya

ABD’nin dünya jandarmalığı rolü, yeni dünya düzeni efsanesi ve Tarihin Sonu teorisi gibi sona erdi. ABD’nin (Biden’ın) dili bu vazgeçişin işaretleri ile dolu. “En sert şekilde karşılık vereceğiz, en sert şekilde hesap soracağız, en güçlü şekilde kınıyoruz”, Biden yerine Trump olsaydı farklı bir politika izlenir miydi? Hayır. Trump kendi askerlerinin ABD dışında bulunmasından rahatsızlığını sürekli gündeme getiriyordu dolayısıyla Ukrayna için de farklı bir yol izleyeceğini sanmak doğru değil.

Avrupa ülkelerinin ABD’den daha fazla tepki vermesini, Rusya’nın (aslında Putin’in) nereye doğru evrileceği belli olmayan dış politik tercihlerinden kaynaklanan endişe ile açıklamak mümkün. Çünkü Putin, SSCB ve Rus Çarlığını sentezlemek istiyor, yani komünist sistemin getirdiği coğrafi kazanımlarla çarlık döneminin milliyetçi eğilimlerini harmanlamak istiyor. Artık Avrupa’ya yayılmasını engelleyecek bir Alman ordusu yok. Fransa ve İngiltere’nin askeri gücü yetersiz hatta AB ülkeleri eğer ABD yanlarında yer almazsa Rusya karşısında güç gösterisi yapabilecek birlik ve lojistiğe sahip değiller. Macron’un “beyin ölümü gerçekleşti” dediği NATO’nun Rusya karşısında Biden’dan farklı bir icraat geliştirmediği de ortada. Rusya’nın karşısında artık hasta adam değil “Hasta örgüt NATO” var.

Rusya’nın saldırganlığı Batılı ülkeleri neden bu kadar rahatsız ediyor, sebebi çok açık. Rusya’nın bu zamana kadar zarar verdiği, çocuk kadın demeden herkesi bombaladığı yerler Afganistan ya da Suriye gibi İslam beldeleriydi. Burada ölen, vücutları yanan ya da parçalanan çocukların bedenleri, öldürülen insanlar, yıkılan şehirler… Batılılar tarafından bilgisayar oyunu gibi görülüyordu ancak artık Rusya’nın bombaladığı yerlerden çıkan dumanlar ve silah sesleri bu ülkeler tarafından görülüyor ve duyuluyor. Savaşın mekanı, coğrafyası değişti. Üstelik Avrupalılar saldırganlıkta sınır tanımayan, nerede nasıl hareket edeceği bilinmeyen ve her şeyin onun iki dudağında olduğu Putin ile bir arada yaşamak zorunda kalacaklar. Bu yüzden dünya asla eskisi gibi olmayacak.

ABD yumuşak gücünü kaybederken Rusya sert gücüyle ortaya çıkmakta, beyin ölümü gerçekleşmiş, Hasta örgüt NATO çekimser ve savunmacı bir politika geliştirmekte. Arka planda Çin fırsattan istifade Rusya’ya nazire yapar gibi kendi toprağı olarak gördüğü Tayvan’a abanmaya çalışmakta. Tek başına Rusya ile baş edemeyen Batı, Çin’in de içinde yer aldığı bloğa karşı ne yapabilir ki ya da yapmak ister mi? Görünen o ki hayır. Öyleyse artık yeni bir tarihi döneme giriliyor artık ABD ne başrolde ne de diğer uluslararası aktörlere rol dağıtacak bir pozisyonda.